Kas 6

Esat Mahmut Karakurt – Erikler Çicek Açtı
1.Kitabın Konusu :
Orhan Bey isminde birisinin, Hong Kong’a giderken uçakta yaşadıklarını ve Çinde birbirini tam manasıyla tanımayan iki insan arasındaki sevgiyi anlatıyor.

2.Kitabın Özeti :
1951 senesinin bir ilkbahar gecesinde İstanbul’da bardaktan boşalırcasına yağan yağmur, İstanbul’u sanki Nuh’un gemisi gibi kendi kaderine bırakmış bir şehir yapmıştı. Çünküışarıda bir siyah arabadan başka kimse yoktu. Ve bu otomobil bu fırtınaya rağmen Yeşilköy havaalanına gider. İçinden zarif,yakışıklı bir beyefendi iner. İsminden başka hiçbir bilgiye sahip olmadığımız bu kişi Hong Konğ’a gitmekte olan Pan Amerikan uçağına biner. Fakat; kendi koltuğunda başka birinin oturduğu fark eder ama bayanla yüz yüze gelince söyleyeceklerini unutur, ve “rahatsız olmayın siz” der. Bayan o kadar gizemli bir kişiliğe sahip ki Orhan Bey ile konuşmamak için adeta savaşıyordu. İçinde seksen kişiyi taşıyan Pan Amerikan uçağı üç saat sonra Şama iniş yapacaktır. Orhan Bey uçak havalandıktan sonra bayanla az da olsa konuşma fırsatı bulur. Ve isminin Madelena olduğunu zor da olsa öğrenir. Orhan Bey her geçen saat bayana daha da çok ilgi göstermeye başlar. Bunun farkına varan bayan Orhan Beyin bu ilgi ve alakasından rahatsız olduğunu söyler. Bunu duyan Orhan Bey çok şaşırır. Birkaç saat sonra uçak Şama iner. Fakat dışarıdaki fırtınanın kuvvetli olmasından dolayı yolcuların bu geceyi Şam da geçirmeleri gerekmektedir. Uçaktaki bütün yolcular Grand Palas Otelde kendileri için ayrılmış odalarında kalmak için uçaktan çoktan ayrılmışlardı fakat; Orhan Bey ve Madelena hala uçaktan inmemişlerdi. Çünkü; Madelena uçaktan hiç inmek istemiyordu. Orhan Beyin ısrar etmesine rağmen bayan uçaktan inmez ve Orhan Bey, bayanın uçakta kalmak isteyişinin nedenini bir türlü anlayamamıştır. Bu sırada uçağa Amerikalı hostes girer, ve uçağın kontrolden geçeceğini söyler. Bunu duyan Madelena zorda olsa ikna edilir. Orhan Bey uçaktan çıkar ama Madelena hala uçaktan çıkmamıştır. endişelenen Orhan Bey uçağa tekrar girer ve Medelena’ya sorar “Neden gel miyorsun?” diye. Madelena “Ben tek başıma çıkamam” der. Orhan Bey bayanın ne demek istediğini anlamaz ve şaşkınlığını gizleyemez. Madelena ben yürüyemem, çünkü; “topalım” der. Orhan Bey büyük bir şok geçirmiştir. Çünkü; bu kadar güzel bir bayanın topal olduğunu aklına hiç getirmemişti. Buna rağmen, bayanı kucağında uçaktan indirir. Gümrük kapısına geldiğinde, Madelena “Çantamı unuttum” der. Buna karşılık Orhan Bey koşarak uçağa gider ve çantayı getirdiğinde, Madelena “çantanın içinde bir paket var onu kendi çantanın içine koy lütfen” der. Orhan Bey de paketi kendi çantasına koyar ve gümrük kapısından geçerler. Madelena geçerken birtakım sorularla karşılaşır. Fakat; Orhan Bey geçerken hiçbir şey sorulmaz ve bayan hayretler içinde kalır. Daha sonra bir taksi ile otele giderler ve kendileri için ayrılmış odalara çekilirler. Gece yarısı Orhan Beyin kapısı çalınır ve içeri Madelena girer, fakat; üzerinde yalnızca bir gecelik vardır. Orhan Bey çok şaşırır ama o şaşkınlığını gizler. Geceyi beraber geçirirler. Sabahın ilk ışıkları cama yansıdığı vakit kapı tekrar çalınır ve içeriye eli silahlı üç polis girer. Girdiklerinde Orhan Beye, Madelena’nın bir esrar tüccarı olduklarını söylerler ama Orhan Bey inanmaz. Polisler inanmıyorsanız size verdiği çantaya bakın der. Ve çantayı açtıklarında içinden esrar çıkar, Orhan bey büyük bir şok geçirmiştir. Çünkü geceyi beraber geçirdiği kadın bir esrar tüccarıydı. Saatinin geldiğinin farkına varan Orhan Bey aceleyle havaalanına gider ve uçağa biner. Uçak bir gece Hindistanda ve bir gecede Siyadda kaldıktan sonra Hong Kong’a varır. Uçak iner inmez bir İngiliz Teğmeni Orhan Beyin yanına gelir ve Türk Genelkurmayına ait Binbaşı Orhan Sümer ile mi müşerref oluyorum der ve Orhan Beyi Komutanlığa götürür. Komutanlığın başındaki İngiliz albayı, Orhan Beyin görevini anlatır ve Hong Kong’da gizli bir Komünist Teşkilatının da olduğunu söyler. Orhan Bey çok yorgun olduğu için kendisi için ayrılmış olan otele gider. Biraz dinlendikten sonra otelin salonuna iner ve indiğinde büyük bir partinin olduğunu görür. Bir masaya oturur ve karşı masada bir bayan ilgisini çeker ve garsona o bayanın kim olduğunu sorar. Garson Guvalançin “O bayanın Çin’in en zengin ve en güzel bayanı Madam Çing Çung olduğunu söyler.” Yanındaki yaşlı adamın kim olduğunu sorunca onun da Madam Çing Çung’un kocası Him Him Çing Çung olduğunu söyler. Orhan Bey bunu duyunca çok şaşırır. Çünkü; güzel bir bayan nasıl olurda elli yaşında bir yaşlıyla beraber olur. Orhan Bey Madam ile tanışmak ister ama Guvalançin bunun çok tehlikeli olduğunu söyler Orhan Beye. Ama o hiç aldırış etmeden bayanı dansa kaldırmak için kocasından izin alır. Bay Çing Çung hangi cesaretle geldiğini bilmeyen Orhan Beye sinirli bir tavır ile bakarak ona bir şeyler söyler. Orhan Bey inat eder ve dans etmek ister, kocasının sinirlendiğini gören Madam daha fazla kargaşa çıkmaması için Orhan Bey ile dans eder. Ve dans ederken Madamla tanışırlar. Uzun bir danstan sonra Madam, Orhan Beye şöyle der. “Beni bir daha nerede görürseniz görün başınızı başka bir tarafa çevirin.” Orhan Bey bu söze karşılı hiç bir şey söylemeden odasına çekilir. Bu sırada Orhan bey eksiksiz olarak Komutanlığa gider ve Komünist Teşkilatı hakkında güncel bilgileri alırdı. Bir hafta sonra Çinli bir kız, Orhan Beyin odasına gelir. Kendisini Madam Çing Çung’un gönderdiğini söyler ve Orhan Beyi Madamın köşküne götürür. Beraber uzunca konuşurlar bu konuşmadan sonra Madam da Orhan Beyden oldukça etkilenir ve onu yarınki, Güneş Dağının eteğindeki Papakora Mağarasında yapılacak “Erikler Çiçek Açtı Ayinine” davet eder. Orhan Bey güneş doğmadan Madamın dediği mağaraya gider. Mağaranın önüne geldiğinde on dört başlı on dört insan boylu, korkunç Papakora Heykellerini görür ve içeriden birtakım seslerin geldiğini duyunca içeri girer. İçeride hepsi anadan doğma çıplak on sekiz yaşında, çekik gözlü, bakır renkli siyam bakirelerini ve yine bakireler gibi genç oğlanlarda onlar gibi anadan doğma çıplaklardı. Kemik siyah borular çalınınca, Budanın karşısındaki havuzun başına dizilirler ve Madam Çing Çung Budanın yanından çıkıp gelir. Ve elindeki erik dalını havuzun içine atar. Madamın atması ile beraber çıplak siyamlı bakireler ve oğlanlar aynı anda havuza atlarlar ve böylece vücutlarının beslendiğini zannederlerdi. Ayin bittikten sonra Madam Çing Çung, Orhan Beye mağarayı gezdirir. Bu gezme esnasında uzunca konuşurlar ve her geçen saat birbirlerine daha çok ilgi gösterirlerdi. Orhan Bey otele döner ve çok yorgun olduğu için hemen yatar. Sabah olunca Komutanlığa gider. Albay Thomson’un aldığı ve Türk Genelkurmayından gelen telgrafın şifresini çözmeye uğraşır. Telgrafı çözdükten sonra Albaya “ on iki Türk Kurmayı akşam saat altıda Hong Konga hareket edeceklermiş” der. Ve Albay bunun üzerine Türk Kurmaylarını getirecek uçağın buraya kadar avcı uçakları ile korunacağını söyler. Orhan Bey de bunları İstanbul’a bildirir. Komutanlıkta işler ilerlerken, Komünistlerde yapacakları işleri gizliden gizliye planlıyorlardı. Hong Konga gelecek uçak hakkında da bilgi edinmişlerdi. Çin’deki Komünist Teşkilatın başında da Pavlof isminde azılı bir Komünist vardı. Üyeleri arasında Bay ve Bayan Çing Çung da vardı. Ayni zamanda onlarda birer azılı komünistti. Teşkilat toplantılarını gece yarıları yapıyor ve arkalarında hiçbir iz bırakmıyorlardı. Aldıkları bilgide Orhan Beyin bir deri tüccarı olmadığını ve Türk Binbaşısı olduğu da vardı. Ayrıca bunu öğrendikten sonra da Orhan Beyi gizliden gizliye izlemeye başlamışlardı. Bir gün sonra İngiliz Teğmeni Orhan Beyin odasına gelir ve hemen Komutanlığa götürür. Oradan da Askeri Havaalanına giderler Albay Thomson ile birlikte. Çünkü İstanbul dan gelen uçağı karşılayacaklardı. Gelen Türk Heyeti de aynı görev için gelmişti ve burada üç gün kaldıktan sonra Orhan Beyde olmak üzere içinde İngiliz ve Amerikalı subaylar ile Tokyoya gideceklerdi. Hong Kongtaki son gecesini İstanbul dan gelen, devre arkadaşı bir Yüzbaşı ile Çinli bir kızın lokantasında geçirdiler. Akşam geç saatlere kadar eğlendiler ve gece yarısı otele gider ve erkenden uyur. Çünkü; sabah saat altı da uçağa bineceklerdi. Bunun üzerine Komünistler dağ evinde tekrar buluştular ve Pavlof sözüne yarın bizim zaferimiz olacak diye başlar. Diğer üyeler Pavlof’un ne demek istediğini anlamazlar ve ona sorarlar. Pavlof tekrar söze başlar. Yarın saat altıda Tokyoya gidecek olan Türk,İngiliz ve Amerikalı subaylardan oluşan otuz altı kişi, Koreye geçerek kuvvetlerimizle mücadeleye girip birliklerimizi dağıtacaklardı ama muvaffak olamayacaklar der. Çünkü; yarın saat altıda Tokyoya hareket eden ve içinde Binbaşı Orhan Beyinde bulunduğu uçağın içine Rus bombası koyduk ve hareket saatinden on dakika sonra patlayacak der. Üyeler oldukça sevinmişlerdi ama Madam Çing Çung ise diğer üyelere belli etmiyordu ama içi kahroluyordu. Çünkü; Orhan Beyi gerçekten seviyordu artık. Toplantı bittikten sonra Madam Çing Çung gizlice Orhan Beyin kaldığı otele gider ve onu otelin görevlisi ile dışarı çağırır. Orhan Bey kendisi ile bu saatte kimin, ne konuşacağını çok merak eder ve aşağı iner. Otelin karşısında duran arabanın yanına yaklaşınca içindekinin Madam Çing Çung olduğunu görünce çok şaşırır ve aynı zamanda çok sevinir. Çünkü; sevdiği kadını Tokyoya gitmeden önce son bir defa görme fırsatı bulmuştu. Madam Çing Çung, Orhan Beyi ayinin yapıldığı mağaraya götürür. Son bir defa güzelce vakit geçirirler. Orhan Bey saatin geç olduğunu ve aynı zamanda yarın Tokyoya gideceğini söyler. Madam bunu duyunca Orhan Beyi gitmemesi için ikna etmeye çalışır ama başaramaz. Ve sevdiği adama uzun uzun baktıktan sonra son bir defa daha öptü, çünkü; bir daha belki hiç göremeyeceklerdi. Madamın, Orhan Beyi içten öpüşü ve ona sizi bütün kalbimle ve bütün varlığımla deli gibi seviyorum demesi, içinde küçükte olsa şüphe beslemesine neden oldu. Çünkü; bir zamanlar beni bir daha gördüğünde başını başka tarafa çevir diyen kadın şimdi ise onu sevdiğini söylüyordu ama yine de gitmeye karar vermişti. Ve geç saatte oradan ayrılıp otele geldi. Ertesi gün saat altıda bütün subaylar Askeri Havaalanına iştirak ettiler. Albay Thomson subaylar ile veda ettikten sonra, bunları Tokyoya götürecek E16 uçağı hareket etmeye başlar ve tam bu sırada uçağa doğru yaklaşan spor bir arabanın kendilerine hızla yaklaştığını gören pilot uçağı durdurur. Bütün subaylar panik içindeyken arabanın içinden bir bayan “uçaktan inin, uçakta bomba var” demesi havaalanını birbirine kattı ve bütün subaylar uçaktan çıktı. Araba hızla pisti terk ederken arabanın içindeki bayanla Orhan Bey bir anda olsa göz göze gelir ve bayan Orhan Beye allahaısmarladık Orhan Bey der ve oradan uzaklaşır. Peşinden İngiliz askerleri takip etmesine rağmen Madam Çing Çungu bulamazlar. Orhan Bey büyük bir sıkıntı içine girer. Madam uzunca kaçmadan sonra Pavlof’un adamları tarafından yakalanır ve eskiden toplandıkları yere getirirler. Önce Madamın kocasını sorguya çekerler daha sonrada bayan Çing Çungu sorguya çekerler. Pavlov Madama “Vatana ihanet yüzünden idam edileceğini” söyler. Ama Madam bunu kabul etmez çünkü diğer üyelerinde bildiği gibi bayan Çing Çung çinli değil Türkmenistanlı bir Türk dür. Ayrıca Madama “ Ben vatanıma ihanet etmedim aksine Türk askerlerinin kurtulmasını sağladım” der. Pavlof ikisini Çin yasalarına göre yarın güneş çıkmadan idam ettirecekti. Bu sırada İngiliz askerleri çalışmalarını hızlandırmışlar ve Komünist Teşkilatının Merkezinin olan Güneş Dağında olduğunu öğrenmişlerdi. Ve iyi bir operasyonla yarın saat beşte baskın yapacaklardı. Sabah güneş doğmadan Bay ve Bayan Çing Çung idam edilmek üzere Teşkilatın Merkezine götürülür. Önce Bay Çing Çung çıplak ayakla beş kişiden oluşan ateş mangasının önüne gelir ve Pavlof’un ateş demesiyle onu Bayan Çing Çung’un karşısında idam ederler. Sıra Bayan Çing Çunga gelir. Madam çıplak ayakla manganı karşısına geçer ve gözlerinin kapanmasını ister. Pavlof onun son sözünü yerine getirir ve manga tam ateş edecekken İngiliz askerleri baskın yaparlar ve oradaki herkesi tutuklayıp götürürler. İngiliz mahkemelerince yargılanan kişi, kimse ile görüştürülmez ve konuşturulmazlardı. Orhan Bey İstanbul’a dönmeden sevdiği kadını son bir kere daha görmek istedi ama göremedi. Albay Thomson bile görüşmesi için izin alamadı. Akşam saat altı uçağı ile İstanbul’a dönecekti ve dönmeden önce Albay Thomson ile vedalaşmak için Merkez Komutanlığa gider. Albay ile vedalaşır ve tam kapıdan çıkarken Albay, Bayan Çing Çungun işlemlerinin tamamlanması için buyara getirildiğini söyler Orhan Beye. Ve Albayın izni ile bayanın kaldığı odaya girer. Ve girdiğinde Madam Orhan Beye kendisinin aslında Türk olduğunun ve gerçek isminin de Neslihan olduğunu söyler. Orhan Bey çok şaşırır ve ne söyleyeceğini bilemez. Uçak saati geldiği için odadan çıkar ve havaalanına gider, tam uçağın kapısı kapanmadan içeriye Albay Thomson ile Neslihan girer ve albay İngiliz mahkemesi Madamı serbest bıraktı bize karşı yaptıklarından dolayı der. Ve bundan sonra nereye gideceğinize beraber karar verirsiniz der Albay, ve vedalaşırlar………………………

3.Kitabın Ana Fikri :
İki zıt görüşe sahip insanların bile, birbirlerine aşık olabileceğini ve aşkları için ölümü, sevdiği kişisiz yaşamaya nasıl tercih ettiklerini anlatıyor.
4.Kitaptaki Olayların ve Şahısların Değerlendirilmesi :
Orhan Bey: Bir Türk binbaşısıdır. Görevi için her şeyi göz önüne alan bir kişiliğe sahiptir.
Madelena : Çok zeki ve aynı zamanda eroin tüccarlığı yapan bir kadın.
Albay Thomson : Çin merkez komutanlığının sorumlusu. Kişilik bakımdan çok cana yakın ve duygusal birisidir.
Pavlof : Komünist Çindeki temsilcisi ve aynı zamanda gözünü kan bürümüş bir katil.
Madam Çing Çung(Neslihan) : Vatanı ve sevdiği erkek için her şeyi yapan bir kadın ve aynı zamanda bir Türkmenistan Türkü.
Him Him Çing Çung : Neslihan’ın kocasıdır. Karısına bağlı ve onu çok seven birisidir.
5.Kitap Hakkında Şahsi Görüşler :
Olaylar aslında birbirinden bağımsız gözükse de, yazar öyle bir bağlamış ki konuları birbirine, sanki bir ağacın yalnızca farklı dalları gibi gözüküyor. İfadelerde o kadar güzel benzetmeler kullanmış ki okuyucuyu kolayca tesir altına alabiliyor. Kitabın anlatımı genelde herkesin anlayabileceği sade ve yalın bir şekil ile daha da akıcılık kazanmıştır.
6.Kitabın Yazarı hakkında kısa bilgi :
Esat Mahmut Karakurt ( İstanbul 1902-1977) İstanbul Diş Hekimliği Okulu’nu (1924) bitirip, Galatasaray Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği, gazetecilik, avukatlık yaptı. Urfa’dan milletvekilliğine (1954-1960) ve senatörlüğe (1961-1966) seçildi.
Mondros Ateşkesi yıllarında gazeteciliğe başlayan, küçük öykülerle edebiyata giren Karakurt, olaya dayanan aşk ve serüven romanlarıyla ün salmış, geniş okuyucu kitlelerine ulaşan romanlarının çoğu filme alınmıştır.
Başlıca yapıtları: Vahşi Bir Kız Sevdim (1926), Çölde Bir İstanbul Kızı(1926), Allahaısmarladık (1936), Kadın Severse (1939), İlk ve Son (1940), Ankara Ekspresi (1946), Erikler Çiçek Açtı (1952), Son Tren (1954), Kadın İsterse (1960), vb.

Kas 6

ESAT MAHMUT KARAKURT – Çölde Bir İstanbul Kızı
KİTABIN ÖZETİ:
Hasan Bey Arabistan çöllerinde ortaya çıkmış olan eşkiyaları ortadan kaldırmak için bu bölgeye askerleriyle birlikte görevlendirilir. Kızı Melike küçük yaşta annesini kaybetmiştir ve her alanda kendini en iyi şekilde geliştirmiştir. Nişanlısıda babasıyla gideceği için onlarla birlikte Arabistan çöllerine gitmek ister. Babasıda onu kıramaz.
Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra çöle varırlar ama ortada ne bir çete ne de insan bulamazlar. Çevrede arama yaparlar ancak bir türlü başarılı olamamışlardır. Melike’nin canı çölde fazlasıyla sıkılır, babasından kendisini sıradışı, farklı bir yerlere götürmesini ister. Ancak babası buna şiddetle karşı çıkar. O sırada bir asker yakın bir yerlerde bir han bulunduğunu ve buranın güvenli bir yer olduğunu söyler. Babası istemeyerek de olsa kızı ve damadına izin verir. Yanlarına da bir çavuş gönderir. Gerçekten de Melike tüm güzelliğini ortaya koymuş hana girdiği andan itibaren herkesin ilgisini üstüne çekmiştir. Bu sırada büyük bir ses kopmuş herkes birden gelen adamın önünde diz çökmüştür. İçeri giren kişi çok yakışıklı ve herkesin korktuğu birisidir. Melike bu sırada ona tüm adamlarının önünde saygısızlık eder. Aziz buna dayanamaz ve kızı adamlarıyla birlikte kaçırır. Bu arada nişanlısı da kabile tarafından öldürülür.
Kızın cezası ise kabile kurallarına göre onu ele geçirenler arasından kura çekip onunla birlikte olmaktır. Melike çok gerizekalı ve yakışıklı olmayan birisiyle olmak zorunda bırakılmıştır. Ancak Melike onu öldürür ve kabile kurallarına göre onun cezası da ölümdür. Bu cezayı da infaz edecek kişide Aziz’den başkası değildir. Önce bunu kabul edemez ancak kurallar kesindir. Sabah şafağa kadar onu öldürmek zorundadır. Fakat bu kendisi için çok zordur. Çünkü Melike’den hoşlanmıştır ve kız suçsuzdur. Kızla odaya girdiklerinde aynı şeyleri hissetmişlerdir. Tüm gece sevgiyle birbirlerini kucaklamışlardır. Ancak sabah olmuştur onu artık öldürmek zorundadır. Tam o sırada babası kızını kurtarır ve Aziz’i de esir alır. Aziz yaptıklarından pişman olur, ancak çok geçtir. İstanbul’da hapise atılır. Fakat Melike’nin yardımıyla ordan kaçar ve mutlu bir yaşarlar

Kas 5

Esat Mahmut KARAKURT – Dağları Bekleyen Kız

1.KİTABIN ÖZETİ
Karaköse vilayetinin bir kasabası ve bir askeri hava alanı. Nöbetçi başçavuş, Binbaşı İhsan’a göreve giden uçakların geri döndüğünü haber eder. Yalnız on uçak olan filo dokuz uçakla geri döner. Yzb. Nuri, Mülazım Celal Bey’in uçağının filodan ayrılıp intahar saldırısı yaptığını söylerler. Yzb. Nuri sözünü bitirmeden celal Beyin uçağı havada beliri verir. Mülazım Celal ağır yaralı olarak uçaktan çıkarılır ve gönül rahatlığı ile son sözlerini söyler.etrafına toplanan subaylar arasından mülazım ismail’e annesini ve kız kardeşini emanet edip,vefeat eder.
Defin işlemleri sırasında filo geriye kalan dokuz uçağıyla yeni bir görev alır. Zor bir uçuştan sonra filo tekrar döner; ama mülazım Servet göğsünden yaralanmıştır. Bnb. İhsan yanına Yzb.Nuri ve Mülazım Adnan’I yanına alarak Mülazım Servet’I ziyarete gider. Servet yerli halktan Mahmut Efendinin einde kalmaktadır ve evin kızı Nermine’ye aşıktır. Servet Adnn’a Nermine’den bahseder, isterse Mahmut Efendi’nin evinde kalabileceğini,ama Nermineye yaralıolduğunu söylememesini telkin eder.
Mülazım Adnan bir askerin rehberliğinde Nermine’nin evine gider. Nermine Adnan’ın söylediklerine inanamaz , Servet’in görev sırasında şehit düştüğünü zanneder.
Aradan üçhafta geçer Mülazım Servet iyileşir ve Nermine ile nişanlanır. İlerki günlerin birinde bir uçus sırasında servetin uçağı düşman makineli tüfekleri tarafından taranır , servet ağır yaralanır ve sonraki günlerde vefeat eder.
Ağrı dağı eteklerinde konuşlanmış olan eşkiya sinsilesini imha etmek için bir bombardıman planlanır ;ancak öncelikle bombardıman için gerekli istihbaratların toplanması gerekiyordur. Bu zor görev için en uygun kişi Mülayim Adnan seçilir. Bir sis bulutu arasında düz bir araziye iniş yapan uçaktan iner ve zor görevi için yola koyulur.
Birkaç saatlik bir yürüyüşten sonra Adnan bir eşkiyaya rastlar ve şeyhin nerede olduğunu bir derdinin anlatacağını söyler. Bir hindlik sezmiyen eşkiya Adnan’I doğruca eşkiyabaşının yanına götürür. Yolda Adnan tanıdık bir yüze rastlar,evet o yüz yıllar önce öldüğünü zannettikleri Ahmet Ast.sb’a aittir. Ahmet yıllar önce esir edilmiş fakat bir türlü kaçamayı başaramammıştır. Bu süre zarfında düşman mühimmat ve silahların sayısın ezberlemiş ve çeşitli dokümanlar ele geçirmiştir. Adnan ve Ahmet bir plan yapı oradan kaçmak isterler. Ahmet mülazım Adnan’ın yanına gerekli evrak ve haritaları çaldıktan sonra ertesi gün gelecektir. Ancak bir kaç gün geçmesine rağmen Ahmet gelmez Adnan bu durumu tehlikeli görür ve kendisini almaya gelen uçağa binmek için yola koyulur. Kendisini almaya gelen uçağı gören eşkiyalar Adnan’a seslenmeye başlarlar. Uçağa ateş etmek için mitralyözlerin başındaki eşkiyalar yardım isterler , bir an için Adnan şok olur ama sonradan farkına varır ki onu bir eşkiya sanmaktadırlar. Adnan beylik tabancasını çıkarır ve mitralyözün başında bulunan bir erkek eşkiyayı öldürür ;fakat mitralyözün başındaki diğer kadın eşkıyayı öldüremez.
Bir müddet sonra iki Türk subayı ve Şeyhin kızı olduğu sanılan bir kız farkında olmadan derin bir sohbete başlarlar. Adnan’a konuşlandıkları yerler ve silahları hakkında çok önemli bilgiler verir.
Ertesi sabay Adnan planladığı gibi düz araziye inen uçakla gideceğini şeyhinkızı zeynep’e bildirir. Zeynep onun gitmesini istemediğini o giderse yapamayacağını söyler. Ardından Zeynep’I aramaya gelen eşkiyalar Adnan’I görür ve Zeynep ardından Adnan’ın bir casus bir Türk subayı olduğunu haykırmaya başlar.
Şakiler Ahmet başçavuşu karargahtan evrak çalarken yakaladıklarını ve öldürdüklerini açıklarlar. Şimdi Ahmet’in neden gelmediği açığa kavuşur. Türk uçakları günlük bombardımanlarına başlarlar. Bu arada şakiler can telaşına düşerler, bu fırsatı değerlendiren Zeynep, Adnan’ın ellerini çözer. Ardından kamptan kaçmayı başarır. Ahmet Başçavuş ve Zeynep’ten elde ettiği çok önemli bilgilerle komutanlar tarafından bir harekat planı hazırlanır. Şeyhin kampı yerle bir edilir ve bazı şakiler rehin alınır rehinler arasında Zeynep’te vardır. Yaralı olan Zeynep tedavi görmesi için hastahaneye kaldırılır. Zeynep bütün bu bilgilei vermesine rağmen bir haindir, üstelik Servet’in uçağını o düşürmüştür. Olup bitenleri hastahanede öğrenir ve çok üzülür. Adnan’a Nermine ile konuşmak istediğini söyler. Nermine ertesi gün gelir ve Zeynep ona Servet’I kendisinin vurmadığını , onu yanlış değerlendirdiklerini söyler. Nermine ile beraber kucaklaşıp ağlarlar. Hain olarak görülsede verdiği harita ve bilgiler sayesinde kamp dağıtılmış ve artın yeni nişanlıların mutsuz olmasını engellemiştir.
Adnan ile Zeynep Erzurum’a gitmeye kara verirler ancak iki süngülü asker onlara yaklaşır ve zeynep’in tutuklanması için emir olduğunu söyler. Zeynep yargılanır ;fakat savcı idam isteminde bulunur. Yargıç ise verdiği bilgilerin yaraılığı , yzb. Adnan’I kurtarması ve pişmalığı nedeniyle beraatine kara verir.

2.KİTABIN KONUSU :Milli Mücadele içinde geçen yaşanması zor aşklar ve vatan sevgisi.

3:KİTABIN ANA FİKRİ :Her ne olursa olsun önce vatanı sevnek, vatan için herhangi bir fedakarlıktan kaçınmamak gerekir.
4:KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ
Mülazım Adnan:konuşması ve tavırları ile met, cesur ve vazifaşinas bir Türk plotudur.
Şeyh Fuatevlete baş kaldıran bir asi olup Zeynep’in babasıdır.
Zeynep:Eşkiya başının kızı ve Adnan’a aşık bir genç kızdır.
Ahmet Astsubay Bir vesile ile eşkiyaların olduğu bölgeye gelmiş ve bir daha geri çıkamamış, vatanperver bir türk evladıdır.
Mülazım Servet: İki kere yaralanan ve son yaralanmasında vefeat eden,Nermine’in nişanlısı olan bir Türk subayı.
Nermine:Mülazım Servet’in nişanlısı ve insani değerleriçok yüksek olan bir kadın.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Esat Mahmut’un 1930’lu yıllarda çıkarılan Ağrı isyanlarını konu edinmesi, aşk unsurunuda katarak , bu konuya okuyucunun ilgisini çekmesi gibi konularda oldukça başarılıdır. Ancak , kurgu hatası olması romanın kalitesini olumsu yönde etkilmekte okuyucunun romanını zevkle okumasını engellemektedir.
6:KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ
ESAT MAHMUT KARAKURT
Esat Mahmut Karakurt, birbiri ardına yazdığı aşk ve macera konulu romanlarıyla, yaşadığı dönemin en çok okunan yazarlarından biriydi. 1902 İstanbul doğumlu yazarın, iyi bir eğitim aldığını görüyoruz. 1924 yılında Diş Hekimliği Okulunu, 1930 yılında ise Hukuk Fakültesini bitiren yazar, gazetecilik, öğretmenlik, milletvekilliği ve senatörlük görevlerinde bulunduktan sonra, 1977 yılında bir beyin kanaması sonucunda aramızdan ayrıldı.

Kas 4

Esat Mahmut KARAKURT – Son Tren
1. KİTABIN KONUSU:

Genç ve yakışıklı bir delikanlının, arzularına yenik düşen bir kadının nasıl tuzağına düştüğünü ve aşkı için yaptığı fedakarlıkları anlatan bir roman.

2. KİTABIN ÖZETİ:

Rıdvan genç, yakışıklı bir üniversite talebesidir. Genç bir kadına delicesine aşık olmuştur fakat bu kadın evlidir. Bu aşktan kurtulmak için tek yolun bir hapishaneye girmek olduğunu düşünür. Bunun için bir avukat yazıhanesine gider ve orada avukat İzzet Bey ile tanışır. Rıdvan, avukat yazıhanesindeki acvukatın karısı olan Nevzat Hanım’ın ilgisini çeker. Nevzat Hanım Rıdvan’ı bu konuda konuşmak için akşam yemeğine davet eder. Nevzat Hanım yaklaşık kırk yaşlaruındadır fakat genç bir kızın sahip olabileceği kadar alımlı ve güzeldir. Avukat işleri nedeniyle yemeğe katılamayacağını söyler. Rıdvan Nevza hanım ve İzzet Bey’in mal varlığının bir hayli fazla olduğunu öğrenir fakat bu servetin avukatlıktan kazanılan paralarla olamayacağını anlar. Bu servet Nevzat Hanım’ın kendi paralarıyla oluşturulmuş bir servettir. Nevzat Hanım’ın evi bir hayli ürkütücü bir yerdir. Evin hizmetkarlarının hepsi iri yarı, çirkin erkeklerdir.

Nevzat Hanım aslında Rıdvandan çok etkilenmiştir. Rıdvan ise yakalandığı bu aşk belasından biran evvel kurtulmak için Nevzat Hanım’ ın peşinden gelmiştir ve kendisine yardım edeceğini düşünmektedir. Evde Nevzat Hanım’a delicesine aşık bir uşak vardır. Nevzat Hanım’ı Rıdvandan çok kıskanmaktadır. Rıdvan bu evde gizemli bir şeyler olduğunu evde olan bazı garip olaylardan dolayı sezmeye başlamıştır. Rıdvan evden gitmek ister fakat dışarıda yağmur yağmaktadır ve vapur seferleri de durmuştur. Nevzat Hanım gece ilerledikçe bütün cazibesini kullanarak Rıdvan’I etkilemeye çalışmaktadır. Gece Nevzat Hanım Rıdvan’I baştan çıkarmak için odasına gelir. Rıdvan ise böyle bir ilişkiyi reddetmektedir. Evin uşağı bütün hiddeti ve kıskançlığı ile Rıdvan’ın odasına girer ve Rıdvan’ın üzerine saldırır. Nevzat’ın kışkırtmasıyla Rıdvan çekmecedeki tabancayı alır ve uşağa ateş eder. Rıdvan uşağın öldüğünü zanneder fakat uşak sadece yaralanmıştır. Nevzat’un eline büyük bir fırsat geçmiştir. Rıdvan’I artık kolaylıkla kendine kul köle yapabilecektir. Uşağın öldüğünü, idam yada kendisinin kölesi olması arasında bir seçim yapması gerektiğini söyler. Rıdvan ise çok çaresiz kalmıştır. Nevzat Hanımla yaşamaya ve onun her dediğini yapmaya razı olur. Nevzat Hanım parasıyla her şeyi elşde edebileceğini düşünmektedir. Nevzat Hanım aslında bu serveti yasadışı işler yaparak kazanmaktadır ve adeta bir mafya lideridir. Rıdvanı’da kendisine bağlayarak tüm arzularını tatmin etmeyi planlamaktadır. Rıdvandan sıkılınca onuda harcayarak başka birisini tuzağa düşürecektir.

Nevzat servetine servet katma hayalindedir. Rıdvan’ı Adanalı bir milyonerin kızıyla evlendirecek ve her ikisinide ortadan kaldırarak servetlerini ele geçirecektir. Rıdvanı bu kızla evlendirecektir fakat asla Rıdvan’ı bırakmayacaktır. Rıdvan İzzet Bey’in bir avukat olmadığını öğrenir. Sadece çetenin faaliyetlerini gizlemek, polisi şüphelerden uzak tutmak gayesiyle, tedarik edilen bir takım sahte evraklarla İzzet avukat olarak gösterilmiştir.

Rıdvan bir tesadüf sonucu müthiş bir felakete sürüklenmiştir. Nevzat hanım onu tamamiyle avuçları arasına almıştır. Onu bir katil olduğuna inandırmak suretiyle her türlü özgürlüğünü elinden almıştır. Rıdvanı arzularının ve ihtıraslarının adi bir aleti haline getirmiştir. Nevzat Hanım Rıdvan’I Adanalı milyonerin kızı ile tanıştırır ve onunla evlenmesi için Rıdbvan’I zorlar. Rıdvan ise bu kızı mahvetmetmek istememektedir. Bu yüzden Nevzat’a karşı çıkatr fakat Nevzat tehtitlerine devam eder. Nevzat Adanalı milyonere Rıdvanı övmektedir. Adanalı milyoner ise Rıdvan’I damadı olarak görmek ister.

Gün geçtikçe Rıdvan Pelinle daha çok ilgilenmeye başlamıştır. Rıdvan artık Nevzat’ın yanına gitmemektedir. Bu durum Nevzat’ın hiç hoşuna gitmemektedir. Pelin gayet mutludur ve herşeyden habersizdir. Rıdvan’a aşık olmaya başlamıştır. Rıdvan da bu kıza karşı birşeyler hissetmektedir. Fakat onu mahfetmek, sahtekarlık, hainlik yapmamak için onunla evlenmek istememektedir fakat eli kolu bağlıdır. En sonunda Rıdvan Pelinle çaresizce evlenmek zorunda kalır. Rıdvan artık Peline aşıktır ve onun kılına bile zarar gelmesini istemez. Henüz balayılarını yaparken Rıdna Pelin’in babasını ölüm haberini alır ve çılgına döner. Onu kimin öldürttüğpünü çok iyi bilmektedir. Sıranın Peline de geleceğini bilmektedir. Bu yüzden bir an önce Nevzat’dan uzaklara gitme kararı alır. Bunun için İsviçre’ye bir tren bileti alır.

Nevzat onların İsviçre’ye kaçacağını öğrenir ve çılgına döner. Yanına yaralanan uşağınıda alır ve Pelin’I öldürmek için Rıdvanların evine baskına giderler. Kıskançlığı ve kini hat safhaya ulaşmış olan Nevzat Rıdvan’I elinden aldığı için Pelin’I öldürmek ister fakat Rıdvan karısına sarılarak buna izin vermez. Tam bu sırada polisler eve baskın yaparlar ve Nevzat’ a ve uşağına teslim olmalarını söylerler. Nevzat Hanım’ın gözü dönmüştür fakat bu fedakarlık ve aşk karşısında daha fazla dayanamaz ve ağlamaya başlar. Pelin’i vurmaktan vazgeçer. Artık hapishanede yaşamaktansa ölmeyi tercih eder ve uşağına kensini vurmasını emreder. Uşak ise bir an için kararsız kalır fakat önce Nevzat’I vurur daha sonra kendiside intahar ederek ölür. Bu olaydan sonra Rıdvan artık özgürdür ve Pelinle mutlu bir yaşam sürerler.

3. KİTABIN ANA FİKRİ

İnsanlar arzularına yenik düştükleri zaman her türlü kötülüğü yapabilirler. Para hırsı ve arzuları tatmin etme isteği olan insanlar her zaman topluma zarar verirler. Bu gibi kişilerin hiç bir zaman peşinden gitmemeliyiz. Aynı zamanda çaresizce çözüm aradığımız zaman tanımadığımız, yabancı insanlara güvenip bir çıkış yolu aramamamız gerekir. Her zaman bir sorunumuz olduğunda anne ve babamıza o da olmazsa en güvendiğimiz, en çok tanıdığımız insanla muhattap olmalıyız. Aksi taktirde bu gibi kişilerin tuzağına düşebiliriz.
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE KİŞİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Rıdvan, genç, yakışıklı, her türlü kadını etkileyebilecek niteliğe sahip bir delikanlıdır. Rıdvan saflığı, aklını kullanamaması ve delice bir aşkın neticesi olarak tuzağa düşmüştür. Aşkı için herşeyi yapabilecek birisidir. Doğruluğu ve dürüslüğü sayesinde bu tuzaktan kurtulmuştur.
Nevzat Hanım, kırk yaşlarında ancak bir genç kız kadar güzeldir ve her türlü erkeği etkileyebilecek birisidir. Ancak arzularına ve ihtiraslarına yenik düşmüştür ve her şeyi parasıyla ve aklıyla elde edebileceğini düşünmektedir.

Pelin, genç ve güzel bir kızdır. Rıdvana delice aşıktır ve nasıl bir oyunun içine girdiğinden haberi bile yoktur. Fakat aşkı için yapamıyacağı fedakarlık yoktur.

5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Bence bu kitap gerçekten çok güzel. Kitabı okurken dış dünya ile adeta bağlantım kesildi ve sanki bir macera filmi izler gibi hissettim. Bir genç adamın, bir kadının nasıl oyuncağı olduğunu anlatan bu roman gerçekten güzel bir konuyu işlemiş. Akıcı dili sayesinde roman sıkıcı olmak yerine zevkle okuduğum, acaba şimdi ne olacak diye her noktasını heyecanla okuduğum bir roman olmuştur.

« Previous Entries