Ağu 31

Zeliş Özeti NECATİ CUMALI
1. ROMANIN KONUSU:

Zeliş adlı köylü kızının Cemal adlı bir delikanlıya duyduğu aşk, babasının cehaleti yüzünden çektiği acılar ve zavallının anlayışsız insanlarla geçen anıları anlatmaktadır.

2. ROMANIN ÖZETİ:

Zeliş, geçimlerini tütüncülük ile sağlayan bir ailenin kızıdır. Zeliş, bir gün, evde otururken, keçiler urganını koparır ve biraz uzakta oturan komşularının tarlasının bir bölümüne zarar verir. Zeliş keçisinin kaçtığını anlar ve etrafta onu arar. Keçilerinin girdiği tarlada Cemal isimli bir genç ile tanışır. Birbirlerinden etkilenirler. Sürekli birbirlerini düşünmekten kendilerini alıkoyamazlar. Fakat Zeliş’in babası Recep, Zeliş’i arkadaşı Bekir ile evlendirmeye söz vermiştir. Aslında Bekir’e borçludur ve bu yüzden Zeliş’i Bekir’e vermek istemektedir. Zeliş ise bu olyların farkında değildir.

O yöredeki halkın bir araya gelip eğlendikleri bir gece Zeliş ile Cemal sürekli gözgöze geldiler ve birbirleri ile konuşabilmek için kendilerinde cesaret aradılar. Daha sonra kendilerini toparladılar ve kalabalıktan ayrılıp kimsenin olmadığı bir yerde bir araya geldiler. Recep ise Zeliş’i bir an önce Bekir ile evlendirmeyi planlamaktadır. O yörede yaşayan Yaşar adlı bir genç Zeliş ile Cemalin birbirlerni sevdiğini fark eder. Onları ayırabilmek için ortalığa bir çok dedikodu yayar. Bekir ise söylentilere oldukça kızmıştır. Zeliş’in ona karşı davranışları ise söylentileri doğrulamaktadır.

Cemal ile Zeliş köydeki dedikodular yüzünden aileleri tarafından sıkıştırılmışlardır. Bu yüzden de mektuplaşmaya başlarlar. Bir süre sonra Cemal’in Zeliş’i kaçıracağı dedikodusu bütün yöreyi sardı. Bu sırada o yörede sevilmeyen Fehmi Has isimli birisi ve Yaşar, Bekir’i Zeliş’i kaçırmak konusunda ikna ettiler. Zeliş’im babası kaçırma işinin kendisinin göremeyeceği bir yerde gerçekleşirse bu olaya göz yumacağını söyler. Böylece babası da kızının kaçırılmasına izin verdi dedirtmeyecekti.

Bekir ve arkadaşları bu planı kurarak araba bulmuşlardı. Zeliş’i kaçırmak için evden uzaklaşmasını bekliyorlardı. Zeliş’in kardeşi Rabiya ise arabayı görmüş, koşturarak kaçırılacağını ablasına haber vermişti. Zeliş ise evden çıkıp doğruca Cemal’in evine koşmaya başladı. Cemali bir an önce bulup kaçmaları gerekiyordu. Cemal, Zeliş’in koşturarak geldiğini görmüş ve durumu anlamıştı. Cemal Zeliş’in kolundan tutup dağlara doğru kaçmaya başladılar. Gözden kaybolduklarında akşam olmuştu. Cemal geceyi geçirebilmek için bir tanıdık bulması gerektiğine karar verdi. Geceyi askerde olan çocukluk arkadaşının evinde geçirmeye karar verdiler. Bekir ve arkadaşları Cemal hakkında suç duyurusunda bulundular. Cemal’in bu işi babası ile planladığını ve Cemal ile babasının kızı birlikte kaçırdıklarını söylediler. Böylece Cemal’in babasını hapse attırıp Cemal’i ortaya çıkarmayı planlıyorlardı. Fakat olaylar onların istediği gibi gitmedi. Cemal’in babası onu çok seven bir arkadaşı sayesinde hapisten çıkarıldı.

Zeliş ile Cemal ise zengin bir çiftçinin yanında çalışmaya başladılar. Onlara işveren bu adam bir süre sonra onların evden kaçtıklarını anlar ve onları jandarmaya ihbar eder. Jandarma Cemal’i tutuklar ve hapse atar.

Cemal’in duruşmasında Zeliş, Bekir ve arkadaşlarının bütün yaptıklarını anlatır. Bu olaylara seyirci olan iki ailenin tanıdıkları Recep’i şikayetini geri çekmesi için ikna ederler. Böylece Cemal kurtuldu ve Zeliş ile evlendiler.

3. ROMANIN ANAFİKRİ:

İnsanlar çocuklarını istemedikleri biri ile evlendirmeye zorlamamalı, onların isteklerine kulak vermelidir. Birbirlerini seven iki genci kimse ayırmamalıdır.

Hiçbir zaman sürü psikolojisiyle bir yere takılıp gitmemeliyiz. Yaptığımız her hareketi, söyleyeceğimiz her sözü inceden inceye düşünmeliyiz.

3. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:

ZELİŞ: 16-17 yaşlarında oldukça iyi kalpli, çalışmayı seven, kimseden korkmayan genç bir kız.

CEMAL: Zeliş’in sevdiği delikanlı.

RECEP: Zeliş’in babası. Recep, Zeliş’i kendi menfaatleri doğrultusunda evlendirmeye çalıştığı için anlayışşız bir baba rolündedir.

FEHMİ HAS: Çevresinde sevilmeyen, içkici ve kumarbaz bir insan .

YAŞAR: Zeliş’e aşık olan bir delikanlı. Zeliş ile Cemal’i birbirinden ayırmaya çalışan kötü bir insan karakterini canlandırmaktadır.

4. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Kitapta aşık olan iki gencin birbirlerine duydukları sevgi çok güzel bir şekilde anlatılmıştır. Yaşanılan olaylar oldukça sade ve anlaşılır biçimde anlatılmıştır. Duygusallıktan hoşlanan arkadaşlarıma okumalarını tavsiye ederim.

5. ROMANIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

Necati Cumalı ,1921 Yunanistan doğumludur.Şair,öykücü ve oyun yazarıdır.Ürün verdiği türlerin hepsinde başarı göstermiştir.Oyunları en çok sahnelenen Türk yazarlarından birisidir.Ortaöğretimini İzmir Atatürk Lisesi ,yüksek öğretimini Ankara Hukuk Fakültesinde tamamladı.Milli Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğ’ünde çalıştı.İzmir ve Urla’da avukatlık ,ardından iki yıl Paris Basın Ataşeliğin’de memurluk ve İstanbul Radyosu’nda redaktörlük yaptı.

Sevgi, sevinç, özlem gibi bireyin güncel kaygılarıyla birlikte, çağın toplumsal sorunlarını da ele aldı. Necati Cumalı roman ve öykülerinde özellikle Ege yöresindeki kasaba ve kırsal kesim insanlarının sorunlarını işledi.Tütün zamanı, Zeliş, Yağmurlar ve Topraklar, Acı Tütün ,Ay Büyürken Uyuyamam, Yağmurlu Deniz, Tufandan Önce önemli yapıtlarıdır.
__________________

Ağu 31

YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU
Yakup Kadri Karaosmanoğlu (1889-1974)

27 Mart 1889′da Kahire’de doğdu, 13 Aralık 1974′te Ankara’da öldü. Yazar, diplomat, politikacı. Karaosmanoğulları’ndan Abdülkadir Bey ile İkbal Hanım’ın oğlu. Yazar Burhan Asaf Belge’nin eniştesi. Yazar Murat Belge’nin eniştesi. İlköğrenimine ailesiyle birlikte 6 yaşındayken gittiği Manisa’da başladı. 1903′te İzmir İdadisi’ne girdi. [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], Şahabeddin Süleyman ve Baha Tevfik ile burada tanıştı. Babasının ölümünden sonra 1905′te annesiyle birlikte Mısır’a gitti. Öğrenimini İskenderiye’deki bir [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] okulunda tamamladı. 2′nci Meşrutiyet’in ilanından kısa bir süre önce İstanbul’da geldi. 1908′de başladığı İstanbul Hukuk Mektebi’ni bitirmedi. 1909′da Şehabettin Süleyman aracılığıyla [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]na katıldı. Muhit, Şiir ve Tefekkür, [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], Rübab, Türk Yurdu, Peyam-ı Edebi, Yeni Mecmua, İkdam gibi dergi ve [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]de yazıları yayınlandı. 1916′da tedavi olmak için gittiği İsviçre’de üç yıl kaldı. Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı’nı destekledi. 1921′de Ankara’ya çağrıldı. “Tetkik-i Mezalim” komisyonundaki görevi nedeniyle Kütahya, Simav, Gediz, Sakarya yörelerini dolaştı. Cumhuriyet’in ilanından sonra 1923′te Mardin, 1931′de Manisa milletvekili oldu. Burhan Asaf Belge’nin kızkardaşi Leman Hanım’la evlendi. 1932′de [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte “Kadro” dergisini kurdu. 1934′te dergi kapatıldı. Tiran elçiliğine atandı. 1935′te Prag, 1939′da La Hay, 1942′de Bern, 1949′da Tahran ve 1951′de yine Bern elçiliklerine getirildi. 27 Mayıs 1960′tan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. Siyasal hayatının son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa milletvekilliği oldu. Ulus gazetesinin başyazarlığını yaptı. Anadolu Ajansı’nın Yönetim Kurulu Başkanı’ydı. Ölümünden sonra Beşiktaş’ta Yahya Efendi Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Çocukluktan başlayarak babasının zengin kütüphanesinden yararlanıp okuma zevki edindi. Mısır’daki günlerinde bu zevki geliştirdi. Yazarlığa Ümit, [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], Resimli Kitap gibi dergilerde başladı.[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]‘in “sanat kişiseldir” görüşünü paylaştığı ve “sanat için sanat” yaptığı bu ilk döneminde “Nirvana” adlı bir oyun, [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], şiirler ve [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] yazdı. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında ülkenin içinde bulunduğu zor koşullar, sanat anlayışını değiştirmesine yol açtı. Sanatın toplumsal işlevine de ağırlık vermeye başladı. Bu ikinci dönem eserlerinde önce Ömer Seyfettin ve arkadaşlarının dilde yenileşme çabalarına karşı çıktı. Sonra [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]‘in de etkisiyle Yeni Lisan ve [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] akımını benimsedi. Daha çok [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]cı yönüyle ön plana çıktı. Bu türün [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]ımızdaki önemli temsilcilerinden biri oldu. Yazarlık yaşamı boyunca [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] özelliklerine de sıkı sıkıya bağlı kaldı. [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...], Flaubert ve Zola’dan etkilendi.
Eserlerinde belli tarihsel dönemleri ele aldı.
Kiralık Konak: I. Dünya Savaşı öncesinin,
Hüküm Gecesi: II. Meşrutiyet’in,
Sodom ve Gomore: Mütareke döneminin,
Yaban:Kurtuluş Savaşı yıllarının,
Ankara :Cumhuriyet’in ilk on yılının,
Bir Sürgün: 2′nci Abdülhamid döneminin işlendiği romanlardır.
Panorama: 1923-1952 yıllarını kapsar.
1955′ten sonra da anıları dışında kitap yazmadı. Romanları arasında en ünlüleri Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban’dır. İlk romanı Nur Baba, 1922′de kitap olarak basılmadan önce gazetede yayınlandı.

ESERLERİ

ROMAN:
Kiralık Konak (1922)
Nur Baba (1922)
Hüküm Gecesi (1927)
Sodom ve Gomore (1928)
Yaban (1932)
Ankara (1934)
Bir Sürgün (1937)
Panaroma (2 cilt, 1953)
Hep O Şarkı (1956)
ÖYKÜ:
Bir Serencam (1914)
Rahmet (1923)
Milli Savaş Hikâyeleri (1947)
ŞİİR:
Erenlerin Bağından (1922)
Okun Ucundan (1940)
OYUN:
Nirvana (1909)
ANI:
Zoraki Diplomat (1955)
Anamın Kitabı (1957)
Vatan Yolunda (1958)
Politikada 45 Yıl (1968)
Gençlik ve Edebiyat Hatıraları (1969)
MONOGRAFİ:
Ahmet Haşim (1934)
Atatürk (1946)
MAKALE:
İzmir’den Bursa’ya (1922, Halide Edip, Falih Rıfkı Atay ve Mehmet Asım Us ile birlikte)
Kadınlık ve Kadınlarımız (1923)
Seçme Yazılar (1928)
Ergenekon (iki cilt, 1929)
Alp Dağları’ndan ve Miss Chalfrin’in Albümünden (1942)

Ağu 31


ESERİN KONUSU:

Halide Edip Adıvar’ın 1. Dünya Savaşı sonrasından cumhuriyetin ilan edilinceye kadar yaşadığı anıları anlatılmaktadır.

ESERİN ÖZETİ:

30 Ekim 1918’de İngilizler’in İstanbul’u işgal etmesiyle Türk insanının durumu yorgun, şaşkın ve canından bıkkın bir haldeydi. Yıllarca süren savaştan, sefaletten sonra bir de yurdumuzun işgal edilmesi, yani özgürlüğümüzün elimizden alınmak üzere olması Türk insanını bu hale getirmişti. İstanbul’da yaşayan, çoğunluğunu genç subayların oluşturduğu milliyetçiler, gizli dernekler kurup İtilaf Devletleri’nin toplattığı silahları Anadolu’ya kaçırmaya çalışıyor, bir yandan da memleket için kurtuluş yolları arıyorlardı. Halide Edip, bu derneklerin başkanlarına yakın biri olarak, milliyetçilerin bir araya gelip toplantı yapmak için ne büyük zahmete katlandıklarını bizzat yaşamıştır. Halk ise gazeteler sansür altında olduğundan, olan bitenden habersiz, padişahın İngilizler’le kurduğu yakınlıktan ve İngilizler’in medeni bir devlet olmasından dolayı Anadolu’yu Osmanlı Türklerine bırakacaklarını sanıyordu. Bizi savaşa sokan ittihatçıların çoğu Meclis-i Mebusan’da vekildi ve halk bunlara tepki duyuyordu. Bunu fırsat bilen Tevfik Paşa meclisi kapatmıştı. 15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’i işgalinden sonra İngilizler Anadolu’ya giden bütün yolları tutmuşlar, tenha yolları da Osmanlı içindeki Hristiyan çetelerine tutturmuşlardı. Dernekler faaliyetlerine devam edemez olmuş, Halide Edip gibi milliyetçi kişiler hakkında idam kararları çıkarılmaya başlanmıştı. Özellikle Halide Edip’in Sultanahmet mitinginde söylediği “…hükümetler düşmanımız, milletler dostumuz ve kalbimizdeki haklı isyan kuvvetimizdir.” sözü şimşekleri kendi üzerine çekmişti. Daha fazla İstanbul’da kalamayan milliyetçiler Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmasıyla Anadolu’ya kaçmaya başlamışlardır. Bu kaçış ikişer üçer kişilik gruplar halinde ve çok tehlikeliydi. Düzenli olarak silah kaçıran ve milliyetçilerin güvenliğini sağlayan, İzmit’teki ve Adapazarın’daki en kalabalığı 80 kişiden oluşan çetelerdi. Bu çeteler, geceleri milliyetçileri köylerde ağırlıyor, yağmur, çamur, yorgunluk gibi zor şartları hiçe sayıyorlardı. 11 gün süren yolculuğun ardından Ankara Garı’nda Mustafa Kemal ve halk tarafından karşılanan Dr. Adnan ve Halide, o gün bir eve yerleşir ve hemen ertesi gün eski Ziraat akültesi binasında olan karargahta çalışmaya başlarlar. Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi’nden sonra yeni bir meclis kurulması zorunluluğu gündeme gelmişti. Mustafa Kemal her ilden ikişer milletvekili seçilip Ankara’ya gönderilmesini talep eder. 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi kurulur ve Mustafa Kemal meclis başkanı seçilir.

Bu olaya muhalefet olan Hilafet yanlılarının kurduğu ordu, meclisin kapanması için Ankara’ya doğru yürüyüşe geçer. Bu isyanı bastırabilecek bir tek bu çeteler vardı. Mustafa Kemal bunları durdurmak için Çerkez Ethem’i görevlendirdi. İzmit’te gerçekleşen bu kuvvetlerin çarpışmasından Çerkez Ethem galip geldi. Bu galibiyet çetelerin itibarını artırdı. Ali Fuat Paşa bile üniformasını çıkarıp dağlara çıkmıştı. Çeteler büyük bir kuvvet olmalarına rağmen ordunun himayesine girmeyi reddediyorlardı. İhtiyaçlarını da halktan zorla karşıladıkları için de sürekli sorun yaratıyorlardı.

İlk iş olan düzenli ordunun kurulması, Aralık ayının sonlarına doğru, büyük kavgalarla gerçekleştirildi. Ethem’in 3 bin kişilik ordusu, 100 makineli tüfeği ayrıca 4 topu vardı. Bu gücüne güvenerek meclise; faaliyetlerinin durdurmasını, halkı yeniden savaşa sokmamasını, İstanbul hükümetiyle işbirliği yapmasını söyleyen bir ültimatom gönderdi. Yunanlılar Bursa’ya yürümeye başlamıştı ama Ethem’le Albay Refet, yani kardeşler savaşıyordu. Ethem düzenli odunun kuvvetlerine karşı koyamayıp kuvvetlerini geri çekmek zorunda kaldı. Ordumuzla 11 Ocak’ta (1.İnönü) Eskişehir’in batısında karşı karşıya gelen Yunanlılar Albay İsmet komutasında ağır bir yenilgiye uğradılar. Bundan dolayı, toplanan Londra Konferansı’na Ankara’dan da temsilcileri çağırdılar. Sevr’in bir benzeri olan bu konferanstan bir sonuç alınamamış ve Yunanlılar Afyaon’dan saldırıya geçmişlerdi. 31 Mart’ta (2.İnönü) yine bozguna uğratılan Yunanlılar geri çekilmek zorunda kaldılar.

Bu dönemde askerlere yardım amacıyla Hilal-i Ahmer (Kızılay) Hastahanesi’ne gönüllü olarak hastabakıcı olarak Eskişehir’de, cephe gerisindeki bir hastahanede çalışmaya başladı. Bu arada Yunanlılar boş durmuyor İzmir’I bir silah yığınağı haline çeviriyordu. Bunda İngilizlerin Yunanistan’a yaptığı silah ve maddi desteğin büyük payı vardır. Hazırlıklarını tamalayan Yunanlılar bizim 4 katıumız kadar bir kuvvetle, 9 Haziranda saldırıya geçtiler. Bu saldırılara karşı koyamayan ordumuz, toparlanmak için Sakarya’nın doğusuna çekildi.

Bu geri çekilme mecliste büyük çalkantılara neden oldu. Yapılan oylamayla Mustafa Kemal başkomutan seçildi. Tekalif-I Milliye emirleri çıkartılıp ordumuzun ikmal işleri halk tarafından yapıldı. Ordunun kurulmasında en çok emeği geçen Refet Paşa durmadan çalışıyor, memleketin her tarafını arayıp, tarayıp gönüllü askerler topluyordu. Savaş başladığında 25.000 askerimiz vardı. Bunların 16.000’i şehit olmasına rağmen savaş sonunda 40.000 askerimiz vardı. 2 ay gibi kısa bir sürede hazırlıklarını tamamladı. İçindeki milli duygularla sürekli dürtülen Halide, silah altına girmeye karar verir. Mustafa Kemal’in karargahında çalışmaya başlar. Buradaki görevi, günlük zaiyat raporlarını tutmak ve yabancı gazeteleri takip edip, yabancı kamuoyunun savaşla ilgili düşüncelerini çevirip Mustafa Kemal’e iletmekti. Ordumuzun Yunanlılara göre sayısının az olmasından dolayı güzel bir savunma planı yapıldı. 25 Ağustos’ta çarpışmalar başladı. Fedakar Türk askerleri öleceklerini bilseler bile mevzilerini terk etmeyip çarpışırlar ve mevzilerimize Yunanlıları sokmazlar. Savaş 22 gün sürmüş ve dünyanın en uzun süren meydan muharebesi olmuştur. 19 Eylül’de başlayan yunan geri çekilişi 16 Eylül günü sonlanmıştı. Artık zafer bizimdi.

Mustafa Kemal’in sabahlara kadar çalıştığını yakından takip eden Halide ona “Savaş bitti. Artık dinlenmeye çekilme vaktiniz geldi.” dediğinde sert bir tepkiyle “Asıl savaş bundan sonra başlıyor.” cevabını almıştı.

22 Eylül’de Mudanya Mütarekesi imzalanmış resmi olarak savaş galibiyetimizle bitmişti. Yunanlılar kaçarken geçtikleri köyleri yakıp yıkmışlardı. Bu savaşta onbaşı rütbesi alan Halide’nin bir görevi daha vardı. Tetkik-i Mezalim Heyeti’nin başına geçmek ve Yunanlıların verdikleri zararları tespit etmek, Anadolu insanına ettiği işkenceleri kayıtlara geçirmekti. Çok acı olayların yaşandığı Anadolu köylerinde halkın yaşadıkları anlatmakla bitmez. Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU, Yusuf AKÇURA ve bir fotoğrafçının olduğu bu heyet çalışmalarını bitirdikten sonra Ankara’ya döner. Döndüğünde, asker üniforması giyen küçük çocuklar, Halide’nin dikkatini çeker. Bunların neci olduklarını yanındaki yüzbaşıya sorar. Bunlar Kazım Karabekir Paşa’nın evlat edindiği, yaşları 6 ile 14 arasında değişen, ailelei savaşta ölmüş, 2 bin kadar yetim Türk çocuğu idi. Bu örnek davranışından dolayı Kazım Paşa’yı ziyaret edip tebrik eder.

Halide Edip yurdumuzun düşmanlardan temizlenmesinden duyduğu huzurla eşyalarını toplayıp İstanbul’a, çocuklarının yanına, doğup büyüdüğü eve döndüğünde Mahmure ablasıyla çocukluk günlerinde olduğu gibi kucaklaşır.

ESERİN ANAFİKRİ:

Her konuda risk almaktan korkup kaçmamalıyız. Eğer Mustafa Kemal kendi

hakkında çıkarılan idam cezasından korkup bir kenara çekilseydi, bugün, bu ülkede yaşamıyor olacaktık.

Hiçbir zaman sürü psikolojisiyle bir yere takılıp gitmemeliyiz. Yaptığımız her hareketi, söyleyeceğimiz her sözü inceden inceye düşünmeliyiz.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:

HALİDE EDİP ADIVAR: Kısa boylu, ingilizce ve fransızca bilen, tanştığı insanlarla çabuk kaynaşan, etkili konuşmalar yapabilen vatansever bir kadın, hastabakıcı, gazeteci, yazar, asker, çevirmen.

ADNAN ADIVAR: Çalışkan, insanlar arasındaki fikir uyuşmazlıklarını gideren, yüreği vatan sevgisiyle dolu bir doktor. Sağlık Bakanlığı ve Meclis İkinci Başkanlığı yapmıştır.

Mahmure: Hlide Edip’in evinde çalışan, ayrıca ona arkadaşlık eden bir mürebbiye.

ESER HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Kitap, ülkemizin kuruluş yıllarında çektiği çileleri başarılı bir şekilde dile getirmiştir. Fakat yazarın uslübü günümüz Türkçesine göre biraz ağırdır. Cumhuriyetin 5 yıl öncesine kadar olan bölüme ait bilgi edinmek isteyen arkadaşlarıma okumalarını tavsiye ederim.

Ağu 31

Eski Hastalık
Reşat Nuri Güntekin

KİTABIN ADI : Eski Hastalık
KİTABIN YAZARI : Reşat Nuri Güntekin
KİTABIN YAYIN EVİ : İnkılâp Kitapevi
BASIM YILI : 1996

KİTABIN KONUSU
Farklı kültürler çerçevesinde yetişmiş iki insanın hayatlarını birleştirmeleri sonucunda meydana gelen mutsuz bir evlilik; aşk, tutku, sadakat ve vefa kavramları çevresinde dönen olaylar kitabın konusunu teşkil etmektedir.

KİTABIN ÖZETİ
Züleyha, küçük yaştan itibaren annesiyle birlikte İstanbul’da yaşayan bir kızdır. Batı kültürünün yaşam tarzında büyüyen ve eğitimini bu yabancı okullarda tamamlayan Züleyha’nın babası Ali Osman Bey, subay olup bu yıllarda Anadolu’nun düşman işgalinden kurtulması için Millî Mücadeleye katılır. Züleyha’nın İstanbul’da geçirdiği yıllar aynı zamanda İstanbul’un düşman işgali altında olduğu yıllardır. Bu sebeple batı kültürünün etkisi burada yaygın olarak görülmekte ve İstanbul sosyetesi de bu yaşam tarzına ayak uydurmaya çalışmaktadır. Züleyha, dayısı Şevki Bey’in tanınmış kişilerden olması sebebi ile bu yaşantıdan uzak değildir hatta bu yaşayış biçiminin yaygın olması için uğraş verenlerden birisidir. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra Millî Mücadele sona erer ve Ali Osman Bey, İstanbul’a geri döner.
Fakat burada kalıcı değildir ve görevi gereği Anadolu’ya geri dönmesi gerekmektedir. Bu sefer ailesinden ayrı kalmak istemeyen Ali Osman Bey, ailesinin de kendisiyle birlikte gelmesini ister. Züleyha, tahsilini bahane ederek bir süre İstanbul’da kalmayı başarır fakat ilerleyen zamanlarda babasının ısrarlarına daha fazla dayanama***** tahsilin yarım bırakır ve ailesinin yanına geri döner. Burasını kendisine bir zindan olarak gören Züleyha, bir süre kendisini odasına kapatır ve kimseyle konuşmaz. Yerli halka yaptığı kibirli tutumlarına ve onları hor görmesine rağmen buradaki insanların ona saygı gösterip samimî ve içten davranmalarına bir süre sonra alışır ve insan içine çıkmaya başlar. Baba sevgisine hasret olan Züleyha, artık vaktinin çoğunu babasıyla birlikte geçirmekte ve onun yaptığı kahramanlıkları, halkın onu ne kadar sevdiğini öğrenmekte ve babasıyla gurur duymaktadır. Bu süreç içimde babasının emir subaylığını yapmış olan ve babasının askerden ayrıldıktan sonra da görev yaptığı yerde yaşayan, buraların hatırı sayılır kişilerinden genç Yusuf ile tanışır.
Yusuf, Ali Osman Bey’e karşı gayet saygılı be savaş esnasında onunla omuz omuza çarpışmış Ali Osman Bey yaralandığında onu sırtında taşı***** hayatını kurtarmış olan bir gençtir. Babası erken yaşta vefat edince babasından kalan çiftlik ve tarlalara bakmak onun sorumluluğu altına girmiştir. Dürüst ve içten tavırlarıyla Züleyha’nın hemen ilgisini çeken bu genç, Ali Osman Bey’in kızı olduğu gerekçesiyle Züleyha ile aynı ortamda bulunmaktan dahi kaçınır. Bu zaman zarfında Züleyha’nın annesi vefat eder. Artık İstanbul’a dönme umudunu tamamen yitiren Züleyha’yı babası ile Yusuf’un annesi olan Nefise Hanım teselli eder. Özellikle Züleyha’yı kızı gibi gören Nefise Hanım, Züleyha için bir dayanak olmuştur. Uzunca bir müddet kendine gelemeyen Züleyha’nın içinde bulunduğu bu psikolojik durum sona erince kendisini dünyadaki hiçbir şeyin mutlu edemeyeceğini her şeyin aslında boş olduğunu düşünmeye başlar. Daha sonra babasının da isteği üzerine Yusuf ile evlenir.
Farklı dünyaların temsilcileri olan Yusuf ile Züleyha’nın evliliği Züleyha’nın farklı tutum ve yaklaşımları sebebi ile çekilmez bir hâl alır. Züleyha’nın amacı; kendince modern çağın gereklerine göre kocasının davranışlarını değiştirmektir. Fakat bunu yaparken kalp kırıcı hırçın e söz dinlemeyen tavırlarını ortaya koymakta, eş durumundaki insanların samimiyetini asla göstermemektedir. Varlıklı bir ailenin oğlu olan Yusuf ise, hükmetmeye alışmış modern öğretim hayatına rağmen bu yaşam tarzını benimsememiş, dürüstlük ve sadakat kavramlarından asla taviz vermeyen bir şahıstır. Karısının bu tutum ve davranışlarına bir anlam veremeyen fakat ona karşı olan saygısından sesini çıkarmayan Yusuf aslında eşini çok sevmekte fakat bu sevginin karşılığını göremediği için yakınmaktadır. Züleyha, yaptığı evliliğin sadece bir mantık evliliği, aşk, sevgi gibi kavramların ise romantik edebiyattan kalma eski bir hastalık olduğunu düşünmekte ve davranışlarını da bu çerçeve içinde sürdürmektedir.
Bu sıralarda Ali Osman Bey de vefat etmiş ve Züleyha’yı kocasından başka burada tutacak hiçbir bağ kalmamıştır. Kocası ile yaptığı bir tartışmada evliliklerinin zaten böyle devam edemeyeceğini ve boşanmak istediğini belirtir. Bunun üzerine mahkemeye başvurulur. Mahkeme, boşama belgesinin bir yıl sonra verileceğini aralarındaki bu durumun bir yıl daha devam edeceğini ilan eder. Bu karar üzerine tekrar İstanbul’a dönen Züleyha, dayısı Şevket Bey’in de teşviki ile eski hızlı yaşantısına geri döner. Bir gece yabancı bir erkekle geçirdiği trafik kazasını yaralı olarak atlatan Züleyha’nın bu durumu gazetelere birinci sayfadan girer ve tüm İstanbul sosyetesi bu durumu konuşur. Dayısı tanınmış bir şahsiyet olduğundan bu skandalın kendisinin itibarını sarsacağından korkarak apar topar İzmir’e yerleşir. Bu esnada Züleyha hala hastahanede kalmakta ve içinde bulunduğu bu utanç verici durumdan nasıl kurtulacağını bir daha arkadaşlarının yüzüne nasıl bakacağını düşünür. Tüm bunların yanı sıra artık İstanbul’da kimsesi de kalmamıştır.
Züleyha, hastaneden kendisini birisinin almaya geldiğini öğrendiğinde şaşırır. Hatta bu kişinin Yusuf olduğunu öğrenince küçük bir şok geçirir. Artık eş durumunda olmamalarına rağmen Yusuf, İstanbul’a gelerek Züleyha’yı hastahaneden alır ve özel bir vapurla Gölyüzü’ne geri dönmek için yolculuğa çıkarlar. Yolculuk esnasında Yusuf, Züleyha’nın rahat etmesi için elinden gelen her şeyi yapar. Hatta yol üzerindeki tüm sahil kasabalarına uğra***** Züleyha’ya buraları gezdirir. Bu vapur yolculuğunda evli oldukları zamanlara göre daha bir mutlu ve anlaşma içinde görünen Züleyha ile Yusuf arasında her ikisinin de birbirinden saklamaya çalıştıkları bir yakınlaşma göze çarpar. Nihayetinde Gölyüzü’ne ulaşırlar ve burada Züleyha, Nefise Hanım tarafından sanki hiçbir şey olmamış gibi karşılanır. Bu durum Züleyha’nın dikkatinden kaçmaz ama Nefise Hanım’dan bu olay karşısında utandığı için hiçbir şey diyemez. Ardan birkaç ay geçtikten sonra Yusuf elinde mahkeme kararı ile eve döner. Kararda verilen bir yıllık müddetin dolduğu artık tamamen özgür iki insan oldukları ve bununla birlikte Yusuf’un bir miktar nafaka ödemesi gerektiği belirtilmektedir. Züleyha, bu kararı duyunca artık burada duramayacağına karar verir ve İstanbul’a geri dönmek ister. İstasyonda kendisini İstanbul’a götürecek olan treni beklerken Yusuf’a kendisini niçin hastahaneden aldığını bunca rezilliği temizlemek için uğraştığını ve tüm bunlara kendisine yüz vermeyen birisi için neden katlandığını sorar. Yusuf ise tüm bunları yapmasının tek sebebinin Ali Osman Bey’in adının lekelenmesine gönlünün razı olmadığını, yaptığı her şeyin Ali Osman Bey’e karşı duyduğu saygıdan dolayı olduğunu belirtir. Bunun üzerine Züleyha gözyaşları içinde trenine biner ve yola koyulur.

KİTABIN ANA FİKRİ
İnsan ilişkilerindeki en önemli husus karşılıklı sevgi ve saygıdır. Tüm bunların ötesinde eğer ilişki içinde bulunduğumuz kişi hayat arkadaşımız ise bu bağların daha da kuvvetlendirmemiz ve bunların yanı sıra aşk, sadakat ve vefa kavramlarını da benimsememiz gerekir.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
OLAYLAR
Kitaptaki olaylar çok iyi kurgulanmakla beraber yapılan tasvirlerle daha da kuvvetlendirilmiş, olayda gerçek dışı diye nitelendirebileceğimiz hiçbir öğeye yer verilmemiştir. Olaylar abartısız olarak anlatılmıştır.
KİŞİLER
ZÜLEYHA: Çevresindeki kişilerden ve olaylardan kolaylıkla etkilenebilen, yabancı okullarda aldığı eğitim sebebiyle bu yaşam tarzını benimsemiş birisidir. Bu özelliğini kullanarak insanlar üzerinde otorite kurmaya çalışır ve yersiz gururu nedeniyle karşılıklı ilişkilerde başarısızdır.
YUSUF: Avrupa’da bir süre yaşamasına rağmen bu yaşam tarzını benimsemeyen ve Millî Mücadele yıllarında özellikle Fransızlara karşı Ali Osman Bey ile birlikte çarpışan bir gençtir. Ali Osman Bey’i çok sever ve onu babası yerine görür. Gelenek ve âdetlerine oldukça bağlı olan Yusuf, Züleyha’yı çok sever fakat bu sevgisinin karşılığını göremediğinden sadece Ali Osman Bey’e duyduğu saygıdan dolayı kızını bu utanç verici durumdan kurtarır.

ALİ OSMAN BEY: Memleketini ve insanları çok seven buna karşılık halkın saygısını kazanmış bir komutandır. Savaş esnasında ailesiyle birlikte olamaz fakat savaştan sonra ailesini bir arada tutmak ister. Kızı Züleyha’nın modernleşmek görüntüsü altında insani duygulardan uzaklaşmasına engel olmak ister.

KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Kitap konusu ve olayları itibarıyla oldukça sürükleyici, bilgilendirici ve düşündürürcü olup Reşat Nuri GÜNTEKİN’in ustaca kaleme aldığı bir eser niteliğindedir. Bütün arkadaşlarıma tavsiye ederim.

KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ
Reşat Nuri GÜNTEKİN, 1889’da İstanbul’da doğdu. Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Liselerde öğretmenlik, müdürlük, Millî Eğitim Müfettişliği, Paris Kültür Ataşeliği yaptı. UNESCO’da Türkiye’yi temsil etti. Romanları, hikâyeleri, tiyatro eserlerinin yanı sıra çeşitli çevirileri de vardır.

Ağu 31

Füreya
Ayşe Kulin

KİTABIN ADI : FÜREYA
KİTABIN YAZARI : AYŞE KULİN
YAYINEVİ VE ADRESİ : REMZİ
BASIM YILI : 2000

KİTABIN KONUSU
Cumhuriyet döneminin ünlü seramik sanatçısının hayatı anlatılıyor.

KİTABIN ÖZETİ
Şakir Paşanın ikinci evliliğinden olan Füreya zengin bir ailenin şımarık bir kızıdır ve mutlu bir hayat sürmektedir.Konakta dedesinden miras kalan
Kalabalık bir ailede büyümektedir.Bir kaza sonucu büyük babasını vuran büyük dayısı ailenin perişan olmasına olmasına sebep olmuş,ayrıca savaşın başlaması bu perişanlığı artırmıştır.Aile maddi bakımdan çok büyük bir sıkıntıya girmiş,bunun yanında konağı satıp İstanbul’daki evlerine taşınmak zorunda kalmıştır.
Savaşın çıktığı sıralar Mustafa Kemal İstanbul’da kalarak önemli işler başarmaya imkan olmayacağını anlamıştı.Atatürk silah arkadaşlarının evinde toplantı yaparak fikir alış verişinde bulunuyordu.Atatürk Füreya’nın babasının evinde yaptığı gizli toplantılar esnasında Füreya’yla tanışır.Daha sonra babası Atatürk’ün yanında savaşır ve daha sonra ordu komutanı olarak atanır.Bir süre sonra Atatürk Hakkiye hanımın yakın arkadaşı Latife hanımla evlendi ve ertesi gün Füreya’ların evine geldiklerinde defterine şunları yazdı:’Görüyorum ki çok çalışkan bir insansınız.Millet sizden çok şey bekliyor.Siz çalışıp birşeyler vermelisiniz memlekete.’Füreya defterini kutsal bir emanet gibi gögsünün üzerine bastırıp odasına çıktı.
Erken yaşta evlenen Füreya ,eşinin kötü davranışları yüzünden çocuğunu kaybederek bunalıma girer.Tedavi ile bunalımı atlatan Füreya ilk evliliğini bitirir.
İkinci evliliğini, Atatürk’ün çok yakın arkadaşlarından olan Kılıç Ali ile ailesinin itirazlarına rağmen gerçekleştirir.Kılıç Ali yaşca kendisinden büyük olduğundan bu evlilik onları protokol içerisine sokar.Atatürk’ün vefatı kocasın derinden etkiler.
Eşini motive etmek için büyük bir çaba gösteren Füreya, verem teşhisi ile hastahaneye yatırılır.Adadaki evde bir yıla yakın süre tedavi amaçlı kalır.Hastalığın ilerlemeye başlaması üzerine İsviçre’deki bir hastaneye yatar.Tedavi devam ederken ressam olan teyzesi Fahrünissa’nın yönlendirmesi ile kendisini seramiğin içerisinde bulur.Önceleri çamur ile olaya başlar.
Tedavi için Fransa’ya gönderildiğinde seramik ile iç içe olur.Bir sergi açar,artık o ünlü bir seramik sanatçısıdır.TC’nin ilk bayan seramik sanatçısı olur.Hayatının devam eden günlerinde hem hastalığı ile hem de seramik ile uğraşır.Dünya çapında ödüller,burslar alır.
Çok tehlikeli bir ameliyatla hasta ciğerlerinden birini aldırır.Erkek kardeşinin kızı olan Sara’yı gelinlerinin itirazına rağmen evlat edinir.Çocuklara duyduğu özlemi onunla gidermeye çalışır.Füreya da yurdun çeşitli yerlerinde ölümsüz sanat eserleri yaratır.
Bundan sonraki yaşantısı tamamen sanata ve seramiğe yönelik olur.Seramik adına Türkiye’deki bir çok ilki gerçekleştirir ve daha sonra 87 yaşında vefat eder.

KİTABIN ANA FİKRİ
Sanatçıların hayatlarının normal insanların hayatlarından farklı olduğu, yaşamlarının mücadele,heyecan ve sevgi dolu olduğunu bize açıkca gösteriyor.Ayrıca bir Türk sanatçının yapabileceklerinin ne kadar fazla olduğu belirtiliyor.

OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
FÜREYA: Hayatının tamamını yakınını seramik sanatçılığına adamış, kurallara meydan okuyabilen, risk almayı seven, yapılmamışı yapmaya çalışan bir kişiliği vardır. Aynı zamanda ülkesine güzel hizmetlerde bulunmuş ve fiziksel olarak güzel ve çok alımlı bir yapıya sahiptir.
KILIÇ ALİ: Hayatının büyük bir bölümünü Atatürk’e adamış ve zamanla daha üst makamlara yükselmiş bir askerdir. Füreya ile aralarındaki yaş farkının fazla olmasına rağmen ve onu sevmiş ve saygı duymuştur. Fedakarlığı seven bir yapısı vardır. Olgun kişiliği etrafını etkilemesine yardımcı olmuştur.
FAHRÜNİSSA: Füreya’nın seramiğe başlamasına neden olan en önemli kişidir. Sevecen ve canlı olması etrafınca beğenilmesine neden olmuştur. Ömrü boyunca Füreya’nın yanında yer almıştır.
HAKKİYE HANIM: Annesi. Ailesi tarafından zorla evlendirilmiştir.

KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Bu kitap sadece Cumhuriyet Devrinin ilk kadın seramik sanatçısı olan Füreya’nın hayatını anlatmakla kalmıyor bununla beraber Osmanlının son dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarındaki olaylara tanıklık etmesi yönünden bize geniş bilgiler vererek aydınlanmamızı sağlıyor. Okuyacaklar için yararlı bir kitap olacağına inanıyorum.

YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ
Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı. Uzun yıllar televizyon, reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı, sanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı. Öykülerden oluşan ilk kitabı Güneşe Dön Yüzünü 1984 yılında yayınlandı. Bu kitaptaki “Gülizar” adlı öyküyü, Kırık Bebek adı ile senaryolaştırıldı ve bu sinema filmi 1986 yılının Kültür Bakanlığı Ödülü’nü kazandı. 1986’da sahne yapımcılığını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Ayaşlı ve Kiracıları adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneği’nin En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü’nü kazandı. 1996 yılında Münir Nureddin Selçuk’un yaşam öyküsünün anlatıldığı Bir Tatlı Huzur adlı kitabı yayınlandı. Aynı yıl, Foto Sabah Resimleri adıl öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü’nü, bir yıl sonra aynı adı taşıyan kitabı Sait Fait Hikâye Armağa’nı kazandı. 1997’de yayınlanan Adı; Aylin adlı biyografik romanı ile, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi. 1998 yılında Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı, 1999’da İletişim Fakültesi tarafından yılın romanı seçilmiş olan Sevdalinka ve 2000’de yine bir biyografik roman olan Füreya yayınlandı.

Ağu 18

Charles DİCKENS – İki Şehrin Hikayesi
ROMANIN ÖZETİ
1775 yılının Kasım ayının dondurucu bir gecesinde eski ve saygı duyulan Tellson bankasının temsilcisi Mr. Jervis Lorry, bir posta arabasıyla Dover şehrine gider. Orada son günler, Londra’dan geri dönmesi için ülkesine çağrılan Lucie Manette adında güzel bir Fransız ile buluşacaktır. Birlikte Paris’e giderler. Manette‘nin babası, Dr. Manette, Defarge’lerin meyhanesinin üstündeki küçük bir tavan arasında gizlenmektedir. Dr. Manette Bastille hapishanesindeki bir hücrede tek başına 18 yıl hapis tutulmuştur. Şimdi, ruhsal dengesi bozulduğundan İngiltere’ye mülteci olarak götürülecektir. Lorry ve Luci Manette’nin Paris gezisine Tellson bankasının Jerry Cruncher adında sadık, garip görünüşlü bir hizmetkârı da eşlik eder.
Defarge’lerin meyhanesi, Paris’teki ihtilalcilerin merkezidir. Eski rejimin baş düşmanı olan Defarge’ler tavan arasını Dr.Manette’ye vermişler ve Dr. Manette de hergün geçmişini hatırlamaya çalışmıştır. Bu arada Bn.Defarge ihtilâl geldiği zaman ortadan kaldırılmasını istediği bütün aristokratların adlarını içeren garip bir atkı örmektedir.
Lucie ve Jarvis Lorry’nin yaşlı Dr.Manette’yi Londra’ya getirmelerinden beş sene sonra, John Barsad adındaki bir adamın İngiltere aleyhine casusluk yapmakla itham ettiği Charles Darney adındaki bir Fransızca öğretmeninin yargılanmasında bulunurlar. Manette’ler beş sene önce Fransa’dan İngiltere’ye dönerlerken Darney’e vapurda rastladıklarını söylerler.Darney’i parlak bir avukat olan, Sydney Carton kurtarır. Carton sanığa o kadar benzer ki diğer avukat Mr. Stryver, sanığı “tanıyanlar”ın ifadelerini alt üst eder.
Yargılanmadan sonra, Darney ve Carton Manette’lerin mütevazi evlerini sık sık ziyaret ederler. Darney’in St.Evemonde’ler denen bencil Fransız aristokratlarının mirasçısı oldukları anlaşılır. Onlarala hiçbir alışverişte bulunmamaya karar veren Darney Londra’da yaşamaya karar vermiştir.
Parlak fakat istikrarsız biri olan Carton, Mr. Stryver’ın davalarının hazırlanmasıyla görevlendirilirse de çok defa sarhoş olduğundan duruşmalarda hazır bulunamaz.Her iki genç de Lucie ‘ye kur yaparlar.Darney’i seçtiği zaman Carton asil bir hareketle Lucie’nin seçtiği bir kimse için hayatını feda etmeye hazır olduğunu söyler.
Darney ve Lucie evlenirler. Fransa’da ihtilâl patlayıp, ihtilâlciler Bastille hapishanesini basarak mahkumları serbest bıraktıkları zaman, küçük kızları altıyaşındadır. Charles Darney’in amcası St.Evrémondé Markisinin kullandığı arabanın küçük bir çocuğu öldürmesi Fransız köylülerini öfkelendirmiştir. Çocuğun babası Markisi mahkemeye getiremeyince, yatağında öldürmüş ve bunun sonucunda da asılmıştır.

Bir gün İngiltere’deki yeni St.Evrémondé Markisine bir mektup gelir. Darney, mektuptan, ailesinin eski hizmetçisinin ihtilâlciler tarafından hapsedilir.Markis’e müdahale ederek kendini kurtarmasını rica eder. Çünkü tutuklandığı zaman Charles’in emirlerini yerine getirmeye çalışarak halka aile namına tazminat vermektedir. Darney, şerefli bir düşünceyle, Fransa’ya giderek bir şeyler yapmaya karar verir.
Böylece, Paris’e Tellson bankasının bu şehirdeki bir işini yönetecek Jarvis Lorry ile birlikte gider. Darney, şehre gelir gelmez, ülkeye dönen bir aristokrat diye tutuklanır. Haber İngiltere ulaşır ulaşmaz, Lucie ve Manette, yardım için Fransa’ya giderler. Bastille zindanında uzun yıllar hapsediln Dr.Manette, bu olayın damadının kurtulmasına yardımcı olacağını düşünür.
Manette’ler Paris’e geldiği zaman terör rejimi tam bir egemenlik kurmuştur. Kana susamış ihtilâlciler, yaşlı doktora saygı gösteriyorlarsa da, Defarge’lerin St.Evrémondé ailesi mensuplarına besledikleri nefret öylesine derindir ki, Darney mahkeme önüne çıkarılmadan önce, bir buçuk yıl hapis yatar.Bütün bu süre zarfında Lucie kocasını göremez.
Darney, sonunda mahkeme önüne çıkarılır. Bn. Defarge mahkeme salonunun ön sırasında oturur, şeytani atkısını örer ve Darney’in öldürülmesini ister. Charles, St. Evrémondé’lerle hiçbir alışverişi olmadığını söyler ve gerçekte ailenin servetinin yıllarca zarar verdikleri halka geri verilmesini emrettiğini söyler. Halkın saygı duyduğu Dr. Manette adının lehine konuştuğu zaman, mahkemedeki dinleyiciler kendisini alkışlarlar. Darney serbest bırakılır.
Mahkeme kendisini serbest bırakmakla beraber, Darney’in Fransa’dan İngiltere’ye gitmesine izin vermez. Manette’ler bu zaferi henüz kutlamamışlardı ki, Darney yeniden tutuklanır. Defarge’ler ve kimliği belirtilmeyen esrarengiz bir tanık onu, halk düşmanlığıyla suçlamıştır. Darney, hücresinde teselli edilemez bir durumda kendisini suçlayanın kim olabileceğini, Lucie’nin eski sadık himetçisi Bn.Pross , uzun yıllardır görmediği kayıp kardeşini Paris sokaklarında görür. Bu senelerce önce İngiltere’deki mahkemede Darney aleyhine tanıklık yapan hain John Barsad’dır.
Şimdi, Sydney Carton da Paris’tedir. İhtilâlcilerin bir casusu olarak Barsad’la görüşür. Kendisini, daha önce İngiltere için casusluk yapmış biri diye teşhir edeceği tehtidinde bulunarak, onunla gizli bir antlaşma yapar.
Darney’in yeni mahkemesinde, Mr. Deuarge, St. Evrémonde’ları iğrenç suçlamalarla karalayan bir liste çıkarır. Adam, Dr. Manetta’yı da, Darney aleyhindeki tanıklar arasında gösterir. Bu önemli belge, ihtiyar doktor tarafından Bastille’deki hapis hayatı sırasında yazılmış ve ihtilâlciler burasını ele geçirdikleri zaman Defarge, Dr. Manette’nin hücresinde bulmuştur.
Belgede St. Evrémondé Markisinin dehşet saçan bir suçu nasıl işlediği ve tutuklandığı anlatılmaktadır. Soyluların hukukuna göre Markis Bn. Defarge’in kız kardeşi yoksul bir kızın ırzı geçmiştir. Kız ölüm döşeğindeyken Dr. Manette Evrémondé ailesini lanetlemektedir.
Uzun yıllar unutulan bu belgenin hakimler üzerinde etkisi olur. Bunu yazdığını reddetmesine ve hakimlerden merhamet dilemesine rağmen, Dr.Marnette’nin sözleri göz önüne alınmaz Darney’in atalarının işlediği suçların cezasını çekmesi kanaatiyle 24 saat içinde giyotinle öldürülmesine karar verilir.Fakat yıllardı kendisini terkeden Sydney Carton, şimdi sevdiği kadının kocası adına hareket etmeye karar verir.Şantaj yaptığı Barsad’ın yardımıyla, Barney’in hücresine girmeyi başarır. Kendisi ile elveda içkisi içeceğini söyleyerek Barney’in içkisine uyuştutucu madde katar ve onunla elbiselerini değiştirir. Mahkuma çok benzediğinden Carton, Darney’in adına giyotin altına yatacaktır.

Bu arada Bn.Defarge Lucie’nin küçük kızı da dahil bütün aileyi ihbar etmek için Manette’nin evine gider. Bn.Pross Darney’ler Fransa’dan kaçarken onun onları yakalamasını engeller. Bu sırada Bn.Defarge Bn.Pross’la boğuşurken kendi silahıyla kendini öldürür.
Tüm bu olaylar olurken Carton giyotine götürülüyordur. İdam anı gelip giyotin düşmeden önce söylediği söz aynı zamanda kitabında sonu olur:
“Şimdiye kadar yaptığım her işten çok daha iyi bir iş yapıyorum.Şimdiye kadar böyle bir huzura kavuşmamıştım.”

Karakterler Hakkında Bilgi:
Dr.Alexandre Manette: Bir zamanların güçlü parlak doktoru;Bastille zindanında geçirdiği on sekiz sene sonunda hemen hemen yıkılmıştır.
Lucie Manette: Dr. Manette’nin kızı,Darney’in karısı;kocasına ve ailesine bağlı bir kadın.
Charles Darneyt.Evrémondé Markis’ininin ve aristokratların zulmüne karşı cephe alan yeğeni.
Sydney Carton:Kendi kendisini yıkan,fakat parlak bir avukat.
Madam Defargeristokratlardan intikam almaktan başka bir şey düşünmeyen biri.
Bn.Pross:Lucie’nin kaba ve güçlü hizmetçisi ve arkadaşı.

Yazar Hakkında Bilgi:
Charles DİCKENS
1812 yılında Landport’ta doğdu.İngiliz edebiyatının en ünlü yazarlarından biridir.Doklarda çalışan küçük bir memurun oğludur.Çocukluğu sıkıntılar içinde geçti.Babasının hapse girmesi nedeniyle iyi bir öğrenim yapamadı.Küçük yaştan itibaren hayatını kazanmak zorunda kaldı.Bir noterin yanına katip olarak girdi;kendi kendini yetiştirdi.Mizah yanı çok güçlü bir insandı.”Boz” takma adıyla yayınladığı resimli mizah hikayeleri çok beğenildi. Oldukça üretken bir yazar olarak tanımlanır.Özellikle toplum sorunlarını işledi. Romanda kişiler basit tabakalardan seçilmesine rağmen, davranışları, karakterleri, konuşmaları ile günlük hayatta sık sık rastlanan kişilerdir. Aslında bu kişilerle İngiliz toplumunun düzeltilmesi gereken kurumlarını; sözgelimi borçlu hapishaneleri, fabrikaları, yatılı okullar gibi konuları eleştirmiştir. Bu yönüyle bir sosyal reformcu yazar niteliği göstermektedir. Bu tutumuyla hükümeti harekete geçirmeyi umut ediyordu. Kendisinden sonra gelen bir çok sanatçıyı etkiledi.1870 yılında öldüğü zaman büyük adamlar için ayrılan Westminster Abbey mezarlığına gömüldü.

Ağu 14

Zeliş Özeti NECATİ CUMALI
1. ROMANIN KONUSU:

Zeliş adlı köylü kızının Cemal adlı bir delikanlıya duyduğu aşk, babasının cehaleti yüzünden çektiği acılar ve zavallının anlayışsız insanlarla geçen anıları anlatmaktadır.

2. ROMANIN ÖZETİ:

Zeliş, geçimlerini tütüncülük ile sağlayan bir ailenin kızıdır. Zeliş, bir gün, evde otururken, keçiler urganını koparır ve biraz uzakta oturan komşularının tarlasının bir bölümüne zarar verir. Zeliş keçisinin kaçtığını anlar ve etrafta onu arar. Keçilerinin girdiği tarlada Cemal isimli bir genç ile tanışır. Birbirlerinden etkilenirler. Sürekli birbirlerini düşünmekten kendilerini alıkoyamazlar. Fakat Zeliş’in babası Recep, Zeliş’i arkadaşı Bekir ile evlendirmeye söz vermiştir. Aslında Bekir’e borçludur ve bu yüzden Zeliş’i Bekir’e vermek istemektedir. Zeliş ise bu olyların farkında değildir.

O yöredeki halkın bir araya gelip eğlendikleri bir gece Zeliş ile Cemal sürekli gözgöze geldiler ve birbirleri ile konuşabilmek için kendilerinde cesaret aradılar. Daha sonra kendilerini toparladılar ve kalabalıktan ayrılıp kimsenin olmadığı bir yerde bir araya geldiler. Recep ise Zeliş’i bir an önce Bekir ile evlendirmeyi planlamaktadır. O yörede yaşayan Yaşar adlı bir genç Zeliş ile Cemalin birbirlerni sevdiğini fark eder. Onları ayırabilmek için ortalığa bir çok dedikodu yayar. Bekir ise söylentilere oldukça kızmıştır. Zeliş’in ona karşı davranışları ise söylentileri doğrulamaktadır.

Cemal ile Zeliş köydeki dedikodular yüzünden aileleri tarafından sıkıştırılmışlardır. Bu yüzden de mektuplaşmaya başlarlar. Bir süre sonra Cemal’in Zeliş’i kaçıracağı dedikodusu bütün yöreyi sardı. Bu sırada o yörede sevilmeyen Fehmi Has isimli birisi ve Yaşar, Bekir’i Zeliş’i kaçırmak konusunda ikna ettiler. Zeliş’im babası kaçırma işinin kendisinin göremeyeceği bir yerde gerçekleşirse bu olaya göz yumacağını söyler. Böylece babası da kızının kaçırılmasına izin verdi dedirtmeyecekti.

Bekir ve arkadaşları bu planı kurarak araba bulmuşlardı. Zeliş’i kaçırmak için evden uzaklaşmasını bekliyorlardı. Zeliş’in kardeşi Rabiya ise arabayı görmüş, koşturarak kaçırılacağını ablasına haber vermişti. Zeliş ise evden çıkıp doğruca Cemal’in evine koşmaya başladı. Cemali bir an önce bulup kaçmaları gerekiyordu. Cemal, Zeliş’in koşturarak geldiğini görmüş ve durumu anlamıştı. Cemal Zeliş’in kolundan tutup dağlara doğru kaçmaya başladılar. Gözden kaybolduklarında akşam olmuştu. Cemal geceyi geçirebilmek için bir tanıdık bulması gerektiğine karar verdi. Geceyi askerde olan çocukluk arkadaşının evinde geçirmeye karar verdiler. Bekir ve arkadaşları Cemal hakkında suç duyurusunda bulundular. Cemal’in bu işi babası ile planladığını ve Cemal ile babasının kızı birlikte kaçırdıklarını söylediler. Böylece Cemal’in babasını hapse attırıp Cemal’i ortaya çıkarmayı planlıyorlardı. Fakat olaylar onların istediği gibi gitmedi. Cemal’in babası onu çok seven bir arkadaşı sayesinde hapisten çıkarıldı.

Zeliş ile Cemal ise zengin bir çiftçinin yanında çalışmaya başladılar. Onlara işveren bu adam bir süre sonra onların evden kaçtıklarını anlar ve onları jandarmaya ihbar eder. Jandarma Cemal’i tutuklar ve hapse atar.

Cemal’in duruşmasında Zeliş, Bekir ve arkadaşlarının bütün yaptıklarını anlatır. Bu olaylara seyirci olan iki ailenin tanıdıkları Recep’i şikayetini geri çekmesi için ikna ederler. Böylece Cemal kurtuldu ve Zeliş ile evlendiler.

3. ROMANIN ANAFİKRİ:

İnsanlar çocuklarını istemedikleri biri ile evlendirmeye zorlamamalı, onların isteklerine kulak vermelidir. Birbirlerini seven iki genci kimse ayırmamalıdır.

Hiçbir zaman sürü psikolojisiyle bir yere takılıp gitmemeliyiz. Yaptığımız her hareketi, söyleyeceğimiz her sözü inceden inceye düşünmeliyiz.

3. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:

ZELİŞ: 16-17 yaşlarında oldukça iyi kalpli, çalışmayı seven, kimseden korkmayan genç bir kız.

CEMAL: Zeliş’in sevdiği delikanlı.

RECEP: Zeliş’in babası. Recep, Zeliş’i kendi menfaatleri doğrultusunda evlendirmeye çalıştığı için anlayışşız bir baba rolündedir.

FEHMİ HAS: Çevresinde sevilmeyen, içkici ve kumarbaz bir insan .

YAŞAR: Zeliş’e aşık olan bir delikanlı. Zeliş ile Cemal’i birbirinden ayırmaya çalışan kötü bir insan karakterini canlandırmaktadır.

4. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Kitapta aşık olan iki gencin birbirlerine duydukları sevgi çok güzel bir şekilde anlatılmıştır. Yaşanılan olaylar oldukça sade ve anlaşılır biçimde anlatılmıştır. Duygusallıktan hoşlanan arkadaşlarıma okumalarını tavsiye ederim.

5. ROMANIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

Necati Cumalı ,1921 Yunanistan doğumludur.Şair,öykücü ve oyun yazarıdır.Ürün verdiği türlerin hepsinde başarı göstermiştir.Oyunları en çok sahnelenen Türk yazarlarından birisidir.Ortaöğretimini İzmir Atatürk Lisesi ,yüksek öğretimini Ankara Hukuk Fakültesinde tamamladı.Milli Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğ’ünde çalıştı.İzmir ve Urla’da avukatlık ,ardından iki yıl Paris Basın Ataşeliğin’de memurluk ve İstanbul Radyosu’nda redaktörlük yaptı.

Sevgi, sevinç, özlem gibi bireyin güncel kaygılarıyla birlikte, çağın toplumsal sorunlarını da ele aldı. Necati Cumalı roman ve öykülerinde özellikle Ege yöresindeki kasaba ve kırsal kesim insanlarının sorunlarını işledi.Tütün zamanı, Zeliş, Yağmurlar ve Topraklar, Acı Tütün ,Ay Büyürken Uyuyamam, Yağmurlu Deniz, Tufandan Önce önemli yapıtlarıdır.

« Previous Entries