Eyl 30

HEİNER MÜLLER

Ve
“Hamlet Makinası”

“Tanıdığım tek postmodernist

pastanede çalışan bir modernist olan August Stramm’dı”[1]
Heiner Müller

Doğu Almanyalı Heiner Müller (1929-1995), Brecht’in en aşikar varisi olarak kabul edilmektedir. Ancak aralarında temel bir fark vardır; “Brecht kapitalist toplumun kendini tanıması ve değişmesi için yazmıştır; Müller ise, sosyalist toplumun kendini tanıması ve değişmesi için yazmak zorunda kalmıştır.”[2], ki bu da hem iki yazarın bakışının, hem de dillerinin birbirinden farklı yapılar kurmasına neden olmuştur. Bu noktada, Brecht de, Müller de varolanı değiştirmeye dönük bir çaba içerisindedirler. Ancak Brecht’in yıkmak istediği şeyin yerine ne koymak istediği ve seyirciden beklentisi açıkken, Müller bir anlamda yalnızca “değişim”i hedef alır. Brecht bilinçle uğraşmıştır, Müller ise sanki bilinçdışı ile ilgileniyormuş gibi görünür. Müller’in yapıtlarının, dili gibi, metin yapısı da izleyiciyi bir yandan keşfetme ve çözümleme dürtüsüyle kendine çekerken, bir yandan algıları parçalaması ve yarattığı “şok etkisi” ile kendisinden uzak tutar. Bu yapının kışkırtıcılığı, Brecht’in sağlamak istediğinden farklıdır. Müller metniyle sahnede yeni bir gerçeklik düzlemi kurgular. Bu düzlemde “yeni” olan “şimdi”dir ve bu da geleceğin yokluğuna dönüşür. Müller’in metni bir savaş alanının fotoğrafı gibidir. Ve elbette ki, ön planda olan zafer değil, savaşın trajedisidir.

“Hamlet Makinesi” için ise Müller şöyle der: “…orada umutsuz reji direktifleri var, hiçbiri gerçekleştirilebilir değil, oyunun olabileceği hiçbir alan yaratamamam bir semptom. Bu, temelde şu demek, bunlar öyle oyunlar yada metinler ki, oyun alanları yalnızca benim kafam. Bu kafatasının içinde oynuyorlar. Bu tiyatroda nasıl yapılabilir? Bu sorun Artaud’nun tiyatro provokasyonunun merkezinde durur, ve bu bir teori değil, yalnızca bir metoda dönüştü artık.”[3] “Hamlet Makinesi”nin, Artaud’un oyunlarını andıran bir çatısı olmakla birlikte, seçilen durumların “vahşet”i de Müller ile Artaud arasında bağlantı kurar. Bunun la birlikte, yalnızca sahne direktifleriyle değil, zaman ve dilin kullanımı ile metnin yapısı da, tüm metnin tek bir kişinin bilinçaltı ya da bir monolog olduğunu düşündürtür.

Heiner Müller’in -özellikle belirli bir dönem- metinlerinin pek çoğunda olduğu gibi, “Hamlet Makinesi’nde da karşımıza mitsel kahramanlar çıkar. Mitler, insanoğlunun akıl ya da kontrol dışı durumları akılcılaştırma çabasıdır ve Marksist düşüncenin mitleri alaşağı eden düşüncesine karşılık, devrimin mitleştirdiği isimler düşünüldüğünde, Müller’in bu kullanımı pek de şaşırtıcı değildir.

“Hamlet Makinesi”nin her düzleminde parçalanmışlık vardır. Metin adeta, birbirlerinin ardına eklenmiş fragmanlardan oluşmaktadır. Müller’in dili parçalanmış bir dildir. Hem karakterlerin seçimi, hem metnin içindeki zaman kullanımıyla kronolojik zaman parçalanmıştır. Metin kişileri sürekli birbirinin içine girer, karakter yapısı parçalanmıştır. Heiner Müller’in, merkezinde Hamlet metninin bulunduğu, Shakespeare’in diğer kimi metinleriyle birlikte, Aiskhylos’un Orestea’sı ve Euripides’in Elektra’sına da göndermeler yapan dokuz sayfalık metni, klasik tragedyalara benzer şekilde beş bölümden oluşur. Hamlet karakteri Müller’in metninde pek çok tragedya kahramanının ve gerçek yaşamda varolan çatışma içindeki trajik kahramanın modeli olarak sahnededir “Hamlet Makinesi” neredeyse gerçek kılınmış tragedya kahramanlarını kullanarak güncel bir trajediye gönderme yapar ve metin yapısıyla sahnelenmesinin olanaksız olduğunu düşündürtecek kadar sınırsız bir alan yaratır. Müller’in metni, dili ile seyirciyi çarparken, yazı dizgelerini kullanışıyla okurun algılamasını da parçalar. Metnin yazım düzleminde de anlatı zamanıyla şimdiki zaman birbirinin içine geçmiştir. Metnin biçiminin ve anlatımının yarattığı yabancılaşma Hamlet’in çok kimlikliliği ve tümüyle yabancılaşmış olmasıyla birleşince, ortaya çok katmanlı bir yapı çıkar. Bu doğrultuda ayrıntılı bir çözümlemede metindeki kodlar doğrultusunda keşfedilen anlamı “tek” kabul etmek, metnin yalnızca anlam alanını daraltır. Ve “Hamlet makinesi”nin sahnelemesi için Robert Wilson’la çalışan Müller, onun için şöyle der : “ Avrupa tiyatrosu yönetmenlerinin genellikle yaptıklarının tersine, o hiçbir zaman bir metni yorumlamaz. İyi bir metnin bir yönetmen ya da “oyuncu” tarafından yorumlanmaya gereksinimi yoktur”[4] Bu bağlamda, metin incelemesi, hem metnin yapısı, hem yazarın tezi doğrultusunda, yalnızca yapıya dönük olabilirmiş gibi görünür. Kodların anlamlandırmasına dönük bir çalışma ise, yalnızca bir alımlayıcının “anlam üretme serüveni” olmakla yetinmek zorunda kalır.

“HAMLET MAKİNASI” ÜZERİNE
ANLAM ÜRETME DENEMESİ
1 Aile Albümü :

İlk bölümün adının “Aile Albümü” olması ilginçtir. Bu ad geçmişe dönmeyi düşündürttüğünden “anlatı zamanı”nı da pekiştirir. “Hamlet” metninde de, Hamlet’in hiç de öyle ideal bir ailesi yoktur. “Aile Albümü” adı, bölümde anlatılanlarla birleştiğinde, o anda varolan durumun yaratım sürecinin aktarıldığı izlenimini yaratır. İlk cümle “Ben Hamlet’(t)im”dir. Bu cümle “bugün”le “dün”ü, “anlatı zamanı”yla “şimdi”yi eşzamanlı olarak verir. Bununla birlikte, bu cümlede Hamlet’in kimliğine yabancılaşması ve artık kendini tanımlayamaması da gizlidir. “Hamlet” metninde, kendine uzak görünen bir eylemi gerçekleştirmekle görevlendirilen Hamlet, oyun boyunca bir yandan eylemini gerçekleştirmeye çalışırken, bir yandan da kendi davranışlarını tanımlamaya çalışır. Aynı zamanda Hamlet’e yüklenen görevin onu iki kimlikliliğe sürüklediği ve sonunda bunun deliliğe dönüştüğünü söylemek de mümkündür. Ve tabii ki, mitsel bir kişilik kullanılsa da, o mitin geri dönüşünü reddetme de söz konusudur.

Cenaze törenindeki olayların anlatıldığı cümlelerden sonra, yeniden “şimdi”ye dönülür. Bu aynı zamanda Hamlet’in kendi kimliğine de dönüşüdür. Müller’in oyununda Hamlet babasına ve dolayısıyla kendisine verilen göreve açık biçimde yabancılaşmıştır ki, bu da Hamlet’i Hamlet yapan temel eylemin ortadan kalkması demektir. Artık Hamlet olmayan kişi, tabutun kapağını kılıcıyla açıp, şimdi ölü olan yaratıcısını parçalara ayırarak etraftaki yoksul insanlara dağıttığını söyler. “Hamlet” metninde düzene aykırı bir eylem gerçekleştiren bireye yönelen şiddet, Müller’in metninde sistemin temsilcisi olan kişiye, dolayısıyla da sisteme yönelir. Hamlet, kendisini yaratanı, yani sistemi parçalamış, iktidarı halkla paylaşmıştır. Ve böylelikle yas, yerini “devrim”in coşkusuna bırakır. Şimdi ise, metinde “katil” olarak andığı amcası, babasının boş tabutu tepesinde, “katil dul”un, annesinin üstüne binmiştir. Hamlet’in de somut olarak desteklediği bu eylem, elbette açıkça birçok anlamı içinde barındırmaktadır. Ve bununla birlikte gerçekte hiçbir şeyin değişmediği anlamını da.

Bundan sonraki cümleler Hamlet’in çelişkisini yansıtır. “Hamlet” metninde de aydın portresi çizen Hamlet, değişime destek vermesine karşın, çelişkileri görmekte olmanın acısını yaşamaktadır. Babasına, yani sisteme karşı tavrında Hamlet’in bir tereddütü yoktur. Onun çelişkisi, babasının yerini alan amcasına, yani “Komünizm”e yöneliktir. Kanla giden babasının yerine kanla gelen amcası gibi, bulduğu “en yakın ya da ikinci en iyi et”i , yani annesini ve onunla simgelenen kavramları elde etmek için, yani yeni bir devrim için –diyalektik bunu gerektirir- kan dökmesi gerektiğini bilmektedir.

Horatio girer. Ama geç kalmıştır, artık ona verilecek bir rol kalmamıştır. “Hamlet” metninde Hamlet’in tüm sırlarını açtığı en yakın dostu Horatio, “Hamlet” metninde de sadece olayların bir kısmını öğrenmiş ve yalnızca teorik olarak Hamlet’in yanında olmuştur. Müller’in metninde de Horatio, Hamlet eylemini gerçekleştirirken yanında yoktur. Hamlet ona “Horatiopolonius” der. Bu ad, tüm karakterlerde yaşanan kimlik parçalanmasını gösterdiği gibi, sistem içinde var olabilmek için her şeyi yapabilen Polonius’la Horatio arasında bağlantı kurmaktadır. Hamlet, Horatiopolonius gibi kendisinin de bir oyuncu olduğunu söyler. O da aslında kendine verilen rolü oynamaktadır. Polonius’a dönüşen Horatio çıktıktan sonra, , Hamlet’in annesiyle konuşmaya başlar. Hamlet’in tepkisi, babasından sonra annesine yönelmiştir. Arada amcasına yönelik replikleri olsa da öfkesi bu aşamada amcaya yönelmez. Hamlet, “Anne seni yeniden bakireye dönüştüreceğim. Kralın kanlı bir düğüne kavuşsun diye” der. Oysa bu imkansız olduğu gibi, Hamlet’in kendi varlığını da inkar etmesidir. “ANA RAHMİ TEK YÖNLÜ SOKAK DEĞİLDİR”der Hamlet. Çünkü sadece babası ve amcası o sokağa girmemiştir. Aynı zamanda kendisi de o sokaktan çıkmıştır. Kin duyduğu ve hesaplaştığı şey, aynı zamanda kendisini yaratan şeydir. Hamlet’in annesiyle konuşmasının son cümlesi Ophelia’ya yöneliktir; “Bırak da yüreğini yiyeyim Ophelia, benim göz yaşlarımı döken yüreğini”

2 KADINLARIN AVRUPASI

Hamlet’in yemek istediği Ophela’nın yüreği bir saat, Ophelia ise KORO/HAMLET’tir. Hamlet’le iç içe giren Ophelia figürü de Hamlet gibi bir model, bir arketiptir. O, Hamlet metninin erkekleri tarafından kullanılmış, kendisiyle ilgili kararlar daima erkekler tarafından verilmiş, ama son kararı olan ölümünü onlara bırakmamış bir kadın karakterdir. Ama intihar, aynı zamanda kendinden vazgeçiştir. Müller’in Ophelia’sı; “dün kendimi öldürmekten vazgeçtim” der. Burada yine geçmişe, tarihe gönderme vardır. Aynı zamanda Ophelia, “bir zamanlar yüreği olan saati” de söküp çıkarmak ister. Buradaki Ophelia esaretinin kaynağı olan kadınlığıyla barışmış ve direnmeye karar vermiştir ve bedelini ödemeye de hazırdır. Bir başka kadın modeli olan annenin, iktidarın kurulduğu alanı temsil ettiği oyunda, Ophelia bu rolü reddeder.

3 SCERZO

“Scherzo” sözcüğü İtalyanca “şaka” anlamına gelir. Müzikal bir terim olaraksa, “hafif, canlı, neşeli” anlamında kullanılır. Bu, devrimin üçüncü aşamasıdır.

Burası ölüler üniversitesidir. “Fısıltılar ve mırıltılar. Ölü düşünürler Hamlet’e kitaplarını fırlatırlar” Burası tarihin ta kendisidir. Değişimin çelişkilerine karşı, geçmişe dönüp başka bir düzene yönelmek anlamsızdır. Denenmemiş bir şey kalmamıştır. Ama eski teori ve sistemler ibret verircesine sergilenmektedir. Üzerine Hamlet 1 yazılı tabuttan Cladius ve Ophelia çıkar. Yaşayan bir ölü olarak, devrim ya da yeni düzen de, ölüler üniversitesinde bir teori olarak, ya da müzede bir örnek olarak şimdiden yerini almıştır. Bir önceki sahnede kadınlığıyla barışmış, ama iktidar alanı olmaya baş kaldıran Ophelia, bu sahnede bir fahişeye dönüşmüştür. Daha önce yönetildiğinden daha fazla kişi tarafından, ama hala başta Cladius olmak üzere erkekler tarafından yönetilmekte ve bir anlamda onlara hizmet etmektedir. Hamlet’in de Ophelia’nın elbiselerini giyip, iktidar sağlanacak bir alan olmayı kabullenmesiyle Cladius, Hamlet’in babasına dönüşür. Yeni sistem artık yerleşmiş ama aynı zamanda bir öncekiyle farkını da yitirmiştir. Yüzü ensesinde, belki iki yüzlü ya da sürekli arkasını koruyan bir melek olan Horatio, Hamlet’le dans eder. Artık Hamlet’te sistemin entegre olmuş bir parçasıdır. Tabuttan gelen yeni iktidarın ses(ler)i; “Öldürdüğünü seveceksin”der. Kapitalist sistemin reddedilen kimi araç ve yöntemlerine, artık sempatiyle bakılmaktadır. Horatio ile Hamlet’in dansı hızlanıp vahşileşirken, tabuttan kahkahalar yükselir. Bir salıncakta göğüs kanseri olan madonnanın göğüs kanseri, güneş gibi ışınlar yaymaktadır. Belki de artık İsa’yı emziremeyecektir.

4

Metnin en uzun bu bölümünde boş bir zırh, miğfere saplanmış bir balta vardır. Kalıntılar ortadan kaldırılmış, belki de yeni yapı içinde çözünürlükleri sağlanmıştır. Şimdi HAMLETİ OYNAYAN OYUNCU vardır sahnede. Artık kendi trajedisiyle ilgilenenlerin kurduğu oyunda oynamayı reddetmektedir. Ama dekor kurulmuştur bile. Oyuncunun söyledikleri sanki yaşananların muhasebesidir. Kimliğinden sıyrılmak isteyen Hamlet, eylemleriyle yüzleşmek zorundadır. Bu yabancılaşma ve yüzleşme onun dramınıdır. O, sistemin ve devrimin her bir biriminin içinde vardır. Bu değişimin getirdiklerine de, değiştirilene de yönelik bir saldırıdır. Ama sanki araçlardan çok o araçları işletenlere dönük bir saldırıdır. Kendini var edenleri öldürdüğü gibi, parçalanmamış –ya da öyle sandığı – kimliğini var eden yazarını Heiner Müller’i de yok etmek istemektedir. Bu benliğin reddidir. Hamlet’in düşünceleri, beyninin içinde kanayan yaralar vardır. O bir aydın olarak acıyı beyniyle de hissetmektedir ve beyninden kurtulmak için bir makine olmak ister. Tarihi yapan insanı temsil eden anıtın bir parçası olan televizyonlar susar, buzdolabından ise kan sızar. Devrimin üç kahramanı üç çıplak kadın Marks Lenin ve Mao, aynı anda kendi dillerinde “ÖNEMLİ OLAN NOKTA TÜM VAROLAN KOŞULLARI YIKMAKTIR” derler. Hamleti oynayan oyuncu yeniden makyajını yapıp kostümünü giyer. Arkasında onu izleyen hayaletten bıkkın, ama onun zırhının içine girerek, son putlara da saldırır; Marks, Lenin ve Mao’nun başlarını balta ile yarar. Buzul çağı başlamıştır.

5

Son devreye, kıyamet öncesindeki barış ve huzurun olduğu ya da vaat edildiği devreye gelinmiştir. Derin denizde Ophelia, tekerlekli sandalyede bir balıktır. Belden aşağısı tutmamaktadır artık, dolayısıyla kadınlığını da yitirmiştir. Belki tedavi edilmek, belki de mumyalanmak için beyaz giysili iki adam onun bedenini sargı beziyle dolarken, Ophelia “Ben Elektra” der. Elektra, kendisi gibi bir kadın olan anasının öldürülmesine yardım ederek intikam alan bir tragedya kahramanıdır. Daha önce cinselliğini reddeden Ophelia, şimdi doğurganlığını reddetmektedir. Parçalanma ve yıkım yaşanmış, geriye başkaldırı, ayaklanma ve ölüm kalmıştır ve belki de tek gerçek budur. Tüm putları yıkan Müller, erkekleri çıkartır, Ophelia’yı beyazlar içinde sahnede yalnız bırakır.

KAYNAKÇA :

§Postmodern Brecht / E. Wright / Çev : Ayşegül Bahcıvan / Dost Kitabevi

§Agon 10

§Sahneleme / Patrice Pavis / Çev : Sibel Kamber / Dost Kitabevi

§Yazar ve Tiyatro Düşünürü Olarak “Heiner Müller” / Yüksek Lisans Tezi / Emre Koyuncuoğlu

§Hamlet Makinası /H. Müller / Çev : Nihal Koldaş

[1] :1987 / Bkz: Sahneleme – P. Pavis / sf : 125

[2] : Girshausen / Bkz Postmodern Brecht-E.Wright /sf :134

[3] :Tiyatro Krizdir / Heiner Müller’in röportajından çev: Mine Süngün /Agon 10 / sf :99

[4] : Théâtre / Public, sayı 67, s:37 / Bkz:

Eyl 30

Dede Korkut Hikayeleri Özetleri
1-DİRSE HAN OĞLU BOĞAÇ HAN:

Toy edilirken Karatağ’a oturtulan ve çocuğu olmayan Dirse Han’ın bir oğlu olur ve Bayındır Han’ın boğasını öldürdüğü için Dede Korkut tarafından “Boğaç Han” olarak adlandırılır,bey olur.Dirse Han’ın 40 yiğidi, oğlanı babasına kötüler.Babası avda oğlunu oklar.Annesinin sütü ve kırçiçeği oğlanın yarasına derman olur.Oğlan, kırk yiğit tarafından kaçırılan babasını kurtarır.Dirse Han oğluna taht verir.

2-SALUR KAZANIN EVİNİN YAĞMALANMASI:

Salur Kazan,oğlu Uruz Han’ın uyarısına rağmen, Oğuz beyleriyle ava çıktığı sırada, evine üç yüz yiğidi ve Uruz’u bırakmasına rağmen düşman gelir.Eşini,gelinini ve oğlunu esir alır.Gördüğü rüya üzerine avdan dönen Salur Kazan, düşman ellerine gider.On bin koyununu düşmana vermeyen çoban da (o istemese de) kendisiyle gelir.Oğuz beyleriyle birlikte düşmanı yener ve yurtlarına dönerler.

3-KAM BÜRE BEG OĞLU BAMSİ BEYREK:

Bayındır Han’ın Oğuzları topladığı sohbete tüm beylerin oğullarıyla gelmesi üzerine, Büre Bey üzülür.Oğuz beyleri, Büre Bey için bir oğul, Bican Bey’e de doğacak oğlana vermesi için bir kız dilerler.Doğan oğlan büyüdükten sonra kendisine hediye getiren bezirgânları kafirlerden kurtarır ve “Bamsi Beyrek” adını alır.Banı Çiçekle evleneceği gece kafirler düğünü basarak Bamsi’yi esir alır.Banı Çiçek’in abisi **** Karçar’a Yalancı oğlu Yaltacık’ın kanlı bir gömlek getirip “Bamsi öldü.” demesiyle Banı Çiçek Yaltacık’a verilir.Düğün gecesi esir bulunduğu kaleden,tekürün kızının yardımıyla kaçan Bamsi, yaşadığını Bani Çiçek’e bildirir.Sonra düğün yapılır.

4-KAZAN BEYİN OĞLU URUZ BEYİN TUTSAK OLMASI HİKÂYESİ:

Kazan Bey, oğlunun henüz bir kan akıtıp, baş kesip isim sahibi olamayışına üzüldüğünü bildirir.Oğlu da babasından nasıl savaş edildiğini, kan döküldüğünü kendisine öğretmesini ister.Kazan Han bunun üzerine oğlunu ava çıkarır, bu sırada düşman gelir ve Kazan Han savaşmaya başlar.Oğluna sadece izlemesini söylemesine rağmen oğlan babasına fark ettirmeden savaşır.Babası, oğlunu bulamaz;evde de göremeyince düşmanla savaşılan yere gelir.Oğlunun kılıcını görünce onun esir düştüğünü anlar.Düşmanla tek başına savaşa giden Kazan Bey, yenilir.Bunun üzerine Hatun kırk kızla ve diğer Oğuz beyleriyle kafirleri yener.Oğuzlar yurtlarına dönerler.

5-KOCA DUHA OĞLU DELİ DUMRUL HİKÂYESİ:

Duha Koca oğlu **** Dumrul, bir kuru çayın üstüne köprü diker, geçenden de geçmeyenden de akçe alır.Bunun sebebini de erliğinin, yiğitliğinin yayılması olarak açıklar.Köprü üstünde birinin ölmesi üzerine **** Dumrul, bu yiğidin canını alan Azrail’in gelip kendisiyle savaşmasını ister.Bu başkaldırı üzerine Allah, Azrail’i **** Dumrul `un canını alması için yollar.**** Dumrul, Azrail’i bir türlü yakalayamaz ve Allah’ın birliğine iman eder.Bir can getirmesi şartıyla canı bağışlanacak olur.
Annesi de babası da can vermeyi kabul etmez.Artık öleceğine inanan **** Dumrul, karısıyla helalleşmeye gider.Karısının kendisine canını vermesini istemesi üzerine Allah’a “Ya ikimizin canını de canını al ya ikimizi de yaşat.” der.Allah ikisine de 140′ar yıl ömür verir.Annesi ve babasının da canını alır.

6-KANLI KOCA OĞLU KAN TURALI HİKÂYESİ:

Kanlı Koca adında bir Oğuz eri kahraman oğlu Kan Turalı’ya onu evlendirmek istediğini söyler.Ancak oğlan, aradığı kadar kahraman, gözü pek bir kız bulamaz.Babası arar ve Trabzon tekürünün kızının tam oğlunun istediği gibi bir kız olduğuna kanaat getirir.Bir aslanı, bir boğayı ve bir deveyi öldürmek şartıyla verilecek olan kızı, Kan Turalı bu şartları gerçekleştirerek alır. Evlendikleri gece kafirlerin saldırısına uğrar ve savaşırlar. Savaş devam ederken Selcen Hatun eşini arar, bulamaz. Bulduğu yerde de yardım eder. Selcen Hatun’un düşmanı yendiği için övüneceğini düşünen Kan Turalı, Selcen’i öldürmeye karar verir. Ok çekerler; ancak Selcen, okunun başındaki demiri çıkartmıştır. Selcen’i böylece deneyen Kan Turalı ve Selcen, yurtlarına dönerler.

7-KAZICIK KOCA OĞLU YİĞENEK HİKÂYESİ:

Bayındır Han’ın İç Oğuz beylerini sohbete çağırdığı bir gün, aralarından Kazılık Koca denilen bir bey Bayındır Han’dan akın ister. İzin alınır, Kazılık Koca yararlı ihtiyarlarla birlikte Karadeniz kenarındaki bir kaleye gider. Kalenin Tekürü Kazılık Koca’yı aklar ve esir alır. 16 yıl esir kalan Kazılık Koca’nın 16 yaşına gelmiş olan oğlu Bayındır Han’a giderek babasını kurtarmaya gideceğini söyler. Yanına 24 sancak beyini de alır. Yola çıkmadan gördüğü rüyada Dede Korkut’tan öğütler alan Yiğenek, Allah’a sığınıp dualar ederek tekürü yener. Babasını kurtarır.

8-BASAT’IN TEPEGÖZÜ **DÜRMESİ HİKÂYESİ:

Basat, Uruz Bey’in Oğuzlar’ın göçü sırasında düşürülüp bir aslan tarafından büyütülen oğludur. Uruz’un çobanı Oğuzlar’ın yaylaya göç ettikleri sırada bir peri kızıyla çiftleşir. Peri kızı, bunun acısını Tepegöz’ü (çobandan olan çocuğu) Oğuzlar’ın içine salarak çıkarır. Tepegöz, çocukların kulaklarını, burunlarını yer; adamları yiyerek öldürür. Basat’ın kardeşi Kıyan Selçuk da Tepegöz yüzünden ölmüştür. Basat gider ve kardeşi uğruna Tepegöz ile savaşır. Önce gözünü yok eder;sonra da öldürür.

9-BEGİL OĞLU EMREN’İN HİKÂYESİ:

Bayındır Han, Gürcistan’dan haraç olarak bir kılıç, bir çomak, bir at geldiğini görünce kızar. Bunları yiğitlere, boylara veremeyeceğini söyler. Dede Korkut, bu üç haracın da bir yiğide verilmesi yönünde akıl verir. Begil Yiğit, bunları kabul eder. Haraçları alan Begil Yiğit, Gürcistan sınırına yerleşir. Oğuz’a geldiğinde Kazan Bey’in Begil Yiğide avda hünerli olduğunu; ancak bu hünerin ata bağlı olduğunu söylemesi üzerine darılır. Oğuzlara başkaldırışından onu ancak karısı döndürür ve ava çıkmasını söyler. Av sırasında sağ uyluğunu kıran Begil, bunu bir süre saklar. Açıklaması üzerine Tekür bunu duyar ve Oğuz üstüne yürür. Begil oğlu Emren direnir. Allah ona kırk er gücü verir, böylece kafirler yenilir.

10-UŞUN KOCA OĞLU SEĞREK HİKÂYESİ:

Uşun Koca adında birinin Eğrek ve Seğrek adında iki oğlu vardır. Eğrek, bir gün beyleri çiğneyip Kazan Bey’in karşısına gelir, oturur. Ters Uzamış adında bir bey ona baş kesmediğini, kan dökmediğini,aç doyurmadığını, burada ne aradığını sorar. Eğrek, baş kesmenin, kan dökmenin hüner olduğunu öğrenince Kazan Han’dan akın diler. Kazan Han, kabul eder; üç yüzer verip gönderir. Bu akın sırasında esir düşer. Kardeşi Seğrek, onu kurtarmaya gider. Kafirler, Eğrek kardeşini tanımadığı için bir tuzak kurmak isterler. Seğrek’in bir **** olduğunu, yoldan geçenlerin ekmeğine el uzattığını, bunun üstüne yürürse onu serbest bırakacaklarını söylerler.Eğrek gidince bu kişinin kardeşi olduğunu öğrenir. Kafirleri yenerler. Yurtlarına dönerler.

11-SALUR KAZANIN TUTSAK OLUP OĞLU URUZUN ÇIKARDIĞI HİKÂYESİ:

Tarabuzan Tekürü Salur Kazana bir şahin gönderir. Salur Kazan şahincibaşına haber vererek ava çıkacağını söyler. Av sırasında şahin, Taman’ın Kalesine iner. Şahinin arkasından gittiği sırada Salur Kazanın uykusu gelir, 7 gün uyur. Taman, Salur Kazan’ın Oğuz beyi olduğunu öğrenince onu esir alır. Taman’ın eşinin isteği üzerine esir edildiği kuyudan çıkarılan Salur Kazan’dan kafirleri övmesi istenir, ama o övmez. Kardeşi ve oğlu olduğu için de öldürülemez. Oğlu Uruz, Salur Kazan’ı kurtarmaya gelir. Kazan ile oğlu savaştırılır ve Uruz babasını yaralar. Tam bu sırada Kazan Bey Uruz’a babası olduğunu açıklar. Uruz, babasının elini öper, yurtlarına dönerler.

12-İÇ OĞUZ DIŞ OĞUZ ASİ OLUP BEYREK’İN **DÜĞÜ HİKÂYESİ:

Kazan 3 yılda bir İç ve Dış Oğuz beylerini toplar, helalini alır, nesi var nesi yoksa yağmalatırdı. Yine Kazan’ın evini yağmalattığı bir zaman Dış Oğuz beyleri gelmez, İç Oğuz beyleri yağma eder. Bunun üzerine Dış Oğuz beyleri Kazan’a düşman olur. Kılbaş adında bir bey Dış Oğuz beylerinden Aruz’un evine gider ve Dış Oğuz beylerinin Kazan Han’a kin beslediğini öğrenir. Kıbaş gittikten sonra Dış Oğuz beyleri yemin eder, Beyrek’in bu yemine katılmasını yoksa öldürüleceğini söylerler. Beyrek, kabul etmez,ancak Dış Oğuz beyleri de Beyrek’e kıyamaz. Aruz Bey, Beyrek’in sağ uyluğunu keser. Beyrek öleceğini anlayınca Kazan Han’a kanını yerde bırakmamasını vasiyet eder. Kazan Bey bunun üzerine İç Oğuz beylerini toplayarak Aruz’un evini yağmalar, kendisini öldürür. Kazan, Dış Oğuz beylerini affeder…

DİRSE HAN OĞLU BOĞAÇ HAN DESTANI

KONU:
Kıskançlık, Yiğitlik, İftira, Aldatma, Affetme, Evlat Hasreti, Evlat Sevgisi.

ÖZET:
Oğuz beylerinden Dirse Han, çocuğu olmadığı için bir şölende Bayındır Han’ın hakaretlerine uğrar. Bunun üzerine insanların hayır dualarını almak için bir ziyafet verir. Bir zaman sonra erkek çocuğu olur. Çocuk büyür, çok yiğit bir ****kanlı olur. Bayındır Han’ın vahşi boğasını öldürdüğü için Dede korkut ona “Bogaç” ismini koyar. Babası bundan çok memnun olur ve ona bir beylik verir. Bunu kıskanan Dirse Han’ın adamları baba ile oğlunun arasına fitne sokarlar. Bu fitne yüzünden bir av sırasında Dirse Han oğlunu okla vurur, ve dağda bırakır. Boğaç’ın annesi gelir ve oğlunu kurtarır. Bunu duyan fitneciler bu sefer Dirse Han’ı düşmana teslim ederler. Babasını kurtarmaya gelen Boğaç Han bu kırk adamla dövüşür, babasını kurtarır, Dede Korkut gelir dua eder.
KİŞİLER:
- Bayındır Han
- Boğa.
- Dirse Han
- Dirse Han’ın 40 adamı,
- Boğaç Han’ın annesi
- Dede Korkut

ANA FİKİR:
- İnsanların ellerinde olmayan sebeplerle başına gelen durumlara alay etmemeli ve onları hor görmemeliyiz.
- Kıskançlıktan sakınmalı, sebep olacağı sonuçları düşünmeli

Eyl 30

Yönetimde Başarı İçin Altın Kurallar
KİTABIN ADI Yönetimde Başarı İçin Altın Kurallar

KİTABIN YAZARI Mustafa GÜNEŞ

YAYINEVİ VE ADRESİ

BASIM TARİHİ Haziran 1999

KİTABIN YAYIM MAKSADI

KİTABIN ÖZETİ :

Her insan doğumdan ölüme kadar toplum içerisindeki bir takım örgütlerde yer alır. Doğması örgüttedir. Hayatını devam ettirmesi yine başka bir örgütte ve ölümüne kadar bir çok grup içerisinde yer alır. Her insanın uzmanlaşmış olduğu bir meslek dalı vardır. İnsanlar bir meslek dalı içerisinde A’sından Z’sine her şeyi bilebilir. Ama bundan çıkıp ta bir yönetim söz konusu olduğu zaman bir takım eksiklikleri vardır. Bu alandaki eksiklikleri gidermek için bu kitap hazırlanmıştır. Bunlar;

1. Adaletli davranmak : Yöneticiler personeli arasında adaletli olmak durumundadır. Bu eşit olacak anlamında değil statüleri aynı personele eşit davranılmasıdır.

2. Akrabaları işe almak: Akrabaları işe almak yararı yanında zararının daha büyük olduğu görülmüştür.

3. Alçak gönüllü olmak: Alçak gönüllü yöneticiler personeline daha yakın olabilmekte ve onların çalışma azmini arttırabilmektedir.

4. Amaçlar, planlar, hedefler: Başarıya ulaşmak için daha işin başında kendinize bir hedef belirlemeli ve ona ulaşmaya çalışmalıdır. Bu sayede personelimizde daha azimli olacaktır.

5. Araştırma ve geliştirme: Ar-Ge Her örgüt başarı için bunu yapmak zorundadır. Üretilen malın zamanla daha mükemmele ulaşması ve toplumun ihtiyaçlarının giderilmesi bu sayede mümkündür.

6. Başarı değerleme: Başarıyı elde etmek için mutlaka yaplılan işte bir baraj konulmalı ve bunun için herkes çaba göstermelidir.

7. Başkalarının işini yapmamak: Bir kurumda herkes kendi işini yapmalı. Yönetici yöneticiliğini, bekçi bekçiliğini yapmalıdır.

8. Bilgi: Bilgi devamlı yenilenmekte ona ulaşmak için devamlı çaba gösterilmelidir.

9. Cesaret: Başarı için cesaret şarttır. Bir işe kalkışırken o işin üzerine gitmeye cesaret etmek gerekir.

10. Cezalandırma: Cezalandırma yapılması gereken en son iştir. Başarı için bir ödül göstermek insanları motive eder.

11. Çalışkanlık: İnsan bebekliğinden ölümüne kadar bir şeyler elde etmek için çalışmak zorundadır.

12. Çalışma ortamı: Yöneticiler kendilerinden çok personelin çalışma ortamını geliştirmeli ve onlara rahat bir çalışma ortamı sağlamalıdır.

13. Çalışma sözleşmesi: Personeli işe alırken onunla sözleşme yapmak onun görev ve sorumluluklarını bilmesine yardımcı olur.

14. Çalışma ve çözümü: Çalışarak değişik düşüncelerde insanlarla başarı yakalanır. Yöneticiler bunların işlerine karışmamalıdır.

15. Çevrenin analiz edilmesi: Başarı için çevre faktörlerinin incelenmesi, ihtiyaçların en iyi şekilde belirlenmesi gerekmektedir.

16. Değişim ve dönüşüm: Dünya döndükçe gelişmeleri ve yenilikleri takip ederek onları kendimize tatbik ederek gelişmeli ve başarılı olmalıyız.

17. Denetim: Başarı için denetim yapılmalı ama bu hiçbir zaman baskıcılığa yol açmamalıdır.

18. Dürüstlük ve şeffaflık: Başarı için yöneticiler şeffaf olmalı ve dürüst davranmalı ki personeli çalışma azmi kazansın.

19. Eğitim ve geliştirme: Örgütler devamlılığı sağlamak için kendi elemanını kendisi yetiştirmeli ve eğitmelidir.

20. Eleştiriler ve eleştirilere değer vermek: Kişiler işlerinde başarılı olmak için çevrenin yaptığı iyi kötü eleştirileri dikkate almalıdır.

21. Esneklik: Bir işte başarılı olmak için katı kurallara değilde esnek bir yapıya sahip olmak insanları başarılı kılar.

22. Etkin olmak: Başarı için etkilemek ve yönetmek önemlidir. Her şey bilinemez ama bir konu üzerinde konsantre olmak ve diğerlerinde çabuk hareket kişileri öne çıkarır.

23. Eyleme geçmek: Eylemlerden hareketten yana olmalıyız. Çünkü başarı eylemler sonucunda ortaya çıkar.

24. Fiyatlandırma: Fiyatlandırmada rekabet göz önünde alınarak ve rakiplerin fiyatları göz önüne alınarak yapılmalıdır.

25. Geri bildirim: Bir mal üretilip pazara sunulduğunda onun eksiklerini belirleyerek onları gidermelidir.

26. Girişimcilik: Girişimcilikle yönetim gittikçe birbirinden ayrılmakta, girişimciler bir işi yalnız başlarına başarmayı sevmelidirler.

27. Güven: Hayatta başarılı olmak istenirse yanında çalıştırdığın insanlara güveneceksin

28. Gözlem ve analiz: Mükemmele ulaşmak için sürekli başarıya giden yolun izlenmesi gerekir.

29. Halkla ilişkiler: Halkla ilişkiler reklamdan çok hedef kitlelere doğrudan ulaşmaktır.

30. Hizmet anlayışı-tutkusu: Hizmet delisi olarak ayakta kalabilir ve başarılı olunur.

31. Hoş görülü olma, zaman tanıma: Bir örgütte personel hata yapabilir. Personelin bu hatasını başına kakmak yerine ona yardımcı olarak hatası düzeltilebilir.

32. İşbirliği-ekip çalışması-takım ruhu: Yönetimde başarı ekip işidir. İyi bir ekip kuran başarılıdır. “Bir zincir ancak en zayıf halkası kadar kuvvetli olur.”

33. İletişim: Etkileşim için iki birim arasında iletişim şarttır.

34. İmaj: İmaj bir kurumun kişiler üzerinde isteyerek veya istemeyerek bıraktığı etkidir.

35. İnsanları anlamak: “Akıllıca tembellik, budalaca çalışkanlıktan daha iyidir.” Personeli zorlayarak bir işi yaptırmaya kalkışmak en ufak bir boşlukta onların kaytarmalarına sebep olur.

36. İş değerleme: Bir işletmede yapılan işler belli sıralar dizilerek puanlar verilir. Bunu sonucunda fiyatlandırma ortaya çıkar.

37. İşe göre adammı, adama göre işmi?: Yöneticinin başarısı işe aldığı ve çalıştırdığı personel sayesinde belli olur. Evet efendimci personel iyi değil, gerektiğinde kendi düşüncelerinide söyleyebilmelidir.

38. İşlerin öncelik sırası: Her şey zamanında yalpılmalıdır. Zamanında yapılmayan işler yanlıştır. Yöneticiler bazı işlere öncelik tanırlar ve belli bir zamanda tek bir şeyi yaparlar.

39. İşletme-Örgüt: İşletme bir iş ile bir kesime hizmet verirken örgüt bunların tümüne verilen isimdir.

40. İşi ehline sormak, uzmanlara danışmak: Kendini yetiştirmiş insanlardan yararlanmak özellikle yöneticiler insanlık gereği her konuya hakim olamayacakları için kendine yetiştirmiş insanlardan yardım almalıdırlar.

41. Kalite çenberleri: Personelin yaptığı işin kalitesini arttırmak için sık sık toplantı yapmak ve fikir alış-verişinde bulunarak daha mükemmeline ulaşılmalıdır.

42. Kalite tutkusu: Bazı kuruluşlar kalite ve güven duygusuna çok önem vermekte ve işlerinde çok titiz davranmaktadırlar. Amaç %100’ü tutturmak.ve vermişsen onu almaktır.

43. Kararlılık, samimiyet, heyecan: Bir takım insanlar başarılı olurken bir kısmının başarısız olması insanların kendinden kaynaklanmaktadır. Bir işe başlarken o işin bütün yönleri düşünülmeli ve kuvvetli bir arzu ile işe başlanılmalı ve içten davranılmalıdır.

44. Karar vermek: Karar vermek yöneticilerin görevlerinden sadece biridir. Karar vermek zamanın küçük bir bölümünü alır önemli olan o kararın uygulama aşamasıdır.

45. Kapınız her zaman herkese açıkmı?: Personelin yöneticiyi sevmesi isteniyorsa onların istek ve şikayetlerinin dinlenmesi bilinmelidirki onlara saygı duysun böylelikle karşı taraftan da aynı saygıyı görsün.

46. Koltuğu bırakabilmek: Eğer bir yönetici bulunduğu mevkiinin hakkını veremiyorsa zorlamaya gerek kalmadan o koltuğu bırakmasını bilmelidir. Zorla ondan ayrılmayı beklememelidir.

47. Koordinasyon: Örgütlerin iş ve eylemlerinin birbiri ardına gelmesi ve uyumlu çalışmaları için sürekli olarak gerekli bir faaliyettir.

48. Kriz: İş çevrelerinde hareketliliğin durup sıkıntıların baş göstermesi ve krizler genellikle insanlardan kaynaklanır. Kişilerden kaynaklanmayan problemlerle yönetici yerinde sorular sorarak krizin kökünü bulmaya çalışmalıdır.

49. Kusursuzlaşma-mükemmelleşme: Yönetimde başarılı olmak için nitelikler sonrada kazanılabilir. Bir işi mükemmel yapamayacaksan o işi hiç yapma.

50. Maliyetlerimiz: İşletmeniz yeterince para getirmiyorsa o işten kurtulmaya bakmamız gerekir. Aşarı masraf yapmak çok kolaydır. Önemli olan bütçemiz dahilinde masraf yapmaktır.

51. Maaşlar-Ücretler: G.Müdürler yılda bir kez kendi alt kademedeki çalışanlarının maaşını hayat şartlarının üzerinde ayarlamalı ve adil davranmalıdır. Çalışanın hakkı verilmelidir.

52. Misyon: Bir örgüt bir takım işleri gerçekleştirmek için vardır. Kendine bir yol çizmeli ve hedeflerini belirlemelidir. Genellikle ne gibi işler yapacaklarını görmelidir.

53. Modelleme: Yönetimde de başarılı olmak için daha önce bu konularda başarılı olmuş insanların hayatlarına bakarak nasıl başarı elde ettiklerini öğrenebiliriz. Bunlara yakın olmaya çalışarak çeşitli işlerde deneyim kazanmadan başlayabiliriz.

54. Motivasyon: “Başarıdan daha başarılı bir şey yoktur.” Başarılı olmak için önce kişinin kendini başarılı hissetmesi gerekir. Daha sonra gerisi gelecektir.

55. Muhasebe: Her bölüm kendi bütçesini hazırlamalı ve bütçelerini herkesin anlayabileceği açık ve net olmalıdır.

56. Müşteri odaklı olmak: Başarılı olmak için insanlarla özel ilişkiler kurmak gereklidir. Bu ilişkiler ise üst düzey yöneticisinden en alt personeline kadar herkes uygulamalıdır.

57. Müzakere: Kişileri veya gruplar arasındaki farklı ilişkiler veya çıkarlarını görebilmek için bir araya gelmek durumundadır. Bu sayede problemler çözüme kavuşmuş olur.

58. Objektiflik: Yönetici her şeyinde açık ve anlaşılır olmalıdır. Her türlü olayda tarafsız davranmalı ve bunuda personelinin uygulaması sağlanmadır. Açık ve tarafsız olan yönetici personeli tarafından daha kolay anlaşılır.

59. Organik yapılar: Bir örgütte yapılar bellidir. Fakat çevrede devamlı değişim meydana gelmesi örgütleride buna uydurmaya sevk etmiştir ve ortaya bu organik yapılar çıkmıştır.

60. Otokontrol: İnsanlar yaşadıkları sürece bir çok işi başarmadan bırakırlar. Halbuki kendilerine bir yol çizseler bir amaç belirleseler, hayatta daha da başarılı olacaklardır.

61. Ödüllendirme: Bir örgütte personel arasında çalışma azmini arttırabilmek için çok çalışanla, çalışan personel arasındaki farkı çok çalışan personel ödüllendirilerek verilmelidir. Böylece personelin çalışma azmi artacaktır.

62. Önderlik: Önderlik doğuştan var olan bir şey değil kişinin kendine bir yol çizip bu işe sıkı bir şekilde sarılmasıdır. Önderlik kendini değişen durumlara uyarlamasını bilmek ve sabırlı olmaktır.

63. Örgüt geliştirme: Örgütler hayatta kalabilmek için kendilerini devamlı olarak değişen çevre koşullarına uydurmak durumundadır.

64. Örgüt kültürü: Bir örgütte en üst yöneticiden en alt kademedeki personeline kadar herkes örgüt içinde bütünleşmeli ve insanlara böylelikle en iyi hizmetin sunulabileceği bilinmelidir.

65. Pazarlama: İşletmeler amaçlarını gerçekleştirmek mevcut ve potansiyel müşterilerine hizmet verebilmek için müşterilerinin istek ve arzuları doğrultusunda gerekli malzemeyi üretmesi ve tüketilmesine kadar geçen zamandır.

66. Personel çıkarmak: İnsanlar iki yıl sonunda beş para etmez şeklinde görülürse onların işten çıkarılması zorunludur. Yoksa diğer çalışanlar onun işini yapmak zorunda kalacağından ortada haksızlıklar olacaktır.

67. Personele değer vermek: Bir örgütün başarısı kalifiye eleman sayısıyla orantılıdır. Başarmak için insanlara ihtiyaç vardır. Onun içinde insanlara önem vermek ve onlara “insan” gibi davranmak gerekir.

68. Personeli ortak etmek: Personeli işyerine ortak etmek personelin daha aktif çalışmasına ve başarısının artmasına sebep olmaktadır.

69. Personele özerklik ve insiyatif tanımak: Personele bir işi yaparken ne yapacağını söylemek yeterlidir. O işi nasıl yapacağını kendisi insiyatifini kullanarak gerçekleştirmelidir. Bu sayede o işletme daha başarılı olur.

70. Planlama: Örgütler başarılı olabilmek için gelecekte başaracakları işleri bir düzene oturtmak için planlamaya ihtiyaçları vardır. Bu örgüt büyüdükçe daha da önem kazanan bir iştir.

71. Problemlerin çözümü: Yöneticiler problemleri çözdükleri oranda başarılı olurlar. Büyük şirketlerde işler basite indirgenmiş ve problemler çözülebildiği oranda başarı sağlarlar.

72. Profesyonel düşünmek: Profesyonel yöneticiler aynı işi tekrar tekrar yapabilirler. Bir işi yaparken aslarından düşüncelerini almak gereğini duyarlar. Profesyonel yöneticilerin rakibi yine kendisidir.

73. Proje takımları oluşturmak: Başarılı şirketler bir işi yaparken o işi oluşturan dallardaki başarılı personeli bir araya getirerek o işi yapmaya kalkıştıklarında başarılı olurlar.

74. Rekabet: Aynı ürünü üreten örgütler arasındaki ürünü pazarlama mücadelesidir. Yönetici diğer rakiplerini tanımalı ve onları nasıl yeneceğini bilmelidir.

75. Reklam: Örgütler ürettikleri malları piyasaya halkın hizmetine daha anlaşılır bir şekilde sunabilmek için reklama ihtiyaç vardır. İyi bir reklam daha çok ürün o da daha çok insan ve sonucunda da daha çok kar demektir.

76. Reorganizasyon: Örgütler zamanla çevrenin ve kendi iç yapısının nedeniyle çalışamaz duruma gelirler. Bunu ortadan kaldırmak için onların yenilenmesi ve çevreye ayak uydurmaları gerekir.

77. Sabır: Yöneticiler şirketlerinde bir çok işle uğraşmaktadır. Kimi zaman bunlarda dönülmesi mümkün olmayan yanlışlıklar yapılmaktadır. Böyle durumlarda en iyi çözüm zamandır. Bunun içinde sabretmesini bilmek gerekir.

78. Satınalma: İşletmeler bir takım ürünler üretmek için bir takım satınalmalar yapmak zorundadır. Bunları aynı kalitede en ucuz fiyata malettiği oranda başarılıdır.

79. Satışlar: Satıcı sattığı maldan emin olmalı ve kalitesini bilmelidir. Ayrıca mal göze hitap etmelidir.

80. Stratejik yönetim: Satratejinin planlanması, uygulanması ve kontrolü için örgüt içindeki yapısal dengelerin ve motivasyonu üst düzeye çıkartmak için üst düzey yöneticiler tarafından yapılır.

81. Strateji geliştirme: İşletme ile çevre arasında bir uyum sağlama stratejik yönetimin temel amacıdır.

82. Stres: Her türlü olumsuz olay insanı strese sokmakta ve hayatı kısaltmaktadır.

83. Tecrübe ve deneyim: İnsanlar hata yaparak tecrübe ve deneyim kazanırlar.

84. Temizlik ve düzen: Müşteriler kabul için iç görünümle dış görünüm aynı olmalıdır.

85. Teslimat ve sunum: Teslimat bir malı müşteriye vermek, sunum ise müşteriye hizmet vermektir.

86. Teşekkür ve takdir: Personeli takdir ederek ve teşekkür ederek personelin motivasyonunu arttırarak çalışma azmi kazandırılır.

87. Terfi: İleriye doğru yükselmektir.

88. Toplam kalite yönetimi: Tüketicinin ihtiyaçlarını belirleyerek daha kaliteli ve ihtiyaçları karşılamalıdır.

89. Toplantı sanatı: Toplantı yaparak insanların görevini bilmesi verimi daha da arttıracaktır.

90. Tüketiciye saygı ve tüketicin korunması: Üretici ürettiği malı tüketiciye sunarken malın kalitesini ortaya koymalı ve tüketicinin haklarını korumalıdır.

91. Vizyon: Gerçekçi, güvenli ve çekici bir gelecektir.

92. Yapılmayacak işlerde söz vermemek: Yöneticiler yapamayacakları işlerde hiçbir zaman tüketiciye, personeline söz vermemelidir.

93. Yeni fikirler: Yönetici çevreye uyum gösterecek ihtiyaçlar çerçevesinde yeni fikirler üretmeli ve bunlara açık olmalıdır.

94. Yeterince personel: Gereğinden fazla personel iş verimini düşürür. Amaç az personelle büyük işler başarmaktır.

95. Yetki devri: Yöneticiler her işi kendileri yapamazlar. Alt kademedeki personellere sorumluluklar dağıtmalıdır.

96. Yerimize geçecekler var mı?: İşletmeler kilit noktadaki personelin yerini alabilecek personeli yetiştirmelidir ve her personel gelecekte hangi mevkiye geleceğini bilmelidir.

97. Yönetici: Bir işletmenin başarı göstermesi başındaki yöneticiye bağlıdır. Nerde başarılı bir işletme varsa orda başarılı bir yönetici vardır.

98. Yönetim: Tek bir kişinin yapamayacağı işleri aynı amaçlar doğrultusunda bir araya gelmiş insan topluluğudur.

99. Yönetime katılma: İnsanlar çalıştıkları işyerlerinin daha başarılı olması için yönetime doğrudan veya dolaylı olarak katılırlar.

100. Zamanın yönetimi: Bir işletmedeki insanlar bir işi yaparken nasıl daha kısa sürede yaparım diye yeni yeni uygulamalar başlatmaktadır. Zaman durmamakta ve insan ömrü gelip geçmektedir, onun için zamanı çok iyi değerlendirmek gereklidir.

Eyl 29

Kitap Özeti: Sineklerin Tanrısı
KİTAP ÖZETİ

KİTABIN ADI SİNEKLERİN TANRISI

KİTABIN YAZARI WİLLİAM GOLDİNG

YAYIN EVİ TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI

BASIM YILI TEMMUZ 2001

SAYFA SAYISI 253

1.KİTABIN KONUSU:SOSYALİZM İLE FAŞİZMİN MÜCADELESİ

2.KİTABIN ÖZETİ :

Issız bir adaya düşen dört kişilik bir çocuk grubu yaşam savaşı vermek için kendi aralarında kuvvetlenirler.Kendi aralarında iş bölümü ve uyum sorununda anlaşırlar.Bu arada bu gruba adanın başka köşelerine düşen çocuklarda katılıncabir yönetim ihtiyacı doğar.Kargaşanınçözümünü lider seçmekte bulurlar.Sonunda lider olarak Ralph’I seçerler.Domuzcuk lakaplı çocuk bulduğu deniz kabuğuyla bir anda dikkatleri üstüne çeker fakat lidere bu kabuğu kaptırınca üzerindeki tüm dikkatlerde bir anda dağılır.Bununla beraber katolik lisesi öğrenci grubuda deniz kenarındaki gruba yaklaşır ve bu gruba katılırlar.liderlik ciddi anlamda sorun olmaya başlar.Çare olarak ise liderliği bölmekte bulurlar.Avcılıkla ilgili konuları katolik okulu başkanı olan Jack’e verirler.Çocuklara (küçük olanlara)bakma görevini Domuzcuk’a verirler.Önceliği karın doyurmaya,yatacak barınaklar ayarlamaya,korunmaya ve kurtulmaya ayırırlar.Kurtulmak için dağın en tepesine ateş yakmayı planlarlar ve bunun sorumluluğunu avcılığı üstlenen Jack’e kabul ettirirler.Nede olsa avlanırken ateşede bakabilirler.Yemek ve yatma ile ilgili işlerde sahilde kalan gruba düşer.Ateşin başındaki nöbetin aksadığı bir anda adaya yakın bir yerden gemi geçer ve ateş söndüğü için adadakileri göremezler.Sonunda zincirler kopar ve adadaki çocuklar iki gruba ayrılırlar.Bir yanda Ralph diğer yanda katolik okulu başkanı Jack.Jack ve onun grubunda olan çocuklar dağa çıkar ve Ralph ve Ralph’in yanında bulunan çocuklara düşmanca tavırlar takınırlar.İki tarafında belli başlı eksikleri vardır.Bunları tamamlamak için karşılıklı karşılaşmalar olur ama bu karşılaşmalarda sonuçsuz kalır.Simon’un bir gace ormanda gezeken gördüğü canavar(paraşütçü) onun sahile kadar kaçmasını sağlar.O sırada sahilde bulunan ve canavar için çözümler arayan Jack ve ralph’in grubu Simon’u görünce karanlığında etkisiyle canavar zannedip linç ederler.İki grup Simon’u öldürdüklerini anlayınca tekrar ayrılırlar.Tekrar barışmak için çaba harcayan Ralph ve Domuzcuk dağdaki kalede kalan Jack ve grubunun yanına giderler.Domuzcuk Jack’İn kendisini iktirmesiyle uçurumdan yuvarlanarak kayalara çakılıp ölür.Ralph ise kaçıp çalılıklara saklanarak kurtulur.Jack ve grubunun Ralph’I ölürmek için tekrar aradıkları sırada adaya bir gemi yanaşır ve çocukları kurtarır.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:

Liderlik savaşının insanların doğal yapısında olduğunu ve bunu kazanmak içinde dost kazanma ve düşman kaybetme(gerekirse yok etme)yöntemlerini uygulamasını gösteren bir roman.Grublaşmaların temelinde insanın en derinlerinde saklı pırıltıları ve kötülükleri meydana çıkarma uğraşındaki insanları tasvir ediyor.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

KİŞİLER

RALPH : Kendine güveni olan ve çevresindeki sesleri değerlendiren uzlaşmacı bir lider olarak görünüyor.Toplanmaların başladığı sırada gösterdiği soğukkanlılık sayesinde karizmatik bir kişilik olarak görünür.

SİMON : Sezgisel kişiliği sayesinde olayları daha önceden görüp erken uyarı sistemi yaratmaştır grup içinde.

DOMUZCUK oğruyu ve yanlışı mantık süzgecinden geçirirken mantığına uyandan yana olmasıyla ve korkularına yenilmesiyle sonu ölümle noktalanmıştır.

JACK :Katolikliğinden olsa gerek her şeye karşı farklı bir bakış açısı kazandırıyor.Beraberinde getirdiği liderliği kullanmak istiyor.lider durumundan yönetilen olmak onun savaşımcı olduğunun en büyük göstergesidir.

OLAYLAR

CANAVAR :Kafalarında büyük bir yer eden canavar gerçekte hiç bir kişiliği olmayan bir domuz kafasından ibarettir.Burada canavar yazarın kendisi olarak karşımıza çıkıyor.Yazar geçmişi ile olan anlaşmazlıkları kitabında çözüme getirmek için uğraşıyor.Küçüklüğünde,kişiliğini belirleme çalışması esnasında etrafında beliren kişileri teker teker ele alıp kendi kafasınca yorumlar.

DENİZ KABUĞU:Liderliği temsil eden en büyük olay olarak karşımıza çıkıyor.Uğruna büyük grubu ikiye böldürüyor.Herkes kendi borusunu öttürmek istiyor.Boruyu alan kalkıp konuşuyor.

5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Aklımdan geçen her sorunun cevabını kitap kendi içinde saklıyor ve yaptığı cimrilikle bunu okuyucuya açmıyor.Yazar bunu kendi için yazmış olabilir nedeni ise okuyan herkes kendine göre bir pay çıkarıyor, kimin yorumu gerçeğe daha yakın anlaşılamamaktadır.bunlara rağmen popüler tarzda bir roman olduğunu söyleyebilirim çünkü okuyan kişiye zevk veriyor ve içindeki boşluğu kapatabiliyor.İnsanın kendi içine dönmesi gerekirken dış dünyaya yönlendirip içimizdeki macera aşkını depreştiriyor.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

William Golding 1911 yılında Cornwall’da doğdu.Oyuncu , öğretim görevlisi,denizci,müzisyen ve son olarak okul müdürü sıfatlarıyla çalıştı.1934’te Poems adlı ilk kitabını yayımladı.1940 yılında Kraliyet donanmasında görev aldı.1954’te yayımlanan ilk romanı Sineklerin Tanrısını kaleme aldı.1961 yılında öğretmenliği bıraktı ve kendini tamamen yazmaya adadı;Kule veÇatal Dilde dahil olmak üzere toplam oniki roman yazdı.Sineklerin Tanrısı 1963 yılında Peter Brook tarafından filme alındı.1983 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü.Golding 1988 yılında “Sir”ünvanını aldı.1993 yazında hayata gözlerini yumdu.

HAZIRLAYANIN:

ADI-SOYADI : Ayhan SARICA

APOLET NO : 3727

KISIM : 65

« Previous Entries