Eki 6

Işıkla Gelen Değişim

MELVİN MORSE

Dr. Melvin Morse’un seçkin takımı ve bilim yazarı Paul Perry’nin katkılarıyla ortaya çıkan ve New York Times gazetesinin çoksatanlar listesine giren Işığa Bir Adım Kala, çocukların yaşadıkları ‘Ölüme Yakın Deneyimler’ ile ilgili bilimsel ve spiritüel yepyeni bir anlayış kazandırmıştı. Işıkla Gelen Değişim ise, ölümün eşiğinden dönmüş insanların, spiritüel ve fiziksel anlamda olumlu yönde ve derinlemesine değiştiklerini bizlere kanıtlıyor. Bu değişim yaşam boyu sürüyor. Belgelenmiş olan bu değişikliklerin tamamı, bu kişilerde ve onlarla ilişkisi olan insanlarda çok derin bir huzur ve farklı bir anlayışa yol açıyor.

Morse ve Perry’nin yapmış olduğu, şu ana kadar yürütülmüş en kapsamlı araştırmanın sonuçlarına göre:

·Ölüme Yakın Deneyim yaşamış kişiler daha sağlıklılar ve çok daha az psikosomatik şikâyetleri bulunuyor

·Psikolojik açıdan çok daha mutlular, güçlü aile bağlarına sahipler, yaşama ‘şevk’leri daha fazla ve ölüm korkuları önemli ölçüde azalmış kişiler.

·Ölüme Yakın Deneyim yaşamış kişilerin neredeyse tamamının ruhsal yeteneklerinde inanılmaz artışlar gözleniyor.

Işıkla Gelen Değişim, bizlere beyin / zihin etkileşimi konusunda yeni bir teoriyi destekleyen veriler sunuyor. İlham verici ve yoğun bir anlayışı barındıran Işıkla Gelen Değişim, sizlerin de yaşam ve ölüm hakkındaki gizemlere bakış açınızı değiştirecek

Eki 6

Şeytanın Işığı

KARİN FOSSUM

Bir bebek arabasında duran el çantasını çalan baş belası iki genç, Zipp ve Andreas, bebeğin arabadan yere düşmesiyle istemeden de olsa bir cinayet işlerler. Ama bu durumun henüz farkına varamadan, bir sonraki hedeflerine doğru ilerlemeye başlamışlardır. Yaşlı bir kadını evine kadar takip ettikten sonra Andreas, sadık bıçağıyla kadının evine girer. Zipp dışarıda gerginlik içinde beklemektedir ama arkadaşı bir daha asla dışarı çıkmaz. Zipp, Andreas’ı bir daha sağ göremeyecektir.

Müfettiş Konrad Sejer ve meslektaşı Skarre, bebeğin ölümüyle genç bir suçlunun ortadan kaybolması arasında hiçbir bağlantı kuramazlar. Zipp’in de olayları açıklamaktan korkarak, polis şaşkına döndürmüştür. Dışarıdaki dünyada kargaşa devam ederken gözler, yaşlı kadının evine yeniden çevrildiğinde ürpertici, kalpleri durduran gerçek, bütün çıplaklığı ile ortaya çıkar. Stephen King tarzı bir olay örgüsüyle Fossum, olaylara gerçekçi ve korkutucu bakmada kendine özgü yeteneğini, suçlunun ve kurbanın zihinlerine yerleştirir.

Fossum görünüşe her zaman inanılmayacağını ve insanların her zaman göründükleri gibi olmadıklarını tekrar anımsatıyor.

‘Cinayet romanlarında pek sık karşılaşmadığımız derecede zekâ ve merhamet duygusunun izlerini taşıyor’

Sunday Times

Eki 6

Can Dündar
İmge Kitabevi;
Nisan 2006, 1. Baskı, 13,5X19,5, 303 sayfa, Türkçe, K. Kapak.
ISBN No: 9755334785

Uygarlık tarihi biraz da aşkların tarihidir.

Kadınla erkeğin, sevenle sevilenin, âşıkla maşukun tarihi…

Ama insanlık tarihi gibi, aşkların tarihi de dikensiz gül bahçesi değildir.

Kahkahalar ve buselerle olduğu kadar, acılar ve gözyaşlarıyla da işlenmiş bir kanaviçedir bu…

Yaşandığı döneme ilişkin ipucu verir ve dönüp bakınca insana güzel gelir.

Bu kitapta geçtiğimiz asra damgasını vuran aşk hikâyeleri var.

Kimi meşhur olmuş, kimi unutulmuş, kimi efsanevi, kimi berduş aşklar bunlar…

Mustafa Kemal ve Latife Hanım’dan,

Enver Paşa ve Naciye Sultan’a,

Adnan Menderes ve Ayhan Aydan’dan,

Nâzım’la Piraye’ye,

Bedri Rahmi-Eren Eyüboğlu’dan,

Yüksel Menderes ve İpek Kramer’e,

Yılmaz-Fatoş Güney’den,

Yıldız Kenter ve Şükran Güngör’e,

Melih Kibar ve Çiğdem Talu’dan,

Selahattin Pınar’la Afife Jale’ye…

Bir dönem Türkiye’yi sarsan gönül maceraları…

Bir başka deyişle ‘Yüzyılın Aşkları…’

Eki 6

SOSYAL HİZMETTE PARADİGMA ARAYIŞLARI

21. Yüzyıldan yalnızca sosyal çalışmanın değil, birçok sosyal bilim disiplininin anlamını-önemini yitireceği bir yüzyıl olarak söz edilmektedir. Yüzyıl, kendisini bir belirsizliğin akışına bırakmıştır. Yoksulluğun yanı sıra birçok toplumsal sorun dünyayı adaletsizliğe sürüklemiştir. Aziz ŞEKER bu yapıtında insanlık sorunlarına sosyal çalışma disiplininin ve mesleğinin olanaklarından yararlanarak eğilmeye çalışıyor. Kışkırtıcı üslubu, egemene olan tepkisi kitabın birçok yerinde etkisini gösterse de alanda yeni yayınların yazılması ve basılması için de tetikleyici olmasıdır mutluluk verici olan…

Standart hayat kırıkLIĞI
AdsSpy: 18 sites by this AdSense ID

Hayat Kırıklığı

Cem Mumcu etrafında ve dünyada olup bitenlerin kendi içinden nasıl geçip gittiğini, ne izler bıraktığını gözlüyor. Yaşama dair, dünyaya dair, o ana, düne, yarına ve olan biten bir sürü şeye dair hissettiklerine, düşündüklerine bakıyor… Sonra çırılçıplak soyunup içini açıyor bize… Ve kendisi görürken bizlere de gösteriyor.

Cem Mumcu’nun on yılı aşkın süredir yazdığı yazılar bu kitapta bir araya getirildi.

Futboldan teröre, aşktan ilişkilere, sinemadan cinselliğe, İnternet’ten mizaha dek çok çeşitli ve güncel konuların yazarın içinden geçişine tanık oluyoruz…. Ve Cem Mumcu’nun içini görüyoruz, en içini, ta kendisini.

Bakın neler geçiyor bir yazarın içinden…

Böyle işte… Ölmez sağ kalırsam kafayı toplayınca (bu hafta hindiba çorbası, kabak graten yiyicem bülumum vitamini bünyeye alıcam, sabahın kör saatinde kalkıp eşofmanize olup deli gibi koşucam, yüzüme lahana masajı yapıcam, önerildiği biçimde istesem de istemesem de haftada üç kez seks yapıcam, bol bol kendine yardım kitabı okuycam ve müren balığının solungaçlarını haşlayıp uygun yerime tarif edildiği biçimde sürücem) daha ciddi şeyler yazacağım bu konuda. Ama duyduklarınız hiç hoşunuza gitmeyecek.

Kitabın içinden

Yazmakla bitmiyor. Yazdıklarım kitap olduğu andan itibaren iç dolaşımımdan çıkıp dışarı açılıyor. Adeta içimdeki kanama dışarıya uç veriyor. O kanı elleyen, o kanla kirlenen, şaşıran, rahatsız olan, seven ve daha bilemediğim her türlü ilişkiye giren okurun artık metne her istediğini yapma hakkı var. Yapsın, bana ne!… Hayır, bunu diyemiyorum. Çünkü metin öteki ucundan bana bağlı kalmaya devam ediyor okur için. Yeter ki beni bulmayagörsün, elindeki diğer ucu bir biçimde sallıyor. Başka türlü bir dolaşım başlıyor yani. Sanki olumsuz bir şeymiş gibi anlatıyorum değil mi? Hayır, tam anlamıyla değil ama bazen öyle. Okurla karşılaşmaktan söz etmek istiyorum aslında. Ve bunu yaparken – yani bunu yazarken – bile, onunla karşılaşmanın hesabını yapmamam gerekiyor. Hatta onunla ne türlü bir karşılaşma yaşayacağımı hayal bile etmemem lazım ki, kanım dışarıya akmadan önce onunkiyle karışmasın. En iyi yol bunu önemsememektir. Evet, aynen bunu söylüyorum: Okura olumlu ya da olumsuz hiçbir şey hissetmemeli ve ona herhangi bir değer vermemeli, hatta onu yok saymalıyım. Öyküm kalemimden dökülürken ona iyi görünmeyi, onun beni sevmesini, onu kızdırmayı, şaşırtmayı hiç mi hiç düşünmemeliyim. Ona daha temiz görünsün diye sözcüklerimi akşamdan suya yatıracak değilim. Varsın pis olsun veya onun istemeyeceği kadar temiz. Ayrıca ona karşı herhangi bir sorumluluğum olduğunu da düşünmüyorum. Sorumsuz bir yazarım ben. Ne yalan söyleyeyim yazarken çok eğleniyorum, sevişir gibi yazıyorum, üstelik partnerimi bile düşünmeyecek kadar bencil bir biçimde yapıyorum bunu. Avazım çıktığınca bağırıyorum. “Konu komşu ne der?” diye düşünemem. Çünkü o zaman zevk almıyorum. Benim sevmediğimi okur sevse bana ne! Yazarken sadece kendimle karşılaşmak istiyorum. Tam da böyle oluyor. Yani demek istediğim aslında benim ilk okurum kendimden başkası değil. Ki onunla karşılaşmak bile yeterince can yakıcı. (sayfa 63)

Kitabın Künyesi

Yazarı: Cem Mumcu
Yayınevi: Okuyan Us
Sayfa Sayısı: 299
Kitabın adı: Hayat Kırıklığı
ISBN: 975-6287 -5-19
Basım Tarihi: Ocak 2006

« Previous Entries