Kas 11

DOSTOYEVSKİ – Beyaz Geceler

KİTABIN ÖZETİ : Hikayenin ana karakteri olan yazar sekiz yıldır Petersburg’da yaşamasına rağmen hiç arkadaşı olmayan birisidir. Ama o bunu kendine pek dert etmemektedir. Çünkü tüm Petersburg sokaklarının kendisine ait olduğunu düşünmekte olan bir hayalcidir. Her gün saatlerce Petersburg sokaklarında gezer ve insanları, binaları izler. Petersbug’da kendine ait köşeler seçer ve saatlerce buralarda tek başına hiç ayrılmadan oturur. Petersburg’daki insanlar onun her şeyidir. Onlar mutlu ve neşeliyse o da mutlu ve neşelidir onlar hüzünlüyse o da hüzünlüdür. Yaz gelince herkes yazlıklara gittiğinde sokakların bomboş kalması onu hüzünlü bir ruh yapısına sokar. Üç gün boyunca Petersburg’da oradan oraya dolaşır durur. Ertesi gün yine böyle dolaşırken birden şehrin dışına çıktığını fark eder. Geri dönmek yerine kırlara ve ormanlara doğru yürür. Neşesi ve keyfi yerine gelmeye başlar. Gece yarısına kadar dolaşır.Evine dönerken nehir kenarında bir kızın parmaklıklara dayanarak ağladığını görür. Kadınlarla arası iyi olmamasına rağmen kıza yaklaşarak seslendi. Kız yazarın farkına varınca hemen oradan uzaklaşmaya başladı. Yazar da kızın peşinden gitmeye başladı ancak bir süre sonra bıraktı. Tam bu sırada kızın peşine başka bir adam takıldı ve kızın kolundan yakaladı. Yazar hemen devreye girerek kızı adamın elinden kurtardı ve evine kadar kıza eşlik etti. Bu sırada kız yazardan hoşlanmaya başlar. Yazar da kızdan çok etkilenmiştir
ve onun niçin ağladığını öğrenmek ister. Kız da onu daha yakından tanıdığı takdir de belki sorununun ne olduğunu söyleyebileceğini diyerek adamın hikayesini dinlemek için ertesi gün buluşmaya karar verir. Buna en çok yazar sevinir. İlk defa bir kadınla bu kadar yakın olarak konuşmuştur ve ertesi gün için ondan randevu almıştır. Yazar tüm gün boyunca akşamın gelmesini sabırsızlıkla bekler.Gece sözleştikleri gibi buluşurlar. Kız buluştuklarında yazarın hikayesini dinlemeye başlamadan önce onun kendisine aşık olmamasını ister. Aksi takdirde onunla arkadaşlığını bitirmek zorunda kalacağını söyler. Yazar bunu hemen kabul eder ve hikayesini anlatmaya başlar. Ona ne kadar yalnız olduğunu, nasıl bir hayalci olduğunu, yani her şeyi olduğu gibi anlatır. Kız yazarın hikayesini dinleyip de içinde bulunduğu durumu öğrenince yazara kendisinin onu asla bırakmayacağını söyler. Aslında Nastenka’nın durumu da yazarınkinden pek de farklı değildir. O da en az onun kadar yalnız biridir. Nastenka ninesiyle birlikte kalmaktadır. Anne ve babasını küçük yaşta kaybetmiştir. Yaptığı bir yaramazlıktan dolayı ninesi onu iki yıldır kendi eteğine ilikleyerek bir yere gitmesini engellemiştir. Bu nedenle o da çok büyük bir yalnızlık içindedir. Ninesi kör olduğu için devemlı olarak tüm gününü ona kitap okuyarak ya da örgü olarak geçirmektedir. Kızın ninesinin tavan aralı küçük, eski ve ahşap bir evi vardır. Tavan arasını kiraya vermektedirler. Bir gün tavan arasını taşralı biri kiralar. Nastenka adama aşık olur. Kiracı bir gün ayrılıp Moskova’ya gideceğini söylediğinde Nastenka onu da götürmesi için kiracıya yalvarır. Kiracıysa fakir biri olduğunu, onu o an için Moskova’ya götüremeyeceğini ve evlenemeyeceğini, tam bir yıl sonra geri döneceğini, döndüğünde o da isterse ondan başkasıyla evlenmeyeceğini söyler ve ertesi gün ayrılır. Yazarın Nastenka’yla karşılaştığı gün bir yıl dolmuştur fakat kiracı sözünde durmayarak gelmemiştir. Yazar kızı teselli etmek için ona bir mektup yazmasını ister. Kız yazdığı mektubu yazara vererek ondan mektubu ona iletmesini ister. Yazar mektubu kızın verdiği adrese teslim eder ama iki gün boyunca bir cevap gelmez. Bu arada yazar da kıza aşık olmuştur ama onu kaybetmek istemediği için bunu söyleyemez. İki gün boyunca kiracıdan bir mektubun gelmemesi kızı çok üzer. Yazar kızın bu üzüntüsü karşısında kendisini daha fazla tutamaz ve onu sevdiğini söyler. Kız ilk başta çok şaşırır. Ama kiracı gelmeyerek onun sevgisini hiçe saymıştır. Böyle bir adamın sevgisini hakketmediğini düşünür. Kendini seven ve değer veren biri varken neden başkasını beklediğine bir anlam veremez ve o da yazarı sevdiğini söyler. İkisi beraber Petersburg sokaklarında mutlulk içinde dolaşmaya ve evlilik hayalleri kurmaya başlarlar. Petersburg sokaklarında el ele dolaşırlarken karanlıkta bir adam görürler. Adam bunlara yaklaştığında Nastenka birden durur. Adam yavaşça onlara yaklaşır ve Nastenka’ya seslenir. Nastenka hemen ona koşar ve el ele tutuşarak karanlık içinde kaybolurlar. Ertesi gün Nastenka yazara bir mektup gönderir ve ondan özür dileyerek onu affetmesini ister. Mektupta bir hafta içinde evleneceklerini, eşini onunla tanıştırmak istediğini ve ölene kadar onunla arkadaş kalmak istediğini söyler. Yazar Nastenka’ya kızamaz. Ona yaşatmış olduğu dört gün için Nastenka’ya minnettardır.

ANA FİKİR : Kitapta aşkın insanlar için ne kadar önemli olduğu, hayattan ve insanlardan tamamen kopmuş birini bile tekrardan canlandırdığı, aşık olunan kişiden kolay kolay vazgeçilemeyeceği, sevilen kişi sevene ne kadar acı çektirirse çektirsin ona karşı bir kin güdülemeyeceği öykünün ana fikrini oluşturuyor.

KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

YAZAR : Petersburg’da sekiz yıl geçirmesine rağmen hiç arkadaşı olmayan biri. Ancak bu durumdan pek de şikayetçi sayılmaz. Oturmak için çoğu zaman cehennemin bucağındaki yerleri seçer. Gündüz ışığından kaçmak için oralara sığınır ve sümüklü böcek gibi oradan ayrılmak bilmez. Hayalci, yalnız ve fakirdir. Kendini kimseye benzemeyen, gülünç bir adama benzetiyor. Kendine özgü bir tabiatı olduğuna inanıyor.

NASTENKA : On yedi yaşında, sevimli, esmer bir kız. Küçükken anne ve babasını kaybettiği için ninesiyle kalıyor. Fazla eğitimi yok. Ninesi onu eteğine iğneleyerek bir yere gitmesini engelliyor. Bütün gününü kitap okuyarak ya da örgü örerek geçiriyor. Bu yüzden de çok yalnız bir kız. Kiracılarına aşık.

NASTENKA’NIN NİNESİ : Eskiden zengin biridir. Tavan aralı eski ve ahşap bir evi vardır. Geçimini dul maaşı ve tavan arasının kirasıyla sağlamaktadır. Kör ve yaşlı bir kadındır.

KİRACI : Taşralı, Petersburg’a yeni gelmiş, orta yaşlı, yakışıklı, fakir, bir yıllığına iş için Moskova’ya gitmiş birisi.

KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Kitapta yazar biraz sanatsal bir dil kullanmıştır. Kişileri yalnıca davranış ve ilişkilerini betimlemekle kalmayıp, bütün bunların altında yatan ruh durumlarını da çok iyi bir şekilde yansıtmıştır. Olaydaki ana kişi ne kadar söylediklerini bir yerlerden okuyormuş gibi görünse de diğer kahraman olan Nastenka’da aynı şeyi görememekteyiz. Yazar öyküyü çok akıcı bir şekilde bizlere aktarmakta. Yine diğer kitaplarıyla karşılaştırdığımızda olayın yine Petersburg şehrinde geçtiği dikkati çekmektedir. Arkadaşlara bu öyküyü okumalarını tavsiye ederim.

FİODOR MİHAYLOVİÇ DOSTOYEVSKİ
Rus romancısı ( Moskova, 1821- Petersburg, 1881 ).
1837 yılında Petersburg Askeri Mühendislik Okulu’na girdi. 1843’te öğrenimini tamamladı; ama ertesi, yıl edebiyatla uğraşmak için ordudan ayrıldı.
İlk romanı İnsancıklar’ın ilgi görmesi üstüne edebiyat çevrelerine girdiyse de, çok geçmeden döneminin önde gelen yazarlarıyla bozuştu. Özgürlük yanlısı gençlerle ilişki kurup, dostlarıyla birlikte yönetime karşı komplo düzenlemek suçuyla tutuklandı ve ölüm cezasına çarpıldı. Cezanın yerine getirilmesine birkaç dakika kala, cezası dört yıl sürgüne çevrilerek, Sibirya’ya gönderildi. Orada sara hastalığına yakalandı ve ömrü boyunca bu hastalıktan kurtulamadı.
Cezası bittkten sonra Semipalatinsk’teki bir alayda er olarak yeniden silah altına alındı. Önce astsubaylığa, daha sonra da subaylığa yükseldi. Mariya Dimitrievna İrsayev’le evlendi. Karısı birkaç yıl sonra veremden öldü.
1959’da Petersburg’a dönebilme iznini elde ederek, kardeşiyle Vremia (Zaman) dergisini kuran Dostoyevski, kumar tutkusundan ötürü büsbütün yoksullaştı ve borçlarından kurtulmak için gece gündüz, kendini tüketircesine çalışmaya koyuldu. Dergisi yasaklanınca, Epokha (Dönem) adlı bir dergi çıkardı; ama bu kez de başarılı olamadı ve tutuklanmaktan kurtulmak için yurt dışına kaçmak zorunda kaldı. Ülkesine dönünce , Suç ve Ceza’yı yayımlayarak büyük bir başarı kazandı ve sekreteri Anna Snitkana’yla evlendi. İsviçre ve Almanya’da dört yıl geçirdikten sonra Rusya’ya dönerek, Bir Yazarın Günlüğü adlı aylık bir dergi çıkarmaya başladı. Karamazov Kardeşler yayımlandıktan sonra , bir akciğer kanaması sonucu öldü.
BİLİNÇALTININ FELSEFESİ
Dostoyevski, insanın iç dünyasına yönelmiş, o ana kadar karanlıklarda kalmış bilinçaltını aydınlatmaya çalışmıştır: Nietzche “Bana ruh bilim konusunda bir şeyler öğreten tek kişi Dostoyevski’dir.” demiştir. Gerçekten Dostoyevski, kişilerin yazgılarını dokurken, onların yalnızca davranışlarını, ilişkilerini, tepkilerini betimlemekle kalmayıp, bütün bunların altında yatan ruh durumlarına yer vermiş bir sanatçıdır.
Dostoyevski yapıtlarında kompozisyona ve biçime pek önem vermemiş, para gereksinimlerini karşılamak için hep çalakalem yazmış, romanlarında, önceden kurduğu çatıya çok ender uymuştur; üslubu karmaşık, hatta yer yer baştan savmadır. Ama bir sözcükten, bir düşünceler ve duygular bütünü çağrıştırmayı ve sanat ile tutkunun birbiriyle kaynaştığı sahnelerde kusursuzluğa ulaşmayı başarmış bir yazardır.

ESERLERİ
Öykü: Beyaz Geceler, Yer Altından Notlar vb.
Anı-roman: Ölüler Evinden Anılar.
Roman: İnsancıklar, Netoçka Nezvanova, Ezilenler, Kumarbaz, Suç ve Ceza, Budala, Ebedi Koca, Ecinniler, Delikanlı, Karamazov Kardeşler

Kas 10

DOSTOYEVSKİ – Budala
1.KİTABIN KONUSU :
Romanın kahramanı Prens Mışkin, saralıdır. Tedavi gördüğü İsviçre’den döndüğünde elindeki giysi çıkınından başka hiçbir şeyi yoktur. Yaşamı kendi iç dünyasını seyre dalmakla geçmektedir. İnsanlarla her türlü alışverişten arınmıştır. Budalalık derecesinde iyi olan Prens Mışkin, tam bir ermiş kişidir, sevmekten başka bir şey gelmez elinden. Müthiş bir zeka sahibidir. Çevresindekiler, onu her zaman yadırgarlar, ama onsuz da edemezler. Kendisi de saralı olan Dostoyevski, romanının kahramanına kendi kişiliğinden pek çok şey koymuştur. Prens Mışkin’in anıları, aslında Dostoyevski’nin anılarıdır. Prens Mıskin’in romanının bir yerinde anlattığı, siyasal görüşlerinden dolayı kurşuna dizilme cezası alan bir adamın öyküsü, aslında Dostoyevski’nin başından geçmiş bir olaydır. Bir tutku romanı olan Budala, Dostoyevski’nin yazdığı ilk büyük aşk romanıdır.

2.KİTABIN ÖZETİ :
Hasta prens Mişkin Rusya’dan İsviçre’ye Şnayder adlı bir doktorun kliniğine yollanır. Prens çok acı çeken bir insandır ve ara sıra hastalığıyla ilgili nöbetler geçirmektedir. Nöbet geçirdikten sonra budalalaşır ve afallar. Çocukları çok seven prens köydeki çocukların kalbini kazanmasıyla iyileşme sürecini de ivmelendirir.
Köydeki yoksul bir kızla ilgilenmesinden dolayı da çevresi tarafından ayıplanmaktadır. Nedeni ise kızın annesinin ölümünden sonra lanetlenmiş olmasıdır. İsviçrede üç sene kalan prens bir çok acılarla Rusya’ya döner ve soyunun son bireyiyle tanışmak için atılımlarda bulunur. Onunla tanışması aynı evde yaşayan Ganya ile tanışmasına da vesile olur. Ganya prense Nastasya’nın portresini gösterir ve prens artık Nastasya’ya çoktan vurulmuştur. Onu her ne pahasına olursa olsun aramaya başlar ve sonunda da bulur ve evlenme teklif eder. Buhranlı bir dönemde olan Nastasya bu teklifi kabul eder gibi yapıp reddeder ve Rogo Jin adındaki biriyle evlenmeye karar verir. Bu evlilikten sonra tekrar Mişkin’e kaçan Nastasya daha fazla dayanamayarak tekrar geri döner.
Hala Moskova’da bulunan Mişkin Nastasya’yı aramak için Petersburg’a gelir. Prens Mişkin Nastasya’yı aradığını bir sır gibi saklamaktadır. Bu günlerde Prens Mişkin bazı özel günlerde evinde partiler verir ve bu partilere de kitabındaki bütün kahramanları çağırır. Bu kişilerden Aglea adındaki kadın ise Prensi deliler gibi sevmektedir ve ona “Yoksul Şövalye” gibi imalarda bulunmaktadır. Bunları ise mektuplarında sık sık dile getirmektedir. Sonunda aglea ile Prens Mişkin nişanlanmaya karar verirler. Böylece Prens ikinci kez Ganya’nın sevdiği kadını elinden alır. Ancak bu nişandan da vazgeçen Mişkin Nastasya ile evlenmeye karar verir. Ancak aynı zamanda Aglea’yı çok sevdiğini de bilmektedir. Nastasya ile evlenecekleri sırada Rogo Jin gelir ve Nastasya’yı sessizce alır gider. Mişkin bunu sakince karşılar ve birşey diyemez. Rogo Jin Nastasya’yı Petersburg’ta öldürür ve bunu da Prens gelince öğrenir ve tekrar krize girerek budalalaşır. En sonunda Şnayder’in kliniğine gönderilir. Aglea ise Polonyalı bir Coutla evlenir. Rogo Jin ise 15 yıllığına İsviçre’ye sürülmüştür.

3.KİTABIN ANA FİKRİ :
Kitapta vurgulanmak istenen nokta; insanlar için sevginin çok önemli bir kavram olduğu ve onsuz yaşanamayacağının kesin olduğudur. İnsanlar için sevdikleri o kadar değerlidir ki o varlıkları kaybetmeye tahammül edemezler tıpkı Prens Mişkin gibi.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Kitapta genel olarak on üç karakterden bahsedilmektedir. Bunlardan en önemlileri şunlardır:
1. PRENS MİŞKİN : Kendi iç dünyasında yaşayan, herkese güler yüzle davranan, budalalık derecesinde iyi ve insanları sevmekten başka birşey yapamayan bir prenstir.
2. ŞNAYDER : Prens Mişkin’in hastalığından dolayı yardım istediği, kendini ispat etmiş ve prensi kurtarmak için tüm gücünü kullanan iyi bir doktordur.
3. AGLEA : Prensi deliler gibi seven ve onu kaybetmemek için herşeyi göze alabilen, güzel ahlaklı ve gayet alımlı bir bayandır.

5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Anlatım yönünden üst düzeyde olan kitapta; çok uzun cümleler kullanılarak okuyucunun cümlede anlatılmak istenen manadan uzaklaşmasına sebebiyet verilmştir. Yine de bu uzun cümlelere rağmen roman akıcı ve sürükleyici olmasıyla okuyucuyu kendine bağlamaktadır.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :
Rus edebiyatının en büyüklerinden olan Dostovyevski, 1821 Moskova doğumludur. Orta sınıf bir aileden gelen yazarın babası, yoksullar hastanesinde cerrahtı. Dostovyevski ilk eğitimini ailesinden aldı. Romanlarının tümünde, ailesinin çektiği sıkıntıların ve tanık oldukları yoksulluğun etkisi görülebilir. Çok çalkantılı geçmiştir Dostovyevski’nin hayatı. 17 yaşında askeri akademiye girmiş ama oradaki katı disipline uyamayıp ayrılmış, Norodniklerin siyasi görüşlerini benimsemiş, 1849’da idama mahkum edilmiş ve tam idam sehpasında öğrenmiştir cezasının sürgüne çevrildiğini. Ölümün kıyısından dönen ve Sibirya’daki sürgün yaşantısında zor günler geçiren Dostovyevski’nin siyasi görüşlerinin temelden farklılaştığını söyleyebiliriz. Kişiliğini derinden etkileyen epilepsi nöbetlerinin sıklaşması da bu tarihte başlar. Artık mistik bir dünya görüşü egemendir Dostovyevski’nin metinlerinde.
Bu günlerde Orhan Pamuk’un editörlüğünde başlayan Dostovyevski dizisinin ilk kitabı olarak yayınlanan “Ecinniler”, Dostovyevski’nin Norodnik ve ateist geçmişine dair bir özeleştiridir. Sürgün dönüşü; aşkları, evlilikleri, Avrupa seyahatleri, kumar tutkusu ve geçim sıkıntıları, Turgenyef’le olan çekişmelerleriyle geçirdi ömrünü bu büyük yazar. Çoğu kitabını yayıncılardan aldığı “kaporalar” nedeniyle çok kısa sürelerde tamamladı ve bugün dünyanın en çok satan yazarları arasında olan Dostovyevski, 1881 yılında geçim sıkıntıları içinde hayata veda etti.

Eki 20

DOSTOYEVSKİ – Beyaz Geceler Kitap Özeti, Dünya Klasikleri Kitap Özetleri

Beyaz Geceler

Dostoyevski
“Bizler, kendi derimiz içinde ebedi yalnızlığa mahkûmuz.” T. Williams’ın ‘Kızgın Damdaki Kedi’ oyununun girişine koyduğu bu epigramı Beyaz Geceler’in girişine de yerleştirebiliriz. Bu uzun öyküde yalnızlık ve çaresizlik karşı konulmaz bir edebi güçle üzerimize çullanır; okurun olduğu kadar yalnızlığı hayalde aşmaya çalışan insanların da.

Beyaz Geceler: Beyazlığın üzerinde yalnızlığın lekesi.

Dostoyevski

(1821-1881) Rus romancı ve öykü yazarı. Çocukluğu sarhoş bir baba ile hasta bir anne yanında geçti. Okulu bitirdikten sonra edebiyatla uğraşmak için askerlikten ayrılan yazar, Çar I. Nikolay’ın baskıcı yönetimine karşı reform hareketlerine katıldı. İdam edilmekten son anda kurtulması, Dostoyevski’nin üzerinde derin izler bıraktı. Vremya ve Epoha adlı iki dergi çıkardı. İnsanın iç dünyasının en gizli köşelerini ustaca anlatan yapıtlarıyla 20. yüzyıl roman anlayışını derinden etkileyen yazarın önemli eserlerinden bazıları; Suç ve Ceza, İnsancıklar, Beyaz Geceler, Ezilenler, Ölüler Evinden Anılar, Kumarbaz, Karamazof Kardeşler ve Budala’dır.