Eki 14

Refik Halid Karay * Karli Dağdaki Ateş
1. KİTABIN KONUSU :

Romanın konusu, Binnur adındaki güzel bir öğretmenin, aşkı temsil eden Yusuf ile parayı, rahatlığı, lüks hayatı temsil eden Ulvi arasında bir tercih yapamaması, bundan dolayı sürekli bir tereddüt içinde bulunması ve bu tereddütün etrafında çerçevelenen olaylardır.

2. KİTABIN ÖZETİ :

Binnur, Kız Sanat Enstitüsüne yeni tayin olmuş güzel bir öğretmendir. Burada Zeria adında başka bir öğretmenle çok kısa bir süre içinde ahbap olur. Onun aracılığıyla Ulvi adında yakışıklı bir mühendisle tanışır. Ulvi Binnur’a daha ilk gördüğü andan itibaren alaka gösterir. Zeria onun Ulvi’yle evlenmesini istemektedir. Çünkü Ulvi geleceği parlak olan birisidir ve Ulvi’nin de Binnur’u istediğini bilmektedir. Fakat Binnur çelişki içerisindedir; Ulvi’ye bir türlü aşık olamıyor, ondan bir elektrik alamıyor, bununla birlikte de eğer onunla evlenirse yaşayacağı hayat onu cezbediyordu.
Zeria, her yıl düzenlenen Kocadağ gezilerine Binnur’un da katılmasını istedi. Böylece onunla Ulvi’yle yakınlaşıp evleneceklerini düşündü. Binnur onun bu isteğini kabul etti. Dağ yolculuğu boyunca Zeria ikisini başbaşa bıraktı. Binnur ilk defa birşeyler hissetmeye başladı. Aralarında çok sıcak yakınlaşmalar yaşandı. Misafirhaneye vardıklarında herkes Yusuf adında birinden bahsediyordu. Yusuf Kocadağ’da bir kulübede yaşayan, bu dağı çok iyi bilen ve kadınları kendine çeken bir cazibeye sahip kırk yaşlarında bir kayakçıydı. Ona Kar Adamı diyorlardı. Binnur ilk zamanlarda fazla ilgi göstermemekle beraber, daha sonra onu çok merak etti. Hiçbir kadına yüz vermeyen Yusuf, ilk karşılaştıkları andan itibaren Binnur’dan etkilendi. Ama Binnur onu bir yabani gibi görüyordu. Fakat daha sonra o da Yusuf’tan etkilendi, birşeyler hissettiğini anladı ve ona aşık oldu. Ama Ulvi ile evlendiği zaman yaşayacağı hayat onu bu aşkından vazgeçirmişti. Geri döndüklerinde aklı hala Yusuf’taydı. Nitekim, şehre çok nadiren gelen Yusuf, şehre indiğinde Binnur’u tam İstanbul’a babasından evlenmek için izin istemeye giderken buldu. Onu alıp Kocadağ’daki kulübesine götürdü. İkisi de mutluydu. Günler çok güzel geçiyordu, ta ki Binnur’un o kulübede bir ömür boyu yaşanmaz düşüncesine kapılana kadar. O artık birilerinin gelip onu oradan götürmesini bekliyordu. Yalnız başına gitmeye cesareti yoktu. Aklına teyzesinin oğlu Erbil geldi. Onun kendisini çok sevdiğini bildiği için, ne olursa olsun kendisini kabul edeceğini biliyordu. Ama o hala Yusuf’u çok seviyor ondan ayrılmak istemiyordu. Birgün Yusuf kulübede yokken birisi çıkageldi. Bu kişinin Yusuf’un oğlu Kaya olduğunu öğrendi. Binnur ona içini döktü ve ona Erbil’den bahsetti. Fakat daha sonra, söylediklerini unutmasını istedi. Yusuf geldiğinde Kaya çoktan gitmişti.
Bir gün Yusuf ile Binnur kayarlarken derin bir uçurumla karşılaşırlar. Binnur Yusuf’a birgün buradan birlikte bilinmeyene uçmayı teklif eder. Yusuf da bunu kabul eder.
Günler böyle geçerken Erbil çıkagelir. Fakat artık Binnur için tek saadet o uçurumdan Yusuf ile birlikte atlamaktır. Erbil ile konuştuktan sonra Yusuf’la birlikte ortadan kaybolurkar. Onlar gerçek saadetlerine çoktan ermişlerdi ama Erbil, hala Binnur’un birgün döneceği umuduyla beklemektedir.

3.KİTABIN ANAFİKRİ :

Para bir kadına ne kadar rahat bir yaşam sağlarsa sağlasın, onu ne kadar zahmetlerden kurtarırsa kurtarsın, seven bir kadına sevdiği erkeğin verebileceği mutluluğu o olmayınca, ölümden başka hiçbir şey temin edemez.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :

Romanda geçen olayların hepsinde Binnur vardır. Onun olmadığı bir olay yoktur. İki aşığın uçurumdan atlaması dışında ilgi çekici hiçbir olay yoktur.
Binnur, orta gelirli bir ailenin kızı olup,iyi bir aile ahlakı almış, dış görünüş itibari ile kendisine ilk bakışta aşık olunacak kadar güzel bir öğretmendir. Para ile aşk arasında bir tercih yapamamasından dolayı sürekli bir tereddüt içindedir.
Yusuf, kendisini çok beğenen, daha doğrusu dışarıya bu imajı veren, sevdiğini açıkça söylemeyip içine atan, dış görünüş itibari ile fazla çekici olmayan, fakat yaşadığı hayattan ötürü herkesin ilgisini çeken, kırk yaşlarında bir kayakçıdır.
Zeria, çok kısa bir zamanda, konuştuğu kişiyle samimi olabilecek kadar sıcakkanlı, kendisini başkalarının mutlu olması için görevli biriymiş gibi gören hayat dolu bir öğretmendir.
Ulvi, geleceği parlak olmasından dolayı genç kızların ilgi odağı olan,ama giydiği kıyafetlerden dolayı yadırganan sarışın, yakışıklı bir mühendistir.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :

Olayların fazla ve heyeceanlı olmaması romanın akıcı olmasını önlemiş, okuyana büyük bir can sıkıntısı vermiştir. İsmi kadar güzel bir roman olmayıp, son bölümünden başka övebileceğim bir yanı yoktur. Binnur’un sürekli fikir değiştirmesi bir yerden sonra okuyucuyu kızdırıp, kişiye romanı okumayı bırakmayı bile düşündürtmüştür. Bu, Refik Halid Karay’ın okuduğum ilk kitabı. Konu olarak fevkalade güzel bir roman ama yazarın tarzının hoşuma gitmediğini söyleyebilirim.

6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :

İstanbul’da doğmuştur (1888). Mudurnu’dan İstanbul’a göç etmiş Karakayış ailesine mensup Maliye Başveznedarı Mehmed Halit Bey’in oğlu olan Karay, Veznecilerdeki Şemsü’l Maarif ve Göztepe’deki Taş Mektep’te okumuş, bu arada özel dersler almıştır. Galatasaray’a devam etmiş (1900-1906), ancak okulu bitirememiştir. Mekteb-i Hukuk’a girmiş (1907), bir yandan da Maliye Nezareti’nde Devair-i Merkeziye kaleminde katiplik yapmıştır. Meşrutiyet’in ilanından sonra öğrenimini ve katipliği bırakarak gazeteciliğe başlamıştır (1908). Önce gündelik Servet-Fünun’da, sonra Tercuman-ı Hakikat’ta çevirmen ve yazar olarak çalışmıştır (1909). Son Havadis adıyla, ancak iki hafta çıkabilen bir gazete kurmuştur (1909). Hurriyet ve İtilaf Fıkrası’nın iş başına geldiği sırada Altıncı Belediye Dairesi Başkatibi olmuş (1912), İttihat ve Terakki İktidarınca Mahmut Şevket Paşa’ya suikast olayının ardından muhalefeti tuttuğu gerekçesiyle Sinop’a sürülmüştür (1913). Oradan Çorum’a, Bilecik’e ve Ankara’ya nakledilmiştir (1913-1918). Ziya Gökalp ve Ömer Seyfettin’in çabalarıyla İstansul’a dönmüş (1918), Robert Kolej’de Türkçe öğretmenliği yapmıştır. Mütareke’de yeniden siyasal atılmış, Hürriyet ve İtilaf Fıkrası Genel Merkez üyesi olmuştur. Sabah gazetesinin başyazarı olmuş, Alemdar ve Peyam-ı Sabah gazetelerinde yazmıştır. Damat Ferit Paşa hükümeti döneminde Posta-Telgraf Umum Müdürü atanmıştır(1919).
Kurtuluştan sonra Milli mücadele’ye karşı olan yazıları yüzünden Yüzellilikler listesi alınmış ve yurdu terketmek zorunda kalmıştır (1922). Beyrut ve Halep’de onbeş yıl bir sürgün ve gurbetlik yaşamı olmuş, Halep’te yayımlanan Doğruyol( 1924) ve Vahdet (1928) gazetelerinin yönetimini üstlenmiştir. Kabul edilen af kanunuyla yurda dönmüş (1938), yeniden gazeteciliğe başlamış, ancak yaşamın sonuna kadar politikaya girmemiştir.
Yüzellilikler’in affının doğrudan doğruya Refik Halid sayesinde olduğunu ima eden Yakup Kadri, bizzat Atatürk’ün öykülerini ve yazılarını çok sevdiği Karay’ın yurda dönmesinin sağlanmasını istemiş ve bir toplantıda içişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya “Ne yapacaksak yapalım, onun bir an evvel memlekete dönmesinin çaresine bakalım” demiştir.Şükrü Kaya yazarın bir sınır karakoluna teslim olması, oradan “nezaketle Ankara’ya gönderilmesi yolunda bir çözüm bulmuş, ancak Refik Halid bu çözümü kabul etmeyince, af yoluna gidilmiştir.
Yaşamını kalemiyle kazanan Karay, İstanbul’da ölmüştür.

Eki 13

Refik Halid Karay * Gurbet Hikayeleri
1.KİTABIN KONUSU :

Kitabın konusunu bir veya birden fazla kişinin başından geçmiş, yaşanmış olaylar oluşturmaktadır. Memleket özlemi kitapta çok olarak işlenmiş konular arasındadır.

2.KİTABIN ÖZETİ :

Eskici :

Hasan adında bir çocuk vardır ve İstanbul’da yaşamaktadır. İstanbul’da yaşarken anne ve babasını kaybetmiş, hiç yakın akrabası kalmamıştır. Yöre halkı Hasan’ı Filistin’e halasının yanına göndermeyi uygun görmüşlerdir. Hasan’ı vapura bindirip Filistin’e gönderirler.

Halasının yanına giden Hasan, o yörenin diline yabancı olduğu için hiç kimsyle konuşmaz. Bir gün halasının evine ayakkabıları tamir için bir eskici gelir ve Hasan onun karşısına oturarak onu seyretmeye başlar. Daha sonra eskiciye ‘ çiviler ağzını acıtmıyor mu?’ der. Eskici önce çocuğun Türkçe konuşmasını garipser. Daha sonra sen nerelisin diye sorar. Hasan anlatmaya başlar. Hiç durmadan konuşmaktadır. Eskiciyle beraber memleketlerinden bahsederler. Eskicinin işi bitmiş, gitme zamanı gelmiştir. Ayrılırken hasan çok ağlar ama elinden hiçbirşey gelmez.

Köpek :

Osman memleketinden uzun süre önce ayrılır ve Lübnan’da çalışmaya başlar. Osman kimseyle konuşmayan çok yalnız biridir. Bir gün yine işe çıkmışken arkasına bir köpek takılır. Ona bakınca onunda memleketinden uzak olduğunu düşünür. Köpeğin kaderinin kendisine benzediğini düşünerek onu yanına alır. Artık her yere onunla gider olmuştur. Köpek, Osman’ın yanına geldiğinden beri kilo alır, Osman’la oynamaya onu sevmeye başlar.

Bir gün Osman’ı Lübnan’da zabitler yakalar. Yasak olarak çalıştığından dolayı onu şehir dışı etmek isterler. Ama köpeğin onunla beraber gitmesini istemezler. O zamanlar hayvanların hastalık bulaştırma tehlikesi olduğu için, onları şehir dışı etmek yasaktır. Bu nedenle Osman’ı köpeksiz şehir dışı ederler. Osman çok üzülür hatta ayrılırken köpekle bile vedalaşır. Köpek ağlamaklı olmuştur ama bir şey yapamaz. Osman’ın eski neşesi artık kalmamıştır. Kader yine ona kazığını atmıştır.

Testi:

Ömer adında bir genç lübnanda şöförlük yapmaktadır. Bir akşam arabasına üç bedevi biner ve ondan hemen bir doktara gitmesini isterler. Adamlardan biri nefes alırken zorluk çekmektedir. Ömer merak edip nesi olduğunu sorar. Bedevilerden tyaşlıca olanı yanındakinin testşden su içerken, testinin içine düşmüş olan bir arının boğazına kaçarak onu soktuğunu söyler.

Lübnan halkı ozamanlar hastalık bulaşır korkusuyla bardak kullanmaz, testiyle içerlerdi. Testiyle içerkende ağızdan birkaç parmak yukarıdan akıtarak içrelerdi. Bu tür olaylar orada çok sık olurdu.

Adam bir ara nefes almamaya başlar. O sırada ömer doktor yazılı bir yerde durur ve adamı içeri taşırlar. Fakat doktor birkaç saat önce hayata gözlerini yummuştur. Arı tarafından sokulan adamda aradan çok geçmeden doktorun yanında yerini alır.

3.KİTABIN ANA FİKRİ :

Kitapta, insanın memleketi kadar güzel bir yere sahip olamayacağı, onun kıymetini, ondan uzak kalanların daha iyi bildiğini ve uğruna herşeyden vazgeçilebilecek bir şey olduğu savunulmuştur.

4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :

HASAN: Hasan kendi halinde, sevecen, yadımsever ve yaşamaktan zevk alan biridir. Başından geçen olaylar onu derinden etkilemişsede, hayata bağlılığı fazla zayıflamamıştır.

ESKİCİ: Hayatta öylesine yaşayan, memleketinden uzun süre önce ayrılmış işini çok iyi yapan ve memleketlilerine karşı çok iyi davranan biridir

ÖMER: Küçük yaşta memleketinden ayrı düşmüş, çok iyi araba kullanan, bilgili, kültürlü ve görmüş geçirmiş birisidir.

OSMAN: Çok duygusal bir yapıya sahip, hayattta başından geçen olaylardan sonra kimseye güveni kalmamış, ama sevgiye sevilmeye muhtaç biridir.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :

Kitap memleketimizin ne kadar güzel ve pahabiçilmez değerde olduğunu gözler önüne seren, okuyanı çok derinden etkileyen ve onların memleketlerine karşı olan duygularını çoşturan güzel bir yapıttır. Dili sade ve anlaşılması kolaydır. Yazar herkesin anlayacağı tüden bir üslup kullanmıştır. Herkesin okuması ve olaylardan ders çıkarması gereken bir kitaptır.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :

1888′de İstanbul’da doğan Refik Halit, Bank-i Osmani serveznedarlarından, “bâlâ” rütbesine sahip Mehmed Halid Bey’in oğludur. Vezneciler’de Şemsu’l-Maarif ve Göztepe’de Taş Mektep’te okuyan ve ayrıca özel dersler de alan Refik Halid, Mekteb-i Sultani’yi terkettiği gibi, Mekteb-i Hukuk’u da yarıda bırakıp Maliye Merkez Kalemi’ne katip olarak girdi.

1908′de katipliği bırakarak, Servet-i Fünun’da ve Tercüman-ı Hakikat’te çalışmaya başladı, bu arada kendisine ait Son Havadis adıyla bir gazete çıkardı ancak bunu on beş sayı sürdürebildi. Fecr-i Ati Topluluğu’na katıldı, Servet-i Fünun’a yazılar verdi. Kalem adındaki mizah dergisinde de “Kirpi” müstear ismiyle siyasi mizah yazıları yazdı. Sada-yı Millet’te, bilahare Cem’de Kirpi müstear ismiyle yazılar yazdı.

Gazeteci Ahmet Samim’in 9 Haziran 1910′da İttihatçılarca katledilmesi üzerine İştirak adlı gazetenin 13 Haziran 1910 tarihli nüshasının buna ilişkin yazılara ayrılmasını sağladı ve bu yüzden İttihat ve Terakkicilerce mimlendi. “Kirpi” müstear ismiyle yazdığı, İttihat ve Terakki Fırkası’nı yerden yere vuran yazılarını “Kirpinin Dedikleri” adıyla bir kitapta topladı ve bu arada Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın elindeki Beyoğlu Belediyesi’nde yedi ay süreyle Başkatip olarak çalıştı, Mahmud Şevket Paşa’nın katlinden hemen sonra da, yargılanmaksızın Sinop’a sürüldü (1913), bilahare Çorum, Ankara ve Bilecik’e gönderildi. Bilecik’teyken ongünlük bir izinle İstanbul’a geldiğinde Ziya Gökalp’in yardımlarıyla geri dönmedi yani sürgünlüğü son buldu (1918).

Robert Kolej’de bir yıl kadar Türkçe öğretmenliği yaptı, bu arada Vakit, Tasvir-i Efkar ve Zaman gazetelerinde makaleler yayınlayan Refik Halid, Damat Ferit Paşa’nın dostluğu sayesinde, mütarekeden hemen sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na katıldı, Posta ve Telgraf Umum Müdürü olarak görevlendirildi (1919). İzmir’in işgalinden sonra Anadolu Hareketiyle İstanbul Hükumeti arasında yaşanan telgraf krizinde İstanbul Hükumetini tuttuğu için, İstanbul’un işgalcilerden kurtarılışının ardından 09.11.1922 tarihinde Beyrut’a kaçtı. Yüzellilikler listesine alınması ve ihracı konusunda baskı yapılması üzerine Suriye’nin vatandaşlığını kabul etmek zorunda kalan Refik Halid, Halep’te yayımlanan Doğruyol ve Vahdet gazetelerini yönetti, bir ara kendi adına çıkardığı gazeteyi de tepkiler yüzünden kapatmak zorunda kaldı.

Af Kanunuyla, 1938′de yurda dönüp, yazmaya ve geçimini bu yoldan sağlamaya devam eden Refik Halid, 18.7.1965 tarihinde İstanbul’da öldü.

ESERLERİ:

Romanları:İstanbul’un İçyüzü,Yezidin Kızı, Çete, Sürgün, Anahtar, Bu Bizim Hayatımız, Nilgün 1-2-3, Yeraltında Dünya Var, Dişi Örümcek, Bugünün Saraylısı, İkibin Yılın Sevgilisi, İki Cisimli kadın, Kadınlar Tekkesi, Karlı Dağdaki Ateş, Dört Yapraklı Yonca, Sonuncu Kadeh.

Hikaye Kitapları:Memleket Hikâyeleri, Gurbet Hikâyeleri,Kirpinin Dedikleri, Ago Paşa’nın Hatıraları, Ay Peşinde, Sakın Aldanma İnanma Kanma, Tanıdıklarım, Guguklu Saat, Bir Avuç Saçma, Bir İçim Su, İlk Adım, Üç Nesil Üç Hayat, Minelbab İlelmihrab.

ilk baskısı yayınevimiz tarafından yapılan Bir Ömür Boyunca, yazarın 1922-1938 arasındaki sürgünlük yıllarını kapsayan anılarıdır. Ama anlattıkları bu yıllarla ve bu dönemin olaylarıyla sınırlı değildir. Beyoğlu’nun lokanta adabı, Sinop’taki sürgün dünyası kadar Resneli Niyazi’nin meşhur geyiğinin akıbetini de Refik Halid’in güzel ve özgün üslubundan okuruz. Bir Ömür Boyunca, yazarın ölümünden sonra yayınlanan en güzel ve önemli eseridir.