Oca 27

Kanatlar – Aprilynne Pike

Kitap Özet

Aprilynne Pike’ın New York Times bestseller listesine giren ilk romanı Kanatlar, görünüşte sıradan olan bir genç kız hakkında yazılmış ve dört kitaptan oluşan Peri Serisi’nin ilk kitabı.

Laurel büyülenmişçesine donup kaldı, gözlerini sonuna kadar açmış ve bu soluk renkli güzelliğe bakakalmıştı. Güzellerdi. Hem de sözcüklerle anlatılamayacak kadar güzel. Başının hemen ardında salınan taç yapraklarını daha iyi görebilmek için ağır ağır aynaya döndü. Tıpkı kanat gibiydiler.

Laurel, Avalon’un girişini korumak için insanlar arasına gönderilen bir peri olduğunu keşfetmiştir. Troller ile perilerin arasındaki asırlardır süregelen savaşın tam ortasındayken, bir insan ile bir periye duyduğu aşkın yanı sıra iki dünya arasında da kalmıştır.

Büyü, entrika, aşk ve maceranın bu nefes kesen öyküsünde periler hakkında bildiğinizi sandığınız her şey sonsuza dek değişecek…

“Aprilynne Pike’ın Kanatlar’ı olağanüstü bir çıkış romanı. Mitolojik yaratıcılığı, hikâyenin şaşırtıcı güzelliğiyle bütünleşmiş.” -Stephenie Meyer-

“Tehlike ve aşkın heyecan verici bir romanı. Perilerin hikâyesinin yeniden yorumlandığı bu kitap, akla uygunluğu ve hayal gücüyle okuyucuları kendine tutsak edecektir.”

-Raven Haller-, Romantic Times

“Halihazırdaki doğaüstü aşk hikâyeleri içinde göze çarpıyor… Akıcı bir anlatım… Gerçeklikten enfes bir kaçış…”

-Kirkus Reviews-

” Derinliği olan karakterler, hızlı ilerleyen sürükleyici bir hikâye. Tehlike ve aşkın, sihir dünyası ile lise hayatının hoş bir karışımı.”

-Connie Tyrrell Burns-, School Library Journal

“Sıradan peri hikâyelerinin günümüze başarıyla uyarlandığı harika bir Serinin ikinci kitabını sabırsızlıkla bekliyorum.” -Hallie Wilkins-, Anderson’s Bookshop

“Güzel bir biçimde kurgulanmış. Sürükleyici, şaşırtıcı ve baştan sona olağanüstü. Harry Potter ve Alacakaranlık’ın finalini gördüğümüz şu günlerde Peri serisi dünyamıza değiştirecek yeni kitaplar olmaya aday.”

-Rebecca Donahue-The NECBA Listserv

Oca 27

Nietzsche Ağladığında – Irvin D. Yalom

Kitabın künyesi

Ayrıntı Yayınları / Edebiyat Dizisi
Çeviren: Aysun Babacan – 374 sayfa, Karton Kapak, 2. hamur, ISBN: 975-539-146-0; Boyut: 13,5×19,5cm; Baskı Tarihi: 2001
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: When Nietzche Wept

Kitap hakkında

Son derece yoğun ve sürükleyici olan, düşünce romanı olarak kült bir kitaba dönüşen “Nietzsche Ağladığında” her daim okunmaya devam edecektir. Henüz kimselerin tanımadığı, yalnızlığı hayat biçimi haline getirmiş, dostlarını zihninden ve kalbinden terhis etmiş, aşkın acısını en derininde yaşamış biri olarak Friedrich Nietzsche, onun kronik ümitsizliğine çare bulmak için gönderilen ünlü bir doktor olan Breur, entelektüel kimliği ve güzelliğiyle iz bırakan Salomé, kitabın ana karakterlerini oluşturuyor.

Varoluşun kader, inanç, hakikat, huzur, mutluluk, acı, özgürlük, irade ve neden, nasıl gibi en önemli duraklarından geçen bir yolculuk.

Kendisiyle ve hayatla yüz yüze gelmekten çekinmeyenlere..

Gökçe GERÇEK

Sahne
Psikanalizin doğumu arifesindeki 19.yüzyıl Viyana’sı. Entelektüel ortamlar. Hava soğuk.
Aktörler
Nietzche: Henüz iki kitabı yayımlanmış, kimsenin tanımadığı bir filozof. Yalnızlığı seçmiş. Acılarıyla barışmış. İhaneti tatmış. Tek sahip olduğu şey, valizi ve kafasında tasarladığı kitaplar. Karısı, toplumsal görevleri ve vatanı yok. İnzivayı seviyor. Tanrıyı öldürmüş. ‘Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır,’ diyor. Daha sonra ‘kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız: Önce kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz?’ diyecek. Ümitsiz.
Breuer: Efsanevi bir teşhis dehası. Ümitsizlerin kapısını çaldığı doktor. Psikanalizin ilk kurucularından. Kırkında, bütün Avrupalı sanatçı ve düşünürlerin doktoru olmayı başarmış. Güzel bir karısı ve beş çocuğu var. Zengin. Saygın. Hayatı boyunca ‘ama’ pozisyonunda yaşamış biri.
Freud: Breuer’in arkadaşı. Henüz genç. Geleceği parlak. Şimdi yoksul.
Salomé: Erkeklerin başını döndüren kadın. Çekici. Özgür. Evliliğe inanmıyor.
Bazen aynı anda birçok erkekle beraber oluyor. Sanatçıları ve düşünürleri tercih ediyor. Kırbacı var.
Konu
Ümitsizlik.
Birgün, erkeklerin başını döndüren kadın, Salomé Nietzsche’den habersiz Breuer’e gelir. ‘Avrupa’nın kültürel geleceği tehlikede, Nietzsche ümitsiz. Ona yardım edin,’ der. Breuer Salomé’yi tekrar görebilmek umuduyla ‘peki’ der.
Ve varoluşun kader, inanç, hakikat, huzur, mutluluk, acı, özgürlük, irade… ve neden, nasıl gibi en önemli duraklarından geçen bir yolculuk başlar…
Kendisiyle ve hayatla yüz yüze gelmekten çekinmeyenlere…

Kitabın içinden satırlar

Artık bakması için konsantre olması gerekmiyordu. Artık retina ve korteks tam bir işbirliği içinde.. 11
Sizden iyileştirmenizi istediğim Nietzsche’nin bedeni değil, ümitsizliğidir. 18
Evlilik ve ona eşlik eden mülkiyet ve kıskançlık ruhu tutsak eder. 22
…ne kadın ne de erkeğin artık zayıflıklarıyla birbirlerine zulmetmeyecekleri günlerin geleceğini umuyorum.” 22
Belki part-time bir evlilik bana uygun olabilir.. 26
Hayalinde bir süpürge kaptı ve bütün cinsel düşünceleri sildi süpürdü. 30
Üçümüzün zihinsel bir yaşamı paylaşacağımıza, birlikte ciddi felsefi çalışmalar yapabileceğimize inanmıştım. 34
Bizim kardeş beyinlerimiz vardı; yarım sözcükler, yarım cümlelerle, yalnızca hareketlerle birbirimize çok şey anlatabiliyorduk. 36
Bakışlarının adeta gizli bir defineyi korurmuşçasına içeriye baktığını. 67
Bazen baş ağrılarımın, beynimdeki doğum sancıları olduğunu düşünüyorum. 75
Fiziksel açıdan sağlıklı olmanın, toplumsal ve psikolojik açıdan sağlıklı olmaya bağlı olduğunu düşünüyorum. 81
Dürüstlük-dürüst sorular, dürüst cevaplar- en iyi ilaçlardır. 86
Genellikle sorulmayan soru en önemli sorudur! 88
Ama rağbet görmeyen bir gerçeğin, herşeyi zorlaştırmanın iyi olan bir yanı var mıdır? 88
“Neysen o ol. Gerçekler olmadan kişi kim ya da ne olduğunu nasıl keşfedebilir?” 89
“Ümit mi? Ümit en son kötülüktür!
..Pandora’nın kutusu açılıp, Zeus’un içinde sakladığı bütün kötülükler dünyaya saçıldığı zaman, orada son bir kötülük kaldığından kimsenin haberi olmamıştı: Ümit. O zamandan beri, insanlar yanlışlıkla kutuyu ve içindeki ümidi iyi şans olarak yorumladı. Fakat Zeus’un arzusunun, insanların, kendilerini işkenceye teslim etmeleri olduğunu unuttuk. Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır.” 90
Her insanın ölümü kendine aittir. Ve herkes kendi tarzını belirleyebilmelidir. 91
Ölümün son iyiliği, bir daha ölümün olmamasıdır.. 91
Gerçek onsuz yaşayamayacağımız bir yanlıştır..
Gerçeğin düşmanı yalanlar değil, inançlardır.. 98
Yalan, yeni yalanlar doğurur.. 99
“Düşünceler, duygularımızın gölgesidir; ama her zaman daha karanlık, daha boş ve daha sade.” 100
Kemikleri, eti, bağırsakları ve kan damarlarını kaplayan deri nasıl insan görünümünü katlanabilir hale getiriyorsa, ruhun ajitasyonu ve ihtirası da kibirle kapatılmıştır; kibir, ruhu kaplayan deridir. 101
…kaba birini taklit edebilecek kadar huysuzluğum üzerimde bugün.. 102
Acaba bu zeka bir deliye mi yoksa dahiye mi ait? 107
“Gördüğü birşeye yapışıp kalmakta inat eder; ama buna sadakat der.” 109
“Herşeyin derinine inmek: Bu zahmetli bir özellik. İnsanın gözlerini hep yorar ve sonunda insan isteyebileceğinden daha fazlasını bulur.” 109
Birinin kendisini başka birine açması ihanetin kapılarını açar ve ihanet insanı çok rahatsız eder değil mi? 119
Bazıları ise o anda yaşadıklarını daha önce de yaşadıkları gibi bir duyguya kapıldıklarını belirtiyorlar. Fransızlar buna deja vu diyorlar.. 120
Hegel ölüm döşeğindeyken, kendisini bir tek öğrencinin anladığını, ama onun da yanlış anladığını söylemiş! 123
Yanından geçen bir soru, en küçük soru tohumu, ana değdiği noktada filizlenip yeni sürgünler veriyordu. 123
“Beni öldürmeyen şey, beni güçlendirir.” 124
Belki ‘ben’ ve bedenim, zihnimin arkasından bir dolap çeviriyordur. Bildiğiniz gibi zihin, tuzaklarla dolu arka sokaklarda gezinmeye bayılır. 125
Yalnızlık, hastalıkların üreyebileceği en uygun ortamdır. 129
Hiçkimsenin bir şeyi sırf başka birisi için yapmadığını göreceksiniz. İnsanın bütün eylemler kendisine yöneliktir, bütün hizmetleri kendine hizmettir, bütün sevgisi kendini sevmesindendir. 137
İnsanlar vedalaşırken, genellikle olayın sürekliliğini inkar eden sözler dile getirmeyi severler: Birbirlerinden ayrılırken ‘Auf Wiedersehen’ yani tekrar görüşene kadar, derler. Yeni bir araya gelme planları yapmakta çok aceleci davranırlar, ama bunu unutmakta daha da acelecidirler. 173
“bir erkek ancak bir erkek gibi davranarak onun içindeki kadının ortaya çıkmasına yol açar.” 202
Bazen herkesin gizli bir anahtar cümlesi vardır diye düşünüyorum. 231
Hayat, doğru cevapları olmayan bir sınav. 233
İnsan dostunu, düşmanından daha zor affediyor. 251
..insanları etkilemek için akılcılığı bir kenara bırakıp daha aşağı düzeydeki becerileri kullanırsak, elimize geçenin daha ucuz ve daha aşağı düzeyde bir insan olacağıdır. 259
Kayalığa yapışan bir midyenin direnme gücü var onda.. 273
Belki benim öğrencilerim henüz dünyaya gelmediler. Benim günlerim yarından sonraki günler. Bazı filozoflar ölümlerinden sonra doğarlar! 302

Oca 27

Aşıklar – Vendela Vida

Kitap Özet

Kadınlar ve Erkekler, Anneler ve Çocukları Arasındaki Aşkı Anlatan Çarpıcı Bir Roman…

Yirmi sekiz yıl önce, Peter ve Yvonne balaylarını Türkiye’nin güzel sahil kasabası Datça’da geçirmişlerdir. Yvonne artık iki yetişkin çocuğu olan bir duldur. Hem kum ve güneşin tadını çıkarmayı, hem de eski mutlu günlerinin anılarında kaybolmayı umarak Datça’ya gelir. Fakat Türkiye’de bir hafta boyunca dinlenmeyi planlarken işler karışıverir. Hatıraları onu teselli etmek yerine üzmeye başlar. Tuttuğu yazlık evin sahibi ile gizemli karısı, evin içinde ve dışında sürekli karşısına çıkan beklenmedik misafirler oluverirler.

Anılarının ağırlığıyla kuşatılan ve çevreye umulmadık bir biçimde yabancılaşan Yvonne, Ahmet’le kurduğu yeni dostluğa sığınır. Ahmet, hayatını deniz kabukları toplayarak kazanan bir çocuktur. Yvonne, Ahmet’in rehberliğinde, kendi yetişkin çocuklarının yaşamlarına dair yeni bir bakış açısı kazanır ve nihayet Türkiye kumsallarının huzurlu ritmi ile ışıltılı denizinin tadını çıkarmaya başlar. Ancak karşısına beklenmedik sürprizler çıkacaktır…

“Âşıklar, sizi ustalıklı bir hipnozla denize sürüklüyor. Kederden, yapış yapış, kumlu ayrıntılardan ve özellikle de ne kadar derinden hissettiğimin bilincinde olmadığım kadın farkındalığının mükemmel anlatımından çok etkilendim. Son sayfayı gözyaşları içinde iç geçirerek okudum.”

-Mirandanda July-

“Seyahatin bizleri asıl başlamamız gereken noktaya geri döndürüşü üzerine incelikli ve akıllardan çıkmayacak bir roman. Bu romanı iki günde okudum ve ikinci gece rüyalarıma girdi.”

-Francine Prose-

“Acının felcinden kaçmaya çalışan bir kadının portresi. Vida, bizi hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı ve aşk ile ölümün kaçınılmaz biçimde birleştiği bir dünyaya sürüklüyor. Bu güzel ve sürükleyici roman, bir kadının, kocasının ölümünden sonraki yaşamını müthiş bir keskinlikle betimliyor. Okurken duyulan büyük haz, Vendela Vida’nın eşsiz romancılık yeteneğinin bir kanıtı.”

-Julie Orringer-

“Muhteşem. Keder ve aşk üzerine ustalıklı bir eser. Âşıklar, yeteneğinin zirvesindeki usta bir yazarın müthiş romanı.”

-Stephen Elliott-

Oca 26

Padişah Anaları Ve 600 Yıl Bizi Yöneten Devşirmeler – Ali Kemal Meram
Kitap Özet

I Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi: Leh Yahudisi Helga

II. Selim’in annesi: Rus kızı Roksalan

III. Murat’ın annesi: Yahudi Raşel

III. Mehmet’in annesi: Venedikli Bafo

I. Ahmet’in annesi: Yunanlı HelenI. Mustafa’nın annesi: İspanyol Violetla

II. Osman’ın annesi: Evdoksiya

Evet, liste böylece uzayıp gidiyor. Yazar, girişte kitabının belgelere dayandığı ve içindeki bazı konuların şimdiye kadar açıklanmadığı yazıyor. Katılır ya da katılmazsınız. Ama Osmanlı dönemini bir de farklı gözden okumak ilginç olabilir.

-Mürşit Balabanlılar-, Tempo

“Binlerce Osmanlı tarihi yazıldı şimdiye kadar. Yüzlercesi de Batı ve Doğu dünyasında yazıldı. Ne var ki, bunların içinde yalnız birkaçı, gerçeklerin pek azına şöyle bir değinip geçti.

Hiçbiri, Osmanoğulları’nın ve meydana getirdikleri hanedanın soy kökenine, kurdukları devletin akıl durduran, bir benzeri görülmedik çarpık düzenine değinmedi.

Anadolu’da kurulmuş Türk devletlerini tek tek ortadan kaldırarak tutsak aldıkları milyonlarca Türk’ü yüzyıllar boyu yağma ve talan savaşlarına sürüp onların kanları ve canları karşılığında çul çadırdan mermer saraylara kavuştuklarını açıklamadıkları gibi, özellikle “Fatih” diye anılan 2. Mehmet’in başlattığı Türk düşmanlığının 477 yıl sürdürüldüğünü açıklayan olmadı.

Türk soyundan gelen tek bir kişinin bile 477 yıl süresince, devlet yönetiminde yer almasına izin verilmediği açıklanmadı.

Batana dek devlet yönetiminin satın alınmış, tutsak edilmiş dönme ve devşirme Hıristiyanlardan oluştuğunu hep gizlediler. Onları yalnız övdüler, yücelttiler. Eşsiz birer kahraman, benzersiz bilge kişiler olarak nitelediler. Özellikle, gerçekleri yansıtmamakta direnen okul kitapları ile Türk insanını kandırdılar.

Ben bu belgeselde, şimdiye kadar gizlenen gerçekleri apaçık yazdım. Bir Türk yazar olarak ulusal görevimi yerine getirdiğime inanıyor ve Atatürk’ün ölümsüz ruhuna adıyorum.”

« Previous Entries