Tem 22

ABD-TÜRKİYE SAVAŞI…

Tarih,23 Mayıs 2007… Yer, Kerkük’ün kuzeydoğusu…

Kuzey Irak’taki kargaşa devam ederken, bölgede bulunan Türk birlikleri ani bir Amerikan saldırısına uğrar. Türk birlikleri “müttefik”lerinden hiç de beklemedikleri bir darbe almıştır.

CNN International hemen haber geçmeye başlar: “Kuzey Irak’ta çatışma… 13 ABD askeri öldü,30 yaralı var. Ordu yetkilileri, Amerikan güçlerine saldıran 35 Türk askerinin öldürüldüğünü açıkladı.”

Amerikalıların niyeti Türkiye’deki zengin bor minerallerini ele geçirmektir. Bunun için her şeyi göze almışlardır. İstanbul ve Ankara dahil olmak üzere tüm Türkiye’yi savaş alanına çevirmeyi bile…. Ve ****l Fırtına Operasyonu başlar…

Tem 22

Kayıp Naaş

****l Fırtına 1′i okuyanların merak ettiği sorulardan biri de ortadan kaybolan naaş’a ne olduğuydu. Okurlar bu sorunun cevabını ikinci romanda bulacaklar. ABD,27 Mayıs 2007′de Anıtkabir’i bombalar. Yıkıntılar arasında dolaşan Genelkurmay Başkanı Hikmet Pars, Atatürk’ün naaşının bulunması gereken odaya girdiğinde onun yerinde olmadığını görür. Naaş kayıptır.

Türk – İsrail Gizli Savaşı

****l Fırtına 1′de, İsrail ile ilişkiler konusuna tek bir cümleyle değiniliyordu. ****l Fırtına 2 – Kayıp Naaş ise ilk kitabın bittiği noktadan başlıyor. Roman, sadece kurgu boyutuyla değil, arka plandaki Türk-İsrail ilişkilerine ait bilgilerle de dikkati çekiyor.

‘Bu Bir Gökhan Birdağ Macerasıdır’

İlk kitabın en çok dikkat çeken karakteri, devlete bağlı gizli bir teşkilatta çalı-şan (Gri Takım) Türk ajanı Gökhan Birdağ’dı.

Gökhan Birdağ ülkesini korumak adına bir ölüm makinesi gibi yetiştirilmiştir. İlk kitapta Gökhan, ABD’nin saldıracağını üç ay önce öğrenir, ama devlet içine sızan ajanlar, bilgilerin öncelikli hale gelmesini engeller.

Gökhan bunun üzerine, onu yetiştiren Kurt adlı komutanının yardımıyla gizlice ABD’ye girer ve savaşın başlamasını bekler. Savaş başlayınca ABD birliklerinin geri çekilmesi için uyarıda bulunur, ciddiye alınmayınca bombalardan biriyle Washington’u yok eder. İkinci bombayla New York’ta yakalanacakken yaralı kurtulmayı başarır. Alman ajanları onun saklanmasına yardım ederler. İlk kitabın sonunda Gökhan, Türkiye’ye savaş planının arkasındaki işadamı Adrian Lyman’ı kaçırıp intikam alır.

****l Fırtına 2′de Gökhan, ABD’dedir, ama kısa sürede yeni görevi gereği Avrupa’ya dönecektir. Yeni görevi ise Atatürk’ün kayıp naaşını bulmaktır.

Tem 22

Dünya Savaşı resmen sona ermiş olmakla birlikte , Osmanlı Devleti üzerinde yarattığı etkiler tüm gücüyle devam emektedir.Savaş sonrası bir çok asker memleketlerine geri dönmüştür.Zayiatın büyüklüğü evlerine dönen erlerin çoğunun gazi oluşuyla daha da iyi anlaşılmıştır.Bu erlerden biri de Salih adlı Akşehirli bir askerdir.Memleketine döndüğünde kaybettiği kolunun acısıyla beraber , ülkenin durumunu daha acı bir şekilde anlayan Salih gittiğinden beri çok şeyin değiştiğini görür.Önceleri dost olarak yaşayan Rumlar ve kendi halkı şimdi birbirinden soğumuştur.Salih’in samimi arkadaşı olan Niko da bir Rum dur ve gelişmelerden o da etkilenmiştir.Yavaş yavaş Yunan ve İngiliz ordularının işgal haberleri gelmekte ve iki halkın birbirine olan düşmanlığı artmaktadır.Salih ise yüzyıllardır Osmanlı himayesinde rahatça yaşayan Rumların bu davranışını bir ihanet olarak görmekle beraber arkadaşı Niko’dan kopamamaktadır.Rumlarla olan dostluğu kasabalı tarafından fark edilir ve kasabalı Salih’i dışlar.Salih artık sürekli Niko ve O’nun çevresiyle dolaşır olmuştur.Artık Osmanlı ve Padişaha olan güvenci de sarsılmıştır.Kaybettiği kolunun hayatına tesiri büyük olmuştur.Kimsenin O’na hak ettiği saygıyı göstermediğine
inanan Salih kendini namazdan niyazdan çekmiştir.Öte yandan halk işgallere tepkisiz kalmama kararı almıştır fakat bunun kimin önderliğinde yapılacağı karmaşası vardır.
Salih günler geçtikçe kendi kasabalısının tepkisini kazanmış ve artık istenilmeyen biri olmuştur.Bu sırada kasabaya İstanbullu Hoca adında bir hoca gönderilir.İstanbul’dan gönderiliş amacı kasabada padişaha ve Osmanlı’ya bağlılığı teşvik edici düşünceyi sağlamaktır.Hoca gerçekten de çok etkili bir insandır ve halkın büyük beğenisini ve takdirini kazanır.Vaazlarda cemaate Osmanlı padişah ve din lehinde düşüncelerini aktarmaktadır.Bu sırada memlekette Hoca’nın düşüncesine tam ters olmamakla birlikte , kurtuluş ümidi olabilecek bir örgüt kurulmaktadır.Kuvayı Milliye adı verilen bu örgüt Anadolu’da işgalleri önlemek ve İstanbul ve padişah yönetiminin boyunduruğundan kurtulmak için kurulmuştur.Fakat Kuvayı Milliye’nin işi çok güçtür.Memlekette işgallere karşı veya işgallerden yana bir çok örgüt vardır. Kuvayı Milliye önce bu örgütleri kendi tarafına çekmeli veya bertaraf etmelidir.Hocanın vaazları da Kuvayı Milliye ilkelerine ters düşmektedir.Hoca her fırsatta padişaha bağlılıktan bahsetmektedir , Kuvayı Milliye ise padişahtan kurtulmak ,yeni bir yönetim kurmak amacını gütmektedir.İşte bütün bu ihtilaflar dolayısıyla Kuvayı Milliye yandaşları ve Hoca arasında bir elektriklenme ve zıtlaşma meydana gelir.Hoca ise halka kendini çok sevdirmiştir çünkü her yönüyle iyi ve doğru bir insandır.Fakat Hoca da kendi içinde bir yandan yaptığı işin gerçekten doğru olup olmadığının sorgulamasını , padişaha olan güvencinin doğruluğunun şüphesini yoklamaktadır.Kuvvacılarla Hoca arasındaki çatışma zamanla iyice açık şeklini alır ve vaazlarda karşıt fikirler açıklanır.
Olaylar gelişirken Salih ise unutulmuşluk ve terkedilmişlikten bir kaçış olarak Kuvayı Milliye’ye katılmaya verir.O’nu bu kararı vermeye zorlayan başka bir şey ise yakın arkadaşı Niko’nun da sonunda Osmanlıya karşı savaşta yer almasıdır.Salih bu ihanetin öcünün peşinden koşacak ve kurtuluş mücadelesinde büyük rol oynayacaktır.Kuvva bir türlü hizaya gelmeyen Hoca hakkında ölüm emri çıkartır.Hoca evliliği ve çocuğu ve en önemlisi de halkın zorlamasıyla Akşehir’den kaçar ve çete reislerine sığınır.Kuvva ile arasında yaşanan kovalamacadan sağ kurtulur ve kendi başına yanına adam da alarak bir kasabaya sığınır.Kuvva ise Hocayı kaçırdığı için üzgündür ve Salih’i O’nu bulmakla görevlendirir.Hoca ise şimdi hangi tarafta yer almak gerektiğinin hesabını yapmaktadır.Kuvayı Milliye ise her geçen gün başarı kazanmakta ve güçlenmektedir.Salih Hoca’yı bulur ve O’nu padişah hizmetinden vazgeçerek Kuvva yararına çalışmaya ikna eder.Beraberce Çerkez Ethem’in kardeşi Tevfik Bey’in çetesine katılırlar .Çerkez Ethem ve kardeşleri milli mücadelede en büyük rollerden birini üstlenmiş ve gerek düşman işgallerine gerekse ayaklanmalara karşı başarılar sağlamışlardır.Fakat şimdi düzenli ordu ve İsmet Paşa’nın emri altına girmek söz konusu olunca Çerkez Ethem ve kardeşleri zıt bir tavır takınarak Kuvva’ya ve Ankara’ya karşı isyan bayrağı açmıştır.Hoca ise bu yolun yanlış olduğuna inanır ve onları bu yoldan döndürmek için planlar kurar.Hoca’nın amacı Çerkez Ethem ve kardeşlerini Kuvva’ya karşı cephe almaktan vazgeçirmek olmasa bile olası bir isyan halinde güçlerini zayıflatmaktır.Bu sırada Hoca Salih’ i haber edinmek için Akşehir’e yollar.Akşehir’de ise Hoca öldü bilinmektedir.Oysa Hoca hayattadır ve yeni kimliği “Küçük Ağa” ile kuvva yararına çalışmaktadır.Hoca’nın Kuvva yararına çalıştığı haberi Salih tarafından Akşehir’de sadece Kuvvacı olan birkaç kişiye duyrulur ve memnuniyet yaratır.Başta Kuvayı Milliye hareketine büyük hizmet vermiş Doktor olmak üzere Kuvvacılar Hoca’nın kendi saflarına katılışından büyük haz duyarlar.
Hoca Ethem’in İsmet Paşa hizmetine girmemek için yapacağı en büyük saldırı olan Kütahya saldırısında O’na bir oyun oynayarak başarısızlığını sağlar ve Kuvayı Milliye’ye en büyük hizmetini vermiş olur.Ethem ise Yunanlılara sığınacaktır.Hoca ise bütün bu ihtiras ve gücü elinde bulundurma tutkusuna kapılan insanlardan nefret etmektedir.Artık savaş alanından başka bir cephede de mücadele verilmektedir , şimdi iktidar çekişmeleri büyük tehdit oluşturmaktadır.Hoca bunu acıyla farkeder.Ankara ise Hoca’nın başarılarından haberdardır ve kendisini Ankara’ya davet eder.Daveti kabul eden Hoca Ankara’nın durumunu yakından görür ve cephede savaşmanın , bu iktidar kavgasında yanlış düşünenlere ve hainlere verilecek savaştan daha kolay olduğunu düşünür.Fevzi Paşa Hoca’ya yakınlık gösterir.Hoca bütün bu kişiliklerin önemini daha iyi anlamaktadır.Memleket zafere doğru gitmektedir ve bu noktada Ankara ve Melis’e büyük iş düşmektedir.Bu sırada Küçük Ağa yani İstanbullu Hoca Ankara’da kendisini Akşehir’den tanıyan ve bir zamanlar zıt fikirleri yüzünden tartıştığı Kuvvacı Doktor ile buluşur.Doktor böyle saygıdeğer birinin kendi saflarına katılışından duyduğu mutluluğu Hoca’ya söyler ve asıl kimliğini bilenin sadece kendisi olduğunu , kendisi dışındakilerin O’nu Küçük Ağa diye tanıdıklarını anlatır.Hoca ise artık özlediği eşi ve çocuğunun özlemiyle yanmaktadır.
Küçük Ağa Fevzi Paşa ile birlikte Akşehir’e gelir ve burada da tanınmadığını ve Küçük Ağa olarak bilindiğini görür.Eşi ve Çocuğu hakkında bilgi alır ve çocuğunu bulur fakat eşinin durumu kötüdür.Eşine geldiğini haber eder fakat kadın ölmek üzeredir ve oğlunu Hoca’ya emanet ettiğini söylemekle kalır ve günler sonra da ölür. Hoca daha sonra Ankara’ya döner ve mücadeleye devam eder.

Tem 22

KİTABIN ADI : ATEŞTEN GÖMLEK
KİTABIN YAZARI : Halide Edip ADIVAR
YAYINEVİ
VE ADRESİ : Atlas Kitabevi
Adnan Saygun Cad.
4/1-2 Sıhhiye
BASIM : 1995

ANLATIM PLANI:
1. Kitabın Konusu
2. Kitabın Özeti
3. Kitabın Ana Fikri
4. Kitaptaki Olayların ve Şahısların
Değerlendirmesi
5. Kitap Hakkında Şahsi Görüşler
6. Kitabın Yazarı Hakkında Bilgi

KİTABIN KONUSU

Roman, Kurtuluş Savaşı yıllarında geçmektedir ve o zamanın koşullarıyla birlikte bir gencin yaşadıklarını anlatmaktadır.

KİTABIN ÖZETİ

Peyami, Dışişlerini seçen bir gençtir. Bacaklarını kaybetmiştir. Hatıralarını yazdığı sıralarda, kafatası da açılacak, içeride kaldığı sanılan bir kurşun aranacaktır.
Peyami’nin uzak bir akrabası olan Ayşe, İzmir’den, onunla evlendirilmek üzere İstanbul’a davet edilmiş, ama Peyami istememiştir. Bunun üzerine, onuruna çok düşkün olan Ayşe, bir daha hiç bir zaman Peyami ile evlenmemeyi kafasına koymuştur. Nitekim bir başkasıyla evlenir. Ayşe’nin kardeşi Cemal de subay olan akrabadır. Harbiye Nezareti’ndeki Binbaşı İhsan’la Mütareke’nin ilk zamanlarından beri çok iyi anlaşmaktadırlar. O sırada hepsi İstanbul’da bulunmaktadırlar. Peyami’nin annesi Şişli’deki salonuyla o günlerin kibar kadını, söz geçiren bir kadınıdır. Kadınlar arasındaki propogandayı o idare eder. İstanbul’da çeşit çeşit inanç, türlü türlü çalışma vardır. Özellikle manda taraftarları, ülkeyi başka bir devletin boyunduruğu altına koymak isteyenler çok çalışmaktadırlar. Bir gün, İzmir’e yunanlıların çıktığı haberi gelir. Ayşe’nin kocasını, küçük oğlunu, birçok masum insanla birlikte süngülemişlerdir. Ayşe, İstanbul’a Peyami’lere gelir.

İhsan’la Cemal, Sultan Ahmet Mitingi’nden sonra Anadolu’ya geçerler. Şiddetli bir tifo geçirdikten sonra Peyami ile Ayşe de, bir kağnıya atlayıp Kandıra köylerinde İhsan’la buluşurlar. Bir çete kurmuşlardır. Ulusal Hareket’e karşı koymak isteyen köyleri yola getirirler. Peyami’yi, dil bilgisinden yararlanmak üzere, tercüman olarak Milli Müdafaa’ya verirler.Ankara’ya gelir.Ayşe de hemşire olmuş, Eskişehir’e gitmiştir. İhsan, sessiz ve çelikten bir insan gibi, yorulmak bilmeden çalışır durur. Hepsi Ayşe’nin İzmir kızının peşinde, İzmir yolunda ölmeye söz vermişlerdir.
Peyami büyük bir uğraştan sonra, kendini İhsan’ın komutası altındaki birliğe verdirir.İhsan bir akşam Peyami’ye Ayşe’yi nasıl yana yana sevdiğini anlatır.İkinci İnönü Savaşı’nda alayının başında, başını kurşunlara uzatarak ölümü beklemiştir. Metristepe’de göğsünden bir kurşunyiyerek bayıldığı an herşeyin bittiğine hükmetmiştir.
İhsan bir saldırı sırasında, bir makineli ateşiyle vurulur. Peyami’nin kolları arasında hayatını kaybeder. Hemşire Ayşe de bu saldırıda hayatını kaybedenler arasındadır.
Peyami, Ayşe ile İhsan’ı Gökçepınar’da yanyana gömdürür.Niyeti İzmir’e en önce girip, bunu Gökçepınar’da yatan Ayşe’ye anlatmaktır.
Peyami’nin hatıra defteri burada biter.Ameliyattan sonra Cebeci Hastahanesi’nin iki doktoru bu konuda konuşurlar. Yedek Asteğmen peyami Efendi’nin kağıtları incelenmiştir. Ne İhsan isminde bir alay komutanı bulunmuştur, ne de Ayşe adında bir hemşire.Peyami’nin akrabası da bulunmamıştır. Bunun üzerine iki doktor, hatıra defterindeki olayların, kafasına kurşun girmesinden ileri gelme hayaller olduğuna karar verirler.

KİTABIN ANA FİKRİ

Kitapta, üzerinde yaşadığımız vatanımızın ne güçlüklerle bağımsızlığına kavuşturulduğu anlatılmaktadır.Biz, bu günleri kimlere borçlu olduğumuzu bilmeli, bu bilinçle yaşamalı ve ülkemizi hakettiği yerlere getirmeliyiz ki, Onlar rahat uyusun.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ

Kitapta genel olarak üç şahıs rol oynamaktadır:
PEYAMİ:Romanın asıl kahramanıdır. Milli Mücadele’ye Asteğmen rütbesinde yedek subay olarak katılmıştır.Romanda peyami’nin hatıra defterinde yazanlar anlatılmaktadır. Romanın sonunda bütün olayların Peyami’nin kafasına giren kurşundan dolayı gördüğü hayaller olduğu anlaşılır.
AYŞE : Peyami’nin akrabası. Kocası ve küçük oğlu İzmir’de Yunanlılar tarafından öldürülmüşyür. Bu olaydan sonra, hayatta tek isteği İzmir’in geri alınmasını görmek olmuştur. Şehit düşer.
İHSAN :Binbaşı rütbesinde bir subaydır. Anadolu’da Mücadele hareketine katılmıştır.Ayşe’yi sevmektedir ama bunu Ayşe’ye söyleyemez. Bir muharebede şehit düşer

KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Kitap Kurtuluş Savaşı’nın nasıl kazanıldığı hakkında bilgi vermektedir ve her Türk gencinin okuması gereken faydalı bir eserdir.

KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ

İstanbul’da doğdu. Kimi kaynaklara göre doğum yılı 1884′tür. İngiliz terbiyesiyle yetişmesini isteyen babası onu Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde okuttu. Orada Rıza Tevfik’den (Bölükbaşı) Fransız edebiyatı dersleri aldı ve Doğu’nun mistik edebiyatını dinledi. Sonradan evlendiği Salih Zeki’den de matematik dersleri alıyordu. Koleji 1901′de bitirdi. 1908′de gazetelere yazmaya başladığı kadın haklarıyla ilgili yazılardan ötürü gericilerin düşmanlığını kazandı. 31 Mart Ayaklanması’nda bir süre için Mısır’a kaçmak zorunda kaldı.1909′dan sonra eğitim alanında görev alarak öğretmenlik, müfettişlik yaptı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek bu çalışmaları, gerekse müfettişliği sırasında İstanbul semtlerini dolaşması, ona çeşitli kesimlerden insanları tanıma fırsatını verdi. 1919′da Sultanahmet Meydanı’nda, İzmir’in işgalini protesto mitinginde yaptığı etkili konuşma ünlüdür. 1920′de Anadolu’ya kaçarak Kurtuluş Savaşı’na katıldı.

ESERLERİ:
Roman: Heyula, 1909; Raik’in Annesi, 1909; Seviye Talip, 1910; Handan, 1912; Yeni Turan, 1912; Son Eseri, 1913; Mev’ud Hüküm, 1918; Ateşten Gömlek, 1923; Vurun Kahpeye, 1923; Kalb Ağrısı, 1924; Zeyno’nun Oğlu, 1928; Sinekli Bakkal, 1936; Yolpalas Cinayeti, 1937; Tatarcık, 1939; Sonsuz Panayır, 1946; Döner Ayna, 1954; Akile Hanım Sokağı, 1958; Kerim Ustanın Oğlu, 1958; Sevda Sokağı Komedyası, 1959; Çaresaz, 1961; Hayat Parçaları, 1963;
Öykü: Harap Mabetler, 1911; Dağa Çıkan Kurt, 1922; Kubbede Kalan Hoş Seda, (ö.s) 1974; Oyun: Kenan Çobanları, 1916; Maske ve Ruh, 1945;
Anı: Türkün Ateşle İmtihanı, 1962; Mor Salkımlı Ev, 1963; Diğer Yapıtlar: Talim ve Terbiye, 1911; Turkey Faces West, 1930; Conflict of East and West in Turkey, 1935; Inside India, 1937; Türkiye’de Şark-Garp ve Amerikan Tesisleri, 1955; İngiliz Edebiyat Tarihi, 3 cilt, 1940-1949; Doktor Abdülhak Adnan Adıvar, 1956.

« Previous Entries