Ağu 31

Mavi Tüy / Richard Bach Roman Özeti
KİTABIN ADI : MAVİ TÜY

KİTABIN YAZARI:RICHARD BACH

YAYINEVİ : ARKADAŞ

BASIM YILI :1996

KİTABIN KONUSU:Gönülsüz bir mesihin serüvenleri.

1. ESERİN ÖZETİ : Rıchard isteyenlere uçma zevkini tattırak para kazanan, eski çift kanatlı bir uçağın pilotuydu.Uçağıyla değişik yerleri gezerek müşteri buluyordu. Gene müşteri bulmak için gittiği Ferris’te DonaldShimoda adında kendisiyle aynı işi yapan bir pilotla tanıştı. Donald daha önce tanıdığı insanlardan çok farklıydı. Kullandığı uçak çok eski yapım olmasına rağmen sanki henüz alınmış kadar yeniydi. Donald’la tanışıp arkadaş oldular. Donald, tanıyanların Tamirci Mesih dedikleri, bir gün yirmi-beş bin kişinin gözü önünde kayboldu. Richard bunu gazetede okumuştu.

Donald mesihlikten istifa ettiğini söyledi. Kendisine ait insanlaran mucize dediği, ama ona göre sıradan olan bazı yetenekleri vardı. Richard’la gezerken bunların bazılarını kullanıyordu.Donald ınsan düşündüğünde, yapabileceğine inandığında mucize denen şeyleri yapabileceğini söylüyodo. Bunu göstermek için gölün ortasına bir anahtar attı. Şu anda gölün sanki bir kara parçası olduğuna inandığını söyledi.Suyun üstünde yürüyerek anahtarı getirdi. Richard’dan da bunu yapmasını istedi. Richard gölü sanki toprakmış gibi düşündü ve suyun üstünde yürüdü. Daha sonra toprağıda su olarak düşündü. Toprağa çıktığında batmaya boşladı.Donald dan yardım istedi o da toprağı tekrar toprak olarak düşünmesi gerektiğini söyledi. Richard batmaktan kurtuldu.

Richard ona daima sorular soruyordu ama bazen istediği cevabı alamıyodu.Bunun için doğru soruyu sorması gerekiyordu.Zamanla bunu öğrendi.Artık istediği şeyi önce düşünüyor daha sonra soruyordu. Donald kararsız kaldığı zamanlarda kullandığı kıtabı Richard’a verdi. Ne zaman kararsız kalırsa kıtabı açmasını; açtığı sayfada ihtiyacı olan bilgiyi orada bulabileceğini söyledi. Richard gerektiğinde kitabı kullanıyordu ve artık mucize diye birşeyin olmadığını biliyordu.

Arkadaşlıkları bir müddet bu şekilde sürdü. Richard dostundan her şeyi öğrendi ve artık o da bir mesih oldu zevk aldıkça bunu sürdüreceğini söyledi.Bir gün avcının biri Donald’ı vurdu ve kaçmaya başladı. Richard onu kovalamak yerine Donald’ın yanına koştu. Ölmüştü. Bir an ne yapacağına karar veremedi,Donald’ın ölebileceğine inanmıyordu. Kitabını açtı, orada ‘Bu kitaptaki her şey yalan olabilir.’ yazıyordu. Yolculuğuna devam etti . Bir gün Donald’ rastladı artık yağ içinde bir uçağı vardı. Richard’a mesihlikte şans dileyip ayrıldı. Richard Donald hakkında yazmaya başladı. ‘yeryüzüne İndiana’nın kutsal topraklarında doğup Fort Wayne’ingizemli tepelerinde yetişmiş bir Usta gelmişti…’.

2. ANAFİKRİ: Kitapta insan için ulaşılmayacak bir hedefin olmadığını,her şeyi başarabileceğini, bunun için ‘doğru soruyu’ sorması gerektiğini anlatıyor.

3. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ: Richard Bach özellikle okuyucunun dikkatini çekmek için alışılmamış, ilginç olaylar seçmiş. Okuyan için belki biraz abartılmış görünsede vermek istediği mesajı çok iyi vermiş.

Donald kitapta yol gösteren, gerçek hayatta bilim ve felsefenin yerini tutan bir karakter. Karşısındakini olayları çözebilmek için düşünmeye sevk eden, olaylar karşısında soğuk kanlılığını koruyan bir mesih.

Richard ise gerçek hayatta öğrenci diyebileceğimiz bir karakter. Düşünceleri konunun anlatılmasına büyük katkı sağlıyor.

4. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Yazar günlük hayatta imkansız olan bir konuyu sanki gerçekmiş gibi anlatıyor. Buna rağmen anlattığı şey ve ya seçtiği karakterler havada kalmamış. Din ögesini de kullanarak sanki günlük hayatta oluyor denebilecek kadar düzgün bir üslûp kullanmış. Anlatım tarzı ve olaylar okuyanı sıkmıyor. Alışılmış, insanı sıkan diğer psikoloji kitaplarına benzemiyor. En sonunda vermek istediği mesajı da okuyucuya kazandırıyor. Olayları günlük hayatta kullandığımız sade bir dille anlatmış.

5. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:Yazar Richard Bach tanınmıs bir roman yazarıdır.Genellikle felsefi romanlar yazmaktadır. En tanınmış eseri ‘Martı’dır. Romanlarında değişik bir tarz kullanarak okuyucunun ilgisini çekmektedir. Örneğin Martıda da bir martının olaylarını uygun bir uslûpla yazmıştır.

ALINTIDIR..!!

Ağu 31

YABAN

Romanin Kisa Tanitimi

Yaban, Yakup Kadri Karaosmanoglu’ nun en taninmis romanidir.Romanda, Ahmet Celal adindaki bir karakterin bir köyde yasadiklarindan ve yasadiklari sonucunda Türk köylüsü hakkinda edindigi izlenimlerden bahsedilir.Roman bir ani kitabindan yola çikilarak ve bu kitaptan alintilar yapilarak yazilmistir.Romanda, Milli Mücadele Dönemi’nde köylü ile aydin arasindaki kopukluk ve fark anlatilir.

Kitap Hakkinda Bilgiler

Yazar adi: Yakup Kadri Karaosmanoglu

Kitap adi: Yaban

Yayinevi:Iletisim Yayinlari

Yayimlandigi il:Istanbul

Baski numarasi: Otuz sekiz

Sayfa sayisi:Iki yüz yirmi bir

Türü: Roman

Roman, ilk defa 1932’ de basilmistir.O tarihten beri 43 baski yapmistir.

Kapak resmi Ferit Erkman’ a aittir.

Roman, 1942 yilinda Cumhuriyet Halk Partisi’ nin yarismasinda ikinci olmustur.

Yakup Kadri Karaosmanoglu’ nun Hayati ve Edebi Kisiligi

Yirminci yüzyil edebiyatinin büyük romancisi 27 Mart 1889’ da Kahire’ de dogdu. Ortaokul ikinci sinifa kadar Manisa’da okudu.1903’te Izmir Lisesi’ne girdi.Sonra ailesiyle Misir’a giderek Fransiz Kolejine devam etti(1906-1908).Sonra Istanbul’a gelerek Fecr-i Ati Toplulugu’na katildi.Kurtulus Savasi yillarinda Anadolu’ya geçti.Aylik fikir dergisi “Kadro”yu çikardi.Sirasiyla Tiran,Prag,Lahey ve Bern elçiliklerinde bulundu.Emekliye ayrilinca verimli bir yazi hayatina basladi.Anadolu Ajansi Yönetim Kurulu Baskanligi görevinde bulundu(1961-1965).Yazarligini sürdürürken 13 Aralik 1974’te Ankara’da öldü.

Yazar, eserlerinde Türk toplumunun, Tanzimat’tan Atatürk Türkiye’si

dönemine kadar olan yasantisini anlatan hikaye,makale ve romanlar yazmistir.Anlatiminda kendine özgüdür.Yapitlarinda genellikle toplumun sorunlari üzerine egilir.Anadolucu,Atatürkçü,Devletçi ve laik bir dünya görüsü vardir.Romanlarinda genellikle iç dünyalari zengin,kötümser,törelere bagli karakterler vardir.

Yazarin Diger Eserleri

ROMANLARI: Kiralik Konak(1922), Nur Baba(1922),Hüküm Gecesi(1927),Sodom ve Gomore(1928),Yaban(1932),Ankara(1934),Bir Sürgün(1937),Panorama(1954)

HIKAYELERI: Bir Serencam(1913),Rahmet(1922),Milli Savas Hikayeleri(1947)

ÇESITLI MAKALELERI: Izmir’den Bursa’ya(H.Edip, F.Rifki, M.Asim ile,1922), Kadinlik ve Kadinlarimiz(1923), Seçme Yazilar(1928), Ergenekon(2 cilt,1929)

OYUNLARI: Nirvana(1909), Veda(1909), Saganak(1929), Magara(1934)

MENSUR SIIRLERI: Erenlerin Bagindan(1922), Okun Ucundan(1940)

“YABAN” ROMANININ ÖZETI

Romanda ana konu,bir Türk aydininin Kurtulus Savasi dönemindeki köy gerçegiyle karsi karsiya gelmesidir.

Romanin kahramani Ahmet Celal’dir.Çanakkale’de savasta bir kolunu kaybetmis ve savastan gazi olarak kurtulmustur.Ama savas sonrasi yapayalniz kalmistir.Bunlara bir de Istanbul’un isgali eklenince, hizmet eri olan Mehmet Ali’nin köyüne gitmeye karar verir.Istanbul’un isgali sonrasinda gerçeklesen olaylari takip ederek, köylülere durumun önemini ve ciddiyetini anlatmaya çalisir.Ancak köylüler Salih aga’ya çok baglidir ve onun etkisinde kalarak Ahmet Celal’i ciddiye almazlar.Bu nedenle Ahmet Celal, köyde aradigi ilgiyi ve yakinligi bulamaz.

Olaylar Ahmet Celal’in cephesinden böyle görünürken, köylüler için daha farklidir.Onlar savasin ciddiyetini anlayamamistir.Onlara göre Ahmet Celal bir yabandir.Onlarin dünyasindan uzak biridir.Zaten ilk bakista konusmasi, davranislari,giyimi, düsünceleri ve olaylara yaklasimi köylülerden çok farklidir.Örnegin her gün tras olmasi, devamli dislerini firçalamasi,geceleri kitap okumasi ve buna benzer davranislari köylülere garip gelmektedir.Bu nedenle, acilarini unutmak için geldigi bu köyde, olaylar umdugu gibi gelismemistir.

Ahmet Celal bir aydin konumundadir ve ilk defa Türk köylüsüyle karsilasmistir.Ancak köyde karsilastigi manzara onu çok sasirtmistir.Öncelikle yoksulluk ve cahillik vardir.Bunlarin bir sonucu olarak da bazi insanlarin emellerine alet olmaktadirlar.Herkes Salih Aga’nin etkisindedir.Onun her dedigi yapilmaktadir.Hatta yillarca emek verdigi hizmet eri Mehmet Ali bile gelisen bazi olaylarda subayi Ahmat Celal’e degil,Salih Aga’ya inanmistir.

Bütün bunlarla beraber, Ahmet Celal köyde yapayalniz da degildir.Mehmet Ali’nin annesi Zeynep Kadin ile kardesi Ismail, Ahmet Celal’in güvendigi dostlaridir.

Olaylarin böyle gelismesi Ahmet Celal’i kaçinilmaz bir bunalima sürükler.Bir gün rahatlayip sikintilarini unutmak için dolasmaya çikar ve komsu köyün kizi Emine’ye asik olur.Ancak Ismail Emine’yi Ahmet Celal’in elinden alinca Ahmet Celal iyice umutsuzluga sürüklenir.

Ahmet Celal,Kurtulus Savasi’nin önemini köylüye anlatmaya devam eder; ancak köylüler baskalarinin etkisindedir ve ona inanmamaya devam ederler.Bunlari bir aydin gözüyle görüp yorumlayan Ahmat Celal, aydin ile cahil arasindaki uçurumu farkeder.Anadolu halkinin asirlar boyunca ne kadar ihmal edildigini kendi gözleriyle görür.Tabii bütün gözlemlerini ani defterine yazmayi da ihmal etmez.

Köyde bu olaylar olurken, Kurtulus Savasi da iyiden iyiye alevlenmis ve köylüler Ahmet Celal’in anlatmaya çalistigi gerçekleri yasamak zorunda kalmistir.Yunanlilar onlarin köyünü de basmistir.Köylüler dereye kaçarak gizlenmeye çalismistir.Ancak düsman onlari yakalar ve köy meydanina getirir.Ahmet Celal, bir anlik kargasadan yararlanip Emine’nin elini tutar ve ikisi kosmaya baslarlar.Düsman arkalarindan ates açar ve onlari yaralar.Ayrica tüm köy halki düsman tarafindan öldürülür.Köyün mezarligina kadar ancak gelirler.Orada sabaha kadar bekleyip sonra yola çikmaya karar verirler;ancak Emine’nin yarasi agirdir ve devam edemez.Ahmet Celal ani defterini Emine’ye verir ve herseyini birakarak yeni ve bilinmeyen bir hayata adim atar.

Roman Karakterleri ve Özellikleri

AHMET CELAL:Çanakkale’de kolunu kaybettikten sonra Mehmet Ali’nin köyüne yerlesir.Köyde yasadigi sorunlari yenmeyi basaran güçlü bir karakterdir.Aydin bir karakterdir.Köylüler onu dislamistir.Kurtulus Savasi’ni yakindan takip etmistir.Romanda karamsarligi dikkat çeker.Romanda Kurtulus Savasi’na karsi duyarli olusu dünya görüsüne bagli olarak verilir.Bireysel durumlari, yalnizligi, içine kapanisi ruhsal çözümlemelerle anlatilir.

SALIH AGA :Köyün agasidir ve oldukça zengindir.Kilik kiyafeti oldukça kötüdür.Çok kurnaz biridir.Tüm köyü etkisi altina almistir.Çikarlari ugruna düsmanla isbirligi yapar.Köylüyü düsman karsisinda çaresiz birakir.

MEHMET ALI: Dört yil Ahmet Celal’in yaninda kalmistir;ama köye geldiginde yine eskisi gibi davranmaya, Ahmet Celal’den uzaklasmaya ve köylü gibi davranmaya baslamistir.Sert tavirlari vardir.Önce Ahmet Celal’in yaninda hizmet erligi yapmis, ona alismistir.Daha sonra ise köye gidip köylü gibi davranmistir.Kisacasi gittigi yere uyum göstermektedir.

BEKIR ÇAVUS: Aslinda tipik bir köylüdür.O da digerleri gibi cahildir.Düsünce yapisi diger köylülerle aynidir.Ancak daha önce askerlik yapmis olmasi,Ahmet Celal’e biraz daha yakin olmasini saglamistir.

EMINE: Romanda Türk kizini simgeler.Ahmet Celal’e yakinlik göstermistir.Ismail ile evlenmistir.Ahmet Celal ile evlenmemistir; çünkü köylülerin etkisinde kalarak Ahmet Celal’i yaban olarak benimsemistir.

SEYH YUSUF: Her yil belirli zamanlarda köye gelerek köylüleri düsünceleriyle etkilemistir.Zehirli düsünceleriyle köylünün Ahmet Celal’e inanmasini engellemistir.

Romanda Yer ve Zaman

Roman, Birinci Dünya Savasi yillarindan baslayarak Sakarya Zaferi’ne kadar olan zamani kapsar(1918-1922).Yani Kurtulus savasi yillarini içerir.(Milli Mücadele Dönemi)

Roman, Iç Anadolu Bölgesi’nde Porsuk Çayi civarinda bulunan bir köyde yasanan olaylarla ilgilidir.

Romanin Konusu ve Iletisi

Romanin konusu, Kurtulus Savasi sirasinda köylü ile aydin arasindaki derin uçurumdur.

Romanin iletisi, Anadolu halkinin asirlarca unutuldugu, cahil kaldigi,inkilaplara karsi çikan gericilerin yarattigi düzensizligin artik görülmesi gerektigi gerçekleridir.

Romanda Dil Özellikleri

Roman daha çok o zamanlarin aydin diliyle yazilmistir.Bir ani defterinden yararlanilarak yazilmasi bu sonuçta etkili olmustur.

Romanda birçok yabanci kökenli sözcük vardir.Ancak sonradan sadelestirilerek, anlasilir hale getirilmistir.

Uzun,tasvirli ve bol virgül kullanilmis cümleler vardir.Buna su cümle örnek verilebilir: “Zeynep Kadin,bir gün,bir komsu kavgasinda,paylasilmayan bir kocaman dibek tasini,husunetle teperek bir hamlede yere devirmisti.”

Romanda kisiler anlatilirken ayrintilar titizlikle seçilmistir.Kisilerin dis görünümüyle ilgili ayrintilardan çok,kisiliklerin disa vurumu sonucu olusan davranislardan bahsedilir.

Ayrica yer yer benzetme sanatini da kullanmistir.Buna su örnek verilebilir: “Askerlerin hepsi,toza topraga bulanmis,derileri günesten pasli bakira dönmüs,sakallari diken diken uzamis,üst bas perisan bir haldeydi.Tam bir bozgun askeri!”

Son olarak, romanda kullanilan dil realizm akimina uygun ve yakin bir dildir.

Ağu 31

Gelecek Korkusu “Şok”
KİTABIN ÖZETİ

Kitabın yazarı Alvin TOFFLER, eserinde geleceğin belirsizliği, süratle değişim ve değişime ayak uydurabilme üzerinde durmuştur. Değişimin baskısına uğrayan insanlara neler olduğu, geleceğe uyum sağlama veya uyum sağlayamama nedenleri vurgulanmıştır.

Yakınlarda varacağımız evreler incelendiğinde, içinde yaşadığımız çevre, çalıştığımız örgütler, dostluklar, arkadaşlıklar ve aile yaşamının geleceği, ele alınmıştır. Günümüzde değişim akıntısı öylesine güçlüdür ki, kurumları alt üst etmekte, değerleri değiştirmekte, köklerimizi kurutmaktadır.

Geçmişte, sosyal değişimin evreleri, birbirini izlerken insanoğlunun bilinci hiçbir zaman olayı aşamamış, hep onu izlemiştir. Çünkü değişim yavaş olmuştur. İnsanoğlu bilinçsizce ve organik bir uyum içerisine girmiştir. Günümüzde bilinçsiz uyum, artık yeterli değildir. Geni değiştirecek düzeye gelmekte olan insan, evrimleşmenin bilinçli denetimi peşindedir. Değişimin dalgaları üzerinde, sonu belirsiz yolculuğunu sürdürürken, gelecek şokundan korunmak için, evrimleşme sürecine egemen olmak, geleceği insanca gereksinmelere göre biçimlendirmek zorundadır. Geleceğe karşı ayaklanacağına, geleceği beklemek ve biçimlendirmek amacına yönelmelidir.

Çağımızda değişimin hızı, başlı başına temel bir güçtür. Bu hızlanan itme, sosyolojik olduğu kadar kişisel ve psikolojik sonuçlar da doğurmaktadır. İnsanoğlu, kendi kişisel işlerinde olduğu gibi toplum içinde de, değişimin hızını denetlemeyi en kısa zamanda öğrenemezse, kitle halinde uyum sağlayamamanın kötü sonuçlarıyla karşılaşacak demektir.

Kitabın birinci bölümünde kalıcılığın, ölümsüzlüğün yok olduğu, değişimin kaçınılmazlığı vurgulanmıştır. İkinci bölümde geçicilik, gereksinimler, insanlararası ilişkiler, gerçeğin zihinsel modeli belirlenmiştir. Üçüncü bölümde yenilikler, dördüncü bölümde çeşitlilik incelenmiştir. Beşinci bölümde uyum sağlama yeteneğinin sınırları ve altıncı bölümde ise yaşamı sürdürebilmenin yöntemleri ortaya konmuştur.

Bu kitap insan organizmasının belirli sınırlar içindeki değişimi emebileceğini savunmaktadır. Bu sınırları saptamadan, hiç durmaksızın hızı artacak olan değişim süreci, insanların dayanamayacakları bir düzeye varabilir. Bireyleri gelecek şoku diye adlandırdığımız çok özel bir durumun içine atabiliriz. Gelecek şokunu, insan organizmasının fiziksel uyum sağlama sistemiyle karar verme süresinin aşırı yüklenmesi sonucu oluşan fiziksel ve ruhsal bir sıkıntı olarak tanımlayabiliriz. Değişik kişiler gelecek şokununa karşı değişik tepkiler gösterirler. Bu belirtiler kaygı, yardımcı otoriteye karşı düşmanlık, bunalım, duygusuzluk vb. görünümler kazanırlar. Ardından sosyal, entellektüel ve duygusal uğraşlardan ellerini eteklerini çeker, kabuklarına çekilmeye çabalarlar.

Sosyal gelecek toplulukları kalıcı kurumlar olmamalıdırlar. Temsilcilerin belirli aralıklarla değiştirilmeleri de yararlı olur. Günümüzde vatandaşların karar alma jürilerinde yer almaları beklenir. Sosyal gelecek toplulukları, aynı biçimde düzenlenebilir. Gelecek üzerine danışmanlık yapması için sürekli olarak yeni üyeler biraraya getirilebilir.

Umut verici olan, yeni teknolojiyi geleceğe dönük biçimde kullandığımızda, demokratik karar alma süreci içerisinde büyük aşamalar yapabileceğimiz gerçeğidir. Geliştirilmiş iletişim araçları, sosyal gelecek topluluklarının bir oda içinde toplanmaları zorunluğunu ortadan kaldırmaktadır.

Bu kitabın amacı, gelecekte uzlaşabilmemize yardımcı olmak; kişilerin tepkilerini derinlemesine inceleyerek, kişisel ve toplumsal değişime uydurma olanaklarını sağlamaktır. Evrimsel yazgımıza kılavuzluk etmeye, insanca bir geleceği kurmaya başlamadan önce ilk yapacağımız iş, gelecek şokuyla ilgili tehditleri, hızlı değişimin getireceği sorunları önlemektir. Öncelikle savaşın, ekolojik dengeye yönelik saldırının, ırksal sorunların, zengin ile yoksul arasındaki ayrımın, gençlik sorunlarının ve kitle halinde yükselen, akılcı olmayan davranışların üzerine eğilmemiz gereklidir.

Tarih boyu sürüp gelen bu kanseri iyileştirmek kolay değildir. Ayrıca belirtilen hızla, görülmeye başlayan gelecek şokunu iyileştirmek için elimizde büyülü ilaç yoktur. Gerçekte kitabın temel amacı teşhistir. Çünkü teşhis iyileştirmeye giden yolda en önemli adımdır. Sorunların bilincine varmadan kendimize yardımcı olamayız.

Sonuç olarak kitap; değişimin kaçınılmaz olduğunu ve değişime kişilerin vereceği tepkilerin farklı olduğunu, ancak değişime uyum sağlayanların mutlu ve başarılı olacaklarını vurgulamaktadır. Ayrıca fazla vurgulamadan okuyucuyu değişikliğe hazırlamayı amaçlamıştır. Hızlı değişime başarılı bir uyum sağlamak istiyorsak, geleceğe yeni bir açıdan bakmak ve uyum göstermek için çaba harcamalıyız. Böylece geleceği entellektüel bir gereç olarak kullanabilir ve toplumsal sorunlarımızı çözebiliriz.

Ağu 30

KILIÇ YARASI GİBİ

Kitap 19 .yüzyıl sonlarında , Ermenilerin Osmanlı Banka’sını basmaları ve Şeyhin güzeller güzeli Mehpare Hanım ile evlenmesiyle başlıyor . Mehpare Hanım aradığı mutluluğu bulamadığından çok çabuk sona eren bu evlilik sadece Rukiye adında bir kıza sahip olmalarını sağlamıştır .

Padişah’ın doktoru Reşit Paşa’nın özgürlüğe düşkün oğlu Hikmet Bey artık evlenmesi gerektiğini düşünürken Mehpare Hanım ile karşılaşır ve ona yıldırım aşkı ile tutulur. Bu aşk onları inişli çıkışlı bir evliliğe götürür . Görkemli bir düğün töreninin ardından başlayan evlilik onları yeni bir hayatın içine çekmiştir.

Balayı için Hikmet Bey ve Mehpare Hanım , Hikmet Beyin annesi Mihrişah Sultan’ın yaşadığı Paris’e giderler.Mihrişah Sultan güzelliğinin sadece tanrılara layık olduğunu , dünyada kendisinden daha güzel bir kadın olmadığını düşünüyorken gelinini gördü ve düşüncelerinde şüpheye kapıldı. Paris’te kaldıkları zaman süresince bu iki güzel arasında sanki bir soğuk savaş vardı.

*

Balayından dönüşte Hikmet beyler Kürt beyi Mir bedirhan’ın oğlu Addürrezzak Bey’in köşkünün yanındaki köşke taşınmışlardı .

Bu sıralarda İstanbul Şehreminisi Rıdvan Paşa ile Addürrezzak Bey arasında köşkün önündeki yolun yapılmaması nedeniyle bir sürtüşme yaşanıyordu .Abdürrezzak Bey Rıdvan Paşa’nın kahyasını kaçırdı. Bunu kendine yediremeyen Rıdvan Paşa köşkün etrafını sardırdı ve kahyasının geri verilmesini istedi . Fakat Abdürrezzak Bey’in adamları bunu kabul etmedi ve aralarında çatışma çıktı. Abdürrezzak Bey’in oğlu bu çatışmada öldü.

*

Bütün bunlar yaşanırken karnında Hikmet Beyin oğlunu taşıyan Mehpare Hanım ev ahalisiyle birlikte korku içinde olanı biteni takip ediyorlardı.

Ama bu gecede diğer gecelerde olduğu gibi Rukiyenin dadısı , Mehpare Hanım ve Hikmet Bey aynı odada sabahladılar . bu geceler sayesinde Hikmet Bey ve Mehpare Hanım’ın evlilikleri mutlu bir şekilde devam ediyordu.Çünkü Mehpare Hanım her zaman yeni zevkler arıyor ve bunları gerçekleştirdiğinde mutlu oluyordu .

*

İstanbul’un içinde bulunduğu bu karmaşık durumda 93 Harbinin kahramanlarından ve Reşit Bey’in en yakın arkadaşlarından biri olan Deli Müşir lakaplı Fuat Paşa’da sadrazam olabilmek için birbirleriyle savaşan fakat Fuat Paşa’ya karşı sanki bir kutsal ittifak içine girmiş olan diğer paşalarla savaşıyordu.

Diğer paşalar Fuat Paşa aleyhinde çeşitli jurnaller vererek Fuat Paşa’nın Padişah’ı devirmek için planlar yaptığını belirtiyorlardı . Padişah ilk zamanlarda bunlara inanmıyor; Fuat Paşa’nın güvenilir bir asker olduğunu düşünüyordu .

*

Fuat Paşa’da tedbir olsun diye güvendiği kişileri çevresinde topluyordu ; Şam’dan da Ragıp Bey’i çağırmıştı .Ragıp Bey iyi silah kullanabilen yiğit bir askerdi .Fuat Paşa, Ragıp Beyi bir hafiyesi gibi İstanbul sokaklarında dolaştırıyordu .Bir alem sırasında Ragıp Bey ,Fuat Paşanın düşmanlarından Rasim Paşanın adamı Arap Dilaveri öldürdü . Bu karmaşık ortamda Fuat Paşaya zarar gelmesin diye Hasan Efendinin yardımıyla Şeyh Efendinin yanında gizlenmeye başladı .

Mulazım Cevat Bey haftada 2-3 kez kardeşini ziyarete tekkeye geliyordu .Ragıp Bey tekkede kaldığı süre içerisinde Şeyh Efendi ile dost olmuştu.

*

Hikmet Bey bu sıralarda saray mabeyinde çalışırken köşede duran dilenciden Rus sefirinin tercumanına kadar herkesin Padişah adına çalıştığını öğrenip şaşırmış ve herkesin bileceğinden daha çok şeyi Padişah’ın bildiğini görmüştü .

Fuat Paşa aleyhinde gelen jurnaller artıkça Padişah’da Fuat Paşa’dan şüphelenmeye başlamıştı .Fuat Paşa herşeyin farkındaydı ve bu yüzden evden hiç çıkmıyordu .Bir gün kitap aldırmak için 2 hizmetçisini yollamıştı .Zaten diğer paşaların hafiyeleri tarafından sürekli göz hapsinde bulunan eve; 2 hizmetçinin ellerinde siyah torbalarla geldiğini gören hafiyeler , torbalarda ne olduğunu öğrenmek istemişler , hizmetçilerle hafiyeler arasında çıkan kavga kısa sürede çatışmaya dönüşmüş ,evden çıkan diğer hizmetçi ve Fuat Paşa’nın adamları sayesinde hafiyeler kaçmıştı. Ama bu olay Padişah’ın Fuat Paşa’yı Mısır’a sürdürmesine neden olmuştur.

Fuat Paşa’nın sürülmesiyle onun adamları bir bir tevkif ediliyorken Ragıp Bey’de yeniden Şeyh Efendi’nin tekkesinde saklanmaya başlamıştı .

*

Tekkede uzun süre saklandıktan sonra ortalık nispeten daha sakin bir hal aldığında biriken maaşlarını almaya gittiğinde gördü ki devlet artık memuruna bile para ödeyemiyordu. Ragıp Bey artık ülkede birşeyler değişmesi gerektiğini düşündü . Ama yinede Cevat ağabeyi ve arkadaşlarına katılıp ihtilal planlarına ortak olmayı aklından bile geçirmiyordu.

Ragıp Bey para kazanmak için paşazadelerin devam ettiği askeri bir okulda öğretmenlik yapmaya başlamıştı .Bir gün parasızlıktan ve paşazadelerin saygısızlıklarından bunalıp bir paşazadeye tokat attı ve okuldan atıldı. İlk günkü ruhuna huzur veren duygulardan sıyrıldığında başına gelecekleri düşünüp Şeyh Efendi’den yardım istedi .

Bu olaydan 3 ay sonra Ragıp Bey Şeyh Efendi’nin sayesinde aldığı emirle Alman Ordusuna misafir subay olarak gönderildi .

Gitmeden önce Cevat Bey kardeşinden Almanya’da yayınlanan çeşitli mecmuaları istemişti. Ragıp Bey de ağabeyinin bu teklifini kabul etmişti.

*

Bu sıralarda Hikmet Bey ve Mehpare Hanım’ın arası iyi değildi . Bundan dolayı Hikmet Bey kendini mum imalatına vermişti . O günlerde Hikmet Bey annesi Mihrişah Sultanın İstanbul!a geleceğini haber almış ve onu beklemeye başlamıştı.

Mihrişah Sultanın geleceği tüm İstanbula yayılmış ve hakkında daha gelmeden dedi kodular başlamıştı.

Mihrişah Sultanla Mehpare Hanım arasındaki soğuk savaş yeniden başlamıştı . Mihrişah Sultanın gelmesi Hikmet Beyin kendine olan güvenini yeniden kazanmasını ve dünyadaki tek güzel kadının Mehpare Hanım olmadığını anlamasını sağlanmıştı .Böylece Mihrişah Sultan Mehpare Hanım karşısında 1 adım öne geçmişti. Ama bu Mihrişah Sultana yetmemiş ;Mehpare Hanımın eski eşi Şeyh Efendiyi baştan çıkarmak için sık sık tekkeye gitmeye başlamıştı . Fakat Şeyh Efendiyi etkilemeyi düşünürken kendisi ondan etkilenmişti .

Mehpare hanım karşısındaki zaferi ve Padişahın emirleri sornasında Paris’e dönmüştü.

*

Ragıp Bey Alman Ordusundayken gösterdiği başarıdan dolayı ordudaki herkesin takdirini kazanmıştı .Bir gün Alman meslektaşları tarafından yapılan bir şakadan dolayı çok sinirlenmişti .Alman subaylar ondan özür dileyerek onun Alman İmparatorunun da izleyeceği bir at yarışına katılmasını sağlamışlardı . Ragıp Bey Bu yarışta birninci olarak 3000 altını kazanmıştı .

*

İstanbul’da bu sıralar İstanbul Şehreminisi Rıdvan Paşa Ali Şamil Paşanın adamları tarafından vurulmuştu.Buna çok sinirlenen Padişah Kürt Beyi Mir Bedirhanın soyundangelen iki bin kişiyi sürgüne göndermişti .3 katil binlerce kişinin hayatın karartmıştı .

Son günlerdeki karışık ortama birde İttihat ve terrakki cemiyetin çoğaltıp saray ve çevresindeki çoğu yere dağıttığı ve astığı mecmualardan Padişah o kadar çok rahatsızlık duyuyorduki sarayın marangozhanesinde çıkan yangın ve onun sondürülmesinde çıkan gürültüyü bir an için ihtilal zannetmişti ..

*

Hikmet Bey Mehpare Hanım ile arasındaki soğukluğunda etkisiyle Cevat Beyin arkadaşlarından Hulusi Beyin verdiği Fransızca makalelerin çevirisini yapıyordu.

Hikmet Bey artık içinde bulunduğu işten halkın durumunu biliyordu ve bu yüzden çok görkemli bulduğu arabasını satmaya karar vermişti.Ama bu kararı araları zaten bozuk olan Mehpare hanımı iyice kızdırmıştı .Tüm bu aralarındaki soğukluğa ve yeni bir dadı gelmiş olmasına rağmen 3 kişinin aynı odada sabahlamaları devam ediyordu.

Bu sıralarda Hikmet Bey alehine gelen bir jurnalle Hikmet Beyin tayini Selaniğe çıkmıştı .burası Hikmet Bey ve Mehpare Hanımın evlilikleri için son kez mutlu olayların yaşandığı yer olacaktı .Çocukların büyüdüklerinin farkına varacaklar ve onlarla ilgileneceklerdi.

*

Ama bu saadet çok uzun sürmedi .oturdukları evin arkasındaki Osmanlı Bankasına Bulgar komitacılar tarafından konulan bomba patlamış ve bir anda şehirde bir kaos ortamı doğmuştu .

Hikmet Bey annnesi ve babasına iyi olduğunu haber vermek için telgraf çekmeye gitmişti .postahanenin etrafı askerlerle çevrilmişti .Hikmet Bey içeriye girmişti ve telgraf çekeceği sırada bir Bulgar komitacı belinden çıkardığı bombaları dışarıdaki askerlere attıktan sonra ‘Yaşasın , Hür Bulgaristan’ diye bağırmış sonrada intihar etmişti .

*

Bu olaylardan sonra artık sinir krizleri geçiren ve içine ölüm korkusu sinen çocukların dadısı gitmek istemişti .Hikmet Bey de dadıyı sakinleştirmek için onun teklifini kabul etmişti ve ona Marsilya’ya giden ilk giden bir gemiden kamara ayırttı. Dadıyı gemiye uğurladıktan sonra Hikmet Bey ,Mehpare Hanım ve çocuklar gemi gözden kayboluncaya kadar bir sahil gazinosunda oturmaya kara verdiler .Gazinoda otururken gemiden dumanların yükseldiğini ve hemen arkasından geminin battığını gördüler.İzledikleri olay Osmanlı tarihinin en büyük deniz facialarından biriydi Dadı bu faciada ölmüştü .

Dadının ölmesinden Hikmet Beyi sorumlu tutan Mehpare Hanım ile Hikmet Bey arasındaki ilişki yeniden soğumuştu .Karısına aşık olduğu halde ondan istediği ilgiyi göremeyen Hikmet Bey son olaylarla birlikte artık birşeyleri değiştirmek için o güne kadar yardım ettiği ama üyesi olmadığı İttihat ve Terakki Cemiyetine üye olmaya karar verdi ve kısa zamanda çalışmalarıyla birlikte en aktif üyelerden biri olmuştu babasını mevkii sayesinde önemli tüm belgeleri o taşıyordu .

*

Bu sıralarda Ragıp Bey Alman Ordusundaki tüm başarılarına rahmen kızıyla evlenme teklifini olumsuz karşılayan komutanının da etkisiyle ülkesine dönmeye kararverdi .Ama kimse onu hatırlamıyor gönderdiği mektuplara bir karşılık alamıyordu

SonundaŞeyh Efendiye bir mektup yazdı ve onun sayesinde hatırlanarak 46. Topçu taburuna tayini çıktı.Burada komitacılar la çeşitli çatışmalara girdi ve bunlardan başarıyla çıktı.

*

Bu arda Cevat Bey Selaniğe kardeşini ziyarete geliyor ve onu düzenlenen bir törenle resmen cemiyete üye yapıyordu .

Cemiyette çeşitli fikirler ortaya atılıyor ama hiçbiri kabul görmüyordu kimi komitacılar gibi bizde halkı ayaklandıralım diyor, kimi biz sadeceTürklerin yaşadığı bölgeleri alalım gerisini Yunanllılara,Bulgarlara ,Sırplara Araplara verelim diyordu ama bu fikri ihaniyet-I vatan olarak görüyorlar dı.

*

Buarada Mehpare Hanım Rukiyenin okuduğu okuldaki arkadaşlarının velileriyle düzenlediği toplantılara katılıyordu bu toplantılardan birinde tanıştığı Konstantin Sezar aralarında bir kıvılcımlanma olduğunu er veya geç birlikte olacaklarınıdüşünüyordu ve haklıydı Konstantin hergün Mehpare Hanımın evinin önünden arabayla geçiyordu.

*

Cemiyet üyeleri ilk kez siyaset sahnesine bütün konsolosluklara gönderdikleri birbildiri yayınlamışlardı bunun üzerine o güne kadar tehdit olarak çok önemsemediği ama hata yaptığını anlıyan Padişah cemiyet üzerine 3. Orduyu göndermişti

3.Ordunun komutanı Nazım Paşa idi yani cemiyeti kuranlardan Enver Beyin eniştesi ve aynı evde yaşıyorlardı ama cemiyetin varolması için Nazım Paşanın öldürülmesi şarttı ve Enver Bey ve arkadaşları ona suikast düzenlendi fakat sadece yaralanmıştı bunun üzerine deşifre olan Enver Bey Anadoluda başlatmayı düşündükleri ayaklanmayı mAkedonyada başlatmaya karar verdi ve kendisine bağlı askerleri alarak dağa çıktı .

*

Bu sıralarda komitacılara karşı elde ettiği zaferlerden dolayıRagıp Beye15 günlük izin verilmişti .Oda hemen İstanbula gitmiş yarıştan kazandığı 3000 altın ve Hasan Efendinin yardımıyla annesine bir köşk sattın almıştı.

Bu arada Şeyh Efendinin 2. Karısından olma 14 yaşındaki kızıyla evlenmişti.

*

Nazım Paşanın vurulması Padişahı hem ürkütmüş hemde çok kızdırmıştı ve bu kez cemiyet üzerine kendisne sonuna kadar bağlı Şemsi Paşa ve Arnavut tüfekçileri göndermişti .Üstelik Şemsi Paşayı öldürmek neredeyse imkansızdı çünkü hep etrafında Arnavut tüfekçiler vardı .

Şemsi Paşa nın adı bile cemiyet üyelerini sindirmeye yetmiş cemiyet neredeyse dağılma noktasına gelmiştiki bir cemiyet üyesi Şemsi Paşayı Tüfekçilerin dikkatinin dağınık olduğu bir anda öldürmüştü .

Bu olaydan sonra cemiyettin çok güçlü olduğunu ve Şemsi Paşayı vurabilen ellerin her ankendisinide vurabileceğini düşünen Padişah hemen Sadrazamı değiştirdi ve Kanuni Esasiyi yeniden kabul ederek Meşrutiyete geçmişti bu olay yurdun dört bir yanında kutlamalarla karşılandı

*

Tek bir yerdışında Padişahın Kanuni Esasiyi kabul ettiğinin bir gazetede çıktığı gün Konstantin herzaman olduğu gibi Mehpare Hanımın evinin önünden geçiyordu ve evin kapısının önünde durdu artık dayanamıyan Mehpare Hanım koşarak Arabaya bindi ve Konstantinin bağ evine gittiler o gün beraber olmuşlar ve Mehpare hanım eve geç dönmüştü . Onu kapıda Hikmet Bey karşıladı olanları inkar etmesini istiyor ve bekliyordu ama olmadı ve bu büyük aşkı karşısında aldığı bu sonuç Hikmet Beyi çıldırttı .

Hikmet Bey odasına çıktı belinden çıkardığı tabancayı masasına koydu ve dışarıdan gelen kutlama seslerine karşılık evden sadece tek el revolverin sesi geldi.

« Previous Entries